27 Ocak 2021 Çarşamba 659 Okunma

Evet... Tam da belediyenin görevidir!

-Eskişehir Büyükşehir Belediyesi üretim tesislerine on binlerce dut fidanı yetiştiriyor.
Yetiştirdiği fideleri ürercilere ücretsiz dağıtarak İpek Böcekçiliğini yeniden canlandırma adına önemli bir misyon üstleniyor.
-Aynı Eskişehir Büyükşehir Belediyesi on binlerce Marul ve Domates fidesi yetiştirip, üreticilere ücretsiz dağıtıyor.
Çiftçi bu fideler sayesinde ürün yetiştiriyor, satıyor, para kazanıyor.
-Aynı Belediye Manda yetiştiriciliğini yaygınlaştırma adına hayvancılık yapan çiftçiye Manda veriyor.
-Aynı belediye, üreticilerden aldığı süt ve yumurtaları büfelerinde halka ulaştırıyor, aynı büfelerde ucuz ekmek satıyor.
Üretici memnun, vatandaş memnun, belediye memnun.
Üstelik, ülkede bu uygulamaları ilk başlatan belediyelerden biri olan Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, başarıyla yürüttüğü bu uygulamalarıyla örnek de oluyor.,
Zira.
Özellikle İzmir ve İstanbul Belediyeleri, Eskişehir belediyesinin denenmiş  ve başarı sağlamış bu uygulamaların birer benzerlerini şehirlerinde uyguluyor.
***

Buna rağmen, Büyükşehir Belediyesinin söz konusu kırsalı güçlendirme, çiftçiyi kollama ve üretimi arttırmaya yönelik uygulamalarına eleştiri geliyor.
“Bu belediyelerin işi değil” diyorlar örneğin.
-”Belediye kendi işiyle uğraşsın. Tarımı Tarım Bakanlığına bıraksın” diyorlar mesela...
Önceki gün Ece Cansel de yazmış.
Yılmaz Büyükerşen için “Yaşarken efsane olmuş” nitelendirmesi yaptığı yazısında CHP’li belediye başkanlarının bir anlamda tarım, üretim ve tanzim satışı gibi projelerinin gereksiz olduğuna vurgu yapıp şöyle diyor;
- “CHP'li belediyeler galiba yeni bir 'tarıma dayalı belediyeci iktisadi kalkınma modeli' kurmak istiyorlar. CHP'nin çalmadan çalışan belediye başkanlarını çok takdir ediyorum.Ama kurdukları modeli sakıncalı buluyorum.Belediyeler ne tarımda, ne ticarette, ne ekmekte,ne de ette ve sütte risk alan girişimcinin rakibi olmamalıdır”
Kısacası o da “Bu iş belediyelerin işi değil” diyor.
***
Ben bu eleştirilere katılmıyorum.
Başta Eskişehir Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, onun yolundan yürüyen diğer CHP'li belediyelerin kırsalı ve üreticiyi destekleyen projelerini son derece olumlu ve yararlı buluyorum.
Neden mi?
Çünkü belediyeciliğin en bilinen tanımı şöyle der; “Belediye insanın doğumundan ölümüne kadar gereksinim duyduğu tüm ihtiyaçları karşılamakla yükümlüdür”
Bu tanımın içine, belediye sınırları içinde yer alan çiftçi ve üretici de dahil her vatandaş girer.
Kaldı ki; belediye, komşuda yangın varsa “bana ne” diyebilecek bir kurum da değildir.
Çitçinin üretimine yardımcı olmak, hayvancının işini kolaylaştırmak, üreticiden aldığını vatandaşa ucuza ulaştırmak da belediyenin asli görevlerinden biridir bana göre.
Bu durum bazıları tarafından ne kadar eleştirilse ve yanlış bulunsa da, bana göre belediyelerin belki de yaptığı en faydalı işlerden biridir üreticiyi destekleyip, üreticinin ürettiklerini halka ulaştırabilmek...


.....


Vatandaş memnuniyetini
arttırmak. Şikayetleri
 en aza indirmek...


Oğuzhan Özen öncesinde Anadolu Üniversitesi’nde,  99 yılından bu yana da belediyede,  Yılmaz Büyükerşen'in yanında olan bir isim.
Nereden baksanız 30 yılı aşkın Büyükerşen ile birlikteliği var.
En son Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği görevini yürütüyordu.
Geçtiğimiz günlerde ESKİ gibi önemli bir kurumun genel müdürlüğü görevine getirildi.
Getirildiği görev, vatandaşa hizmet ve bu hizmetin vatandaş nazarında  memnuniyetin ön planda olduğu bir görev.
Zor, yıpratıcı, meşakkatli...
Çeşmeden akan sudan, evin kapısına gelen Kalabak suyuna, yer altı şebeke hattından su yükleme işine kadar geniş kapsamlı bir çalışma alanı mevcut.
Özellikle Eskişehir'in gelecekteki su ihtiyacının tesis edilmesi gibi son derece önemli bir görev de kendisini bekliyor...
Önceki gün “Hayırlı olsun” diye aradık.
Kısa konuşmamızdan çıkarttığımız, çiçeği burnunda genel müdürün ilk odaklanacağı noktanın, içme ve kullanma suyu ile ilgili olarak vatandaş memnuniyetini daha da arttırmak ve kurumu; şikayetin en aza indirgendiği bir kurum haline getirmek olduğunu hissettik.
Başarılı olması temennisiyle Oğuzhan Özen'e yeni görevinde başarılar diliyoruz...


.....


Doğru tespit, yerinde öneri…


Özel okul sahiplerinden, aynı zamanda Ticaret Odası Eğitim ve Rehabilitasyon Komitesi üyesi Serkan Can Zengin söylemiş…
-“Özellikle öğrencilerle çok yakın olmak zorunda kalan rehabilitasyon merkezi ve Anaokulu öğretmenleriyle, öğrencileri ile bütün gün yan yana direksiyon dersi vermek durumunda kalan sürücü kursu öğretmenlerinin öncelikli aşı olma kapsamına alınması acilen gerekiyor”
Doğru bir tespit, doğur bir öneri…
Tüm öğretmenler olmasa bile salgın sürecinde görevlerinin başında olan Rehabilitasyon merkezi, Anaokulu ve sürücü kursu öğretmenlerine aşılamada öncelik mutlaka tanınmalı…


.....


Kim yanlış biliyor?


Cumhurbaşkanı sektör temsilcilerini kabul ediyor…
Esnafından sanayicisine kadar hemen her kesimin en yükseğinde bulunan temsilcileri Cumhurbaşkanına bu buluşmada dertlerini ve isteklerini sıralıyor.
Bunu yaparken de “Müşkül durumdayız. İşyerleri kapanıyor” diyor.
Cumhurbaşkanı “Nereden çıkartıyorsunuz bunu!” diyor önce…
Ardından da…
-“Kapanan işyeri falan yok” diyerek kestirip atıyor…
Şimdi…
Ya “Müşkül durumdayız. İşyerleri kapanıyor” diyen doğru söylemiyor…
Ya da “Nereden çıkartıyorsunuz bunu? Kapanan işyeri falan yok” diyen Cumhurbaşkanı…
Ya sektör temsilcileri kapanan işyeri olmamasına rağmen, işyerlerinin kapandığını söyleyip geziyor.
Ya da Cumhurbaşkanı işyerleri kapanmasına rağmen “Kapanan yok” demekte ısrar ediyor…
Kim bilir?
Belki de cumhurbaşkanına kapanan işyeri olmadığı söyleniyor…
Sonuç olarak…
Bir taraf kesinlikle doğru söylemiyor!


.....


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


Adam, avlanmanın son derece yasak olduğu, yakalanınca çok yüklü para cezalarının kesin uygulandığı milli parkta, göl kenarında, kucağında kocaman bir balık ile parkın polis müdürüne yakalanmış..
"Avlanma izniniz var mı?.." diye sormuş, polis müdürü..
"Yok.." demiş adam, "Gerek de yok çünkü bu balığı ben evimde besliyorum.
Her gün buraya gelip gölde bir müddet yüzdürüyorum, ıslık çalıyorum dönüp geliyor, alıp eve götürüyorum.."
"Tamamen palavra..!" demiş polis müdürü, "Balıklar bu dediğinizi yapamaz.." "İnanın bu gerçek efendim.. İsterseniz göstereyim.."
"Tamam.. Görelim bakalım.."
Adam balığı gölün derin sularına bırakmış, aradan birkaç dakika geçmiş, polis müdürü adama dönüp "Evet?" demiş
"Evet ne?"
"Ne zaman geri çağıracaksın?"
"Neyi?"
"Balığı.."
"Hangi balığı?.."