24 Şubat 2021 Çarşamba 575 Okunma

Hiçbir AK partili…

Konuştuğum, görüştüğüm, sohbetine denk geldiğim hiçbir AK partili;
-Cumhurbaşkanının “Kapanan işyeri yok” sözünü inandırıcı bulmuyor.
-Açıklanan enflasyon rakamlarına inanmıyor.
-3 kişi bir araya geldiğinde ceza yerken, parti il kongrelerinin yapılmasına anlam veremiyor.
***
Hiçbir AK partili…
-Oteller açıkken küçük esnafın işyerinin kapalı olmasını onaylamıyor.
-Vatandaşı sosyal mesafe konusunda sürekli uyaran sağlık bakanının, katıldığı cenazede yüzlerce insanın içinde ve dip dibe oluşuna bir anlam veremiyor.
-“Refah düzeyimiz yükseliyor “ sözlerini inandırıcı bulmuyor.
***
Hiçbir AK Partili…
-Kısa süre içinde herkesin aşılanacağına ilişkin yapılan açıklamalara inanmıyor.
-Görevden alınan maliye eski bakanı Berat Albayrak’ın başarılı olduğuna yönelik açıklamalarına bir anlam veremiyor.
-Atamalarda liyakatin olduğuna ilişkin söylemleri inandırıcı bulmuyor.
***
Ama gelin görün ki; hiçbir AK partili, inanmadığı, inandırıcı bulmadığı ve anlam veremediği tüm bu yaşananlara yönelik düşüncelerini yüksek sesle söylemiyor, söyleyemiyor.
Sohbetlerde falan bir çoğu  “Yanlış ama” diye başlayıp, yanlışı kabullenen cümleler kuruyor…
Bir çoğu da, yanlış olduğunu bilmesine rağmen, yanlışın içinde doğrular arama peşinde koşuyor….


.....


Tasarrufu nasıl keşfederiz?


Aile reisi ya da aile bireyleri tarafından evin ekonomisi şöyle yapılır:
Önüne bir kağıt ve kalem alırsın…
Kağıdı, ortasından bir çizgiyle ikiye bölersin.
Bir tarafa gelirleri, diğer tarafa giderleri yazarsın.
Gelirler, bir ya da birkaç kalemden ibarettir.
Maaş ya da maaşlardır örneğin, kira geliri falandır.
Bunları alt alta yazıp, toplayarak, eve giren para miktarını yazarsınız en alta.
Diğer tarafa da giderleri yazarsın…
İşte kağıdın bu tarafı, gelirler kısmında olduğu gibi öyle birkaç kalemi aşar…
Elektrik’ten doğalgaz’a, ulaşımdan, su, telefon, Pazar, market’e kadar aklınıza gelebilecek tüm harcamaları kapsar bu bölüm.
Onları da alt alta topladığında, ortaya bir rakam çıkar…
Gelir ile giderin birbirinden çıkartılması sonucu ortaya çıkacak rakam ise sizi ya rahatlatır, ya da sıkıntıdan ter basmasını sağlar.
Şöyle ki…
Geliriniz yetiyor ve artıyor ise o ayınızı kurtarmışsınız demektir.
Geliriniz giderinize yetmiyor ise bu defa o ayınız batmış demektir.
Gelir yetiyorsa mesele yok.
Fakat gelir gideri karşılamıyorsa acil olarak almanız gereken bazı tedbirler var.
Eğer kenarda köşede birikiminiz yoksa satacak savacak bir şeye de sahip değilseniz, almanız gereken en basit tedbir “Tasarruf” dur…
Öncelikle “Şu gereksiz harcamalara bir son verelim” dersiniz örneğin…
Mesela bazı zevk ve eğlencelere ara verirsiniz…
Market ve Pazar alışverişlerini daha dikkatli yaparsınız…
Kısacası…
Ayağınızı yorganına göre uzatmayı alışkanlık hatta yaşam tarzı haline gelirsiniz.
Üç kişilik bir ailenin açık veren ve bir türlü toparlanamayan bütçesi bile, tasarrufun keşfedilmesiyle rayına girer.
Başkalarına muhtaç olmadan yaşarsınız.
Başkalarının sizi kullanmasına imkan vermemiş olursunuz.
Başkalarının sizi sömürmesinin önüne geçmiş olursunuz.
Belki rahat ve ferah bir yaşamınız olmaz ama neticede kimseye de el-avuç açmamış olursunuz.
Meselenin halli, yukarıda da söylediğimiz gibi, tasarrufun keşfedilmesi ve ciddi biçimde uygulanmasındadır.
Merak ettiğimiz…
Üç kişilik bir aileyi bile içinde bulunduğu durumdan kurtaracak olan tasarruf’u devlet hala niçin keşfedemiyor?
Ülkenin geliri, giderinin altında olmasına rağmen imkanlar hala niçin bol bol harcanıyor?
Makam araçlarından tutun da, lojmanlar, plajlar, saraylar hala neden duruyor?
Var olanlar yetmiyormuş gibi, niçin bunlara her geçen gün yenileri ekleniyor?
Şu artık açıkça görülüyor.
Devlet tasarrufu keşfetmedikçe ülke her geçen gün daha da kötü bir duruma düşecek.
Üstelik…
Üç kişilik bir ailenin bile aldığı tedbirleri alamayan yöneticiler sayesinde olacak bütün bunlar…


.....


Üretim yapmak için direnenler!


Adamın tarlasını işleyeceği traktörü icra ile alınmış, adamcağız “komşudan falan alacağız, olmazsa kiralayacağız. Ne yapalım? Bu da bizim işimiz. Elde avuçta kalmayıncaya kadar uğraşacağız” diyor…
Adamın tarlasına atacağı gübreyi almaya parası yok. Aldığı kredileri ödeyemez hale gelmiş. “yapacak bir şey yok. Borç harç işleyeceğiz bir şekilde” diyor.
Adamın tarlasına taktığı sulama boruları, yol açacağız diye devlet kurumları tarafından kırılmış.
Adamın durumu izah etmek için gitmediği hiçbir kurum kalmamış.
En sonunda “madem beni dinlemiyorlar bu ülkede, ben de Japonya’ya derdimi anlatayım “ diye Japonya büyükelçiliğine müracaat etmiş.”Ne yapayım? Üretmek istiyorum” diyor.
Örnekleri daha da çoğaltmak mümkün.
Örnekler çoğaldıkça ortaya şöyle bir durum çıkıyor;
Ülkede üretmek için insanlar can atarken, birileri aynı insanların üretmemesi için her şeyi yapıyor sanki…


.....


Bugüne kıssadan hisse olsun…


Bakanlardan biri yanına Vali’yi de alarak köyleri dolaşmaya çıkmış.
Kucağında bir eşek yavrusuyla yolda yürüyen bir adam görürler…
Bakan “şu köylüye biraz sataşayım da eğlenelim” den.
Vali “Aman! Bu köylüler lafın altında kalmaz. Mahcup olmayalım” diye uyarır.
Bakan “korkma mahcup olmayız. Ben yıllarca nice okullarda okudum. Kültürlüyüm. Cahil bir köylü mü beni alt edecek?” diye ısrar eder.
Şatafatlı makam aracını durdurup, köylüye yaklaşıp sorar bakan;
-“Nereye böyle kucağına da yavrunu almışsın?”
Köylü bir bakana bir de vali’ye bakar.
-“Okula yazdırmaya gidiyorum” der önce…
Ardından da…
-“Çok okursa Bakan, az okursa Vali olsun diye” cevabını verir.


.....


BİRAZDA GÜLMEK LAZIM


Yavru kutup ayısı babasının yanına gelip sormuş
"Baba ben gerçekten kutup ayısı mıyım?"
"Elbette yavrum nereden çıkardın bunu?"
"Allah Allah?!.." deyip gitmiş yavru ayı.
Bu sefer annesinin yanına gitmiş ve sormuş,
"Anne ben gerçekten kutup ayısı mıyım?"
"Tabii evladım kutup ayısısın."
Yine "Allah Allah?!.." deyip, yeniden babasının yanına gitmiş yavru ayı.
Bir daha sormuş "Yaa baba Allah aşkına doğru söyle bak beni evlatlık falan almadınız degil mi? Yani ben sizin öz oğlunuzum."
Baba dayanamamış artık "Oğlum dedim ya sana bizim oğlumuzsun diye, hem sen neden ikide bir soruyorsun ki bunu?"
Yavru ayı: "Yav donuyorum baba, donuyorum..."