2 Mart 2021 Salı 538 Okunma

Üçüncü bir seçenek yok!

Sağlık Bakanı Koca, 16 Şubat günü il il sağlık verilerini açıkladığında, Eskişehir’in karşısında “yüzde 31” rakamı vardı…
Bu “Her 100 bin kişiden 31’inin virüs taşıdığına” işaret ediyordu…
Diğer illerle kıyaslandığında Eskişehir’in rakamları iyi sayılabilecek bir rakamdı.
Zira…
Bu oran Eskişehir’i risksiz şehirlerarasına sokuyordu.
Dahası…
Bu oran aynı zamanda Eskişehir’in, normalleşme sürecine ilk geçebilecek iller arasında yer almasına da neden olabilecek bir orandı.
***
Ama ne olduysa oldu birkaç gün içinde…
17 ve 18 Şubat günleri Eskişehir’deki vaka sayıları oranı yüzde 31’den, yüzde 35-36’lara çıktı…
Her geçen gün de bu oran artış gösterdi.
Geride bıraktığımız hafta sonu Eskişehir’deki rakamlar yüzde 56’ları buldu…
Geride bıraktığımız pazartesi günü, yani dün, vatka sayısı oranı yüzde 47’lerde geziyordu.
Eskişehir bir anda “Güvenli şehirler” arasından çıkıp, “Riskli şehirler” arasına giriverdi…
***
Bilindiği üzere, şehirlerdeki normalleşme adımları, o şehrin mülki idaresi tarafından, o şehirdeki vaka sayı oranlarına göre atılacak…
Normalleşme adımları, vaka sayı oranı az olan şehirlerden başlayacak…
Vaka sayı oranı artış gösteren ve “Güvenli olmaktan hızla uzaklaşan Eskişehir’de, normalleşmeye yönelik adımların bu rakamlarla atılması mümkün değil…”
Sonuç olarak iş yine bu şehirde yaşayanlara düşüyor…
Ya, vaka sayılarını düşürüp, şehirde yaşayanlar olarak normalleşme sürecine yavaş yavaş dönmeyi hak edeceğiz…
Ya da…
Vaka sayı oranını şimdi olduğu gibi arttırıp, şehir olarak normalleşme sürecine veda edeceğiz…
Üçüncü bir seçenek maalesef yok…


....


Hoca’dan
 sonrası!


Yılmaz Büyükerşen 99 seçimlerinde Eskişehir Büyükşehir belediye Başkanı oldu…
2004 seçimlerinde de ikinci kez seçildi…
 “Hoca’dan sonrası” hesapları işte 2004 seçimlerinden sonra başladı…
“bir dahaki seçime aday olmaz-olamaz” varsayımı ister istemez hesap yaptırmaya yöneltti…
İşin enteresan tarafı;
Bu hesaplar sadece CHP içinde değil, AK parti içinde de yapılır oldu…
Hesap yapanlar, Hoca’dan sonrasının hesabı doğrultusunda yol haritası çıkarttı.
Ancak…
Hesaplar tutmadı, yol haritaları şaştı!
Zira…
Yılmaz Büyükerşen 2009 seçimlerinde 3’ncü kez belediye başkanı seçildi.
Aynı film bir 5 yıl daha devam etti.
Yılmaz Büyükerşen 2014 seçimlerinde 4’ncü kez belediye başkanı oldu…
Aynı film bir 5 yıl daha devam etti…
Yılmaz Büyükerşen 2019 seçimlerinde 5’nci kez belediye başkanı seçildi…
Bu süreç içinde Hoca’dan sonrasının hesabını yapanlar değişse de, hesap her defasında değişmedi…
Görünen o ki, şimdilerde aynı film devam ediyor…
Her seferinde olduğu gibi “bu defa aday olmaz-olamaz” dan yola çıkılarak hem CHP’de hem de AK parti’de hoca’dan sonrasının hesapları yine konuşuluyor…
2024 seçimlerinde ne olur bilemiyoruz tabii ki…
Aday olmazsa mesele yok…
Ancak…
Olur ya, aday olur ve yine kazanırsa, Hoca’dan sonrasının hesabını yapanların durumu, Temel’in hep aynı filmi izleyip, filmin her defasında aynı şekilde bitmesine şaşırdığı bir hale dönüşecek sanki…


....


Eskişehir’e ne sıra
geliyor ne de bakan!


Eğer 2007 yılından bu yana söz verilen Güney Çevre Yolu bugüne kadar yapılmış olsaydı:
Ankara’dan gelişte yol  Kanlıpınar Göletine gelmeden ayrılacak, Sarısungur’un arkasından geçerek Kızılinler civarından Kütahya Yoluna bir bağlantı sonrasında ise Çukurhisar civarındandan Bursa Yolu’na bağlanmış olacaktı.

***
Eğer Kuzey çevreyolu şimdiye kadar yapılmış olsaydı:
Projeye göre yol, Sarıkavak ve Paşakadın Mahallelerinden başlayıp, Balçıkhisar, Topkaya, Uyuzhamam- köyü, Aktepe, Gökçeoğlu gibi mahallelerden geçerek Alpu yakınından geçecek. Yol daha sonra, Türkmentokat, İmişehir, Kanlıpınar, Yassıhöyük, Sevinç, Gökdere, Ahiler, Cumhuriyet, Eskisekiören, Muttalip mahalleleri güzergâhında Tepebaşı’ndan ve kent merkezi yakınından geçecek. Kozkaya, Yukarısöğütönü, Kavacık ve Eğriöz mahallelerinden Çukurhisar’a ulaşacak olan yol, buradan Bozüyük istikametinde devam edecekti.

***
Her iki yolun yapımı halinde Marmara ve İç Anadolu Bölgelerini birbirine bağlayan ulusal öneme sahip bir ulaşım ağı yaratılırken, bölgede kesintisiz, erişim kontrollü, güvenli ve konforlu bir karayolu ulaşımına katkı sağlanacaktı.

***
En önemlisi de…
Eskişehir’in içinden geçen, şehri ikiye bölen ve adı çevre yolu olan yol, transit trafiği gün boyu taşımak zorunda kalmayacaktı…
Fakat bir türlü yapılmadı bu iki çevre yolu.
Üstelik defalarca söz verilmesine rağmen yapılmadı.
Her seçim öncesi, seçim vaadi olmasına rağmen yapılmadı.

***
Eğer birinden biri bugüne kadar yapılabilmiş olsaydı, bu gün Organize Sanayi, Şehir Hastanesi ve Fuar alanı yükünü taşıyan ve karşılıklı üç şeride çıkartılan yol tıkanmaz, şehir içi trafik ve ulaşım sorunu bu denli fazla hissedilmezdi.
Ama yapılmadı işte!
Üstelik söz ve vaatlere rağmen yapılmadı…
***
Yazının benzerini geçtiğimiz yılın başında kaleme almıştık.
Bu yazının sonrasında bile “Yapılacak-edilecek” vaatleri hız kesmedi.
Ama tahmin edileceği üzere yapılmadı da…
Şimdi…
Hemen her gün Ulaştırma Bakanının, Bakanlık hizmetlerini inceleme haberleri gelir mail olarak.
Biz de oradan Ulaştırma bakanının hangi gün hangi hizmeti incelediğini öğreniriz…
Birkaç aydır Ulaştırma Bakanının yaptığı inceleme gezilerine şöyle bir baktık da, bu incelemelerin neredeyse büyük bir çoğunluğunu başlayacak olan ya da yapımı devam eden yol inşaatları oluşturuyor…
Yani…
Eskişehir’de bir türlü başlamayan, Eskişehir dışında ne kadar şehir varsa yapılan ya da yapılacak  çevre yolları inşaatlarını inceliyor Bakan…
Eskişehir’in çevre yollarına  ne sıra geliyor, ne de bakan!


.....


Almanın değil
vermenin zenginlik olduğunu bilenlere…


Neyzen Tevfik soğuk bir kış günü aç sefil ortada kalır.
Sığınır bir Cami'nin şadırvanına ve bekler ki birisi onu görsün ve yardım etsin. Fakat hava soğuk gelen giden yok...
Çaresiz kalkar yerinden ve perperişan, kalacağı yere doğru yürümeye başlar.
O dönemin en varlıklı ailelerinden birinin gencecik oğlu askerden yeni gelmiştir ve O'nu görür ve halini anlar.
Genç adam o günün en büyük parasını cebinden çıkartır , takdim edecektir ama bir sorun vardır. Karşısındaki koskoca Neyzen Tevfik’tir.
Allah'ın deli ve veli bir kulu..!
Koca Neyzen'in sağı solu belli olmaz ki, bir bakarsın devlet başkanlarına kafa tutar bir bakarsın zamanın en zengin adamlarını yerin dibine sokar.
Delikanlı parayı buruşturup Neyzen'in ayaklarının dibine doğru hafifçe atar.. Sonra omzuna dokunup;
- 'Efendim paranızı düşürmüşsünüz. " der.
Neyzen gözleri zaten hasta, zar zor açıyor göz kapaklarını ve çocuğa bakıyor. Anlıyor tabii ki inceliği, zerafeti.;
-Ah be çocuk, ah be evladım...
O düşen sizin pırlanta kalbinizdir..
Nezaket, insanlık ne güzel şey…
Demek ki almanın da, vermenin de bir adabı varmış.
Almanın değil vermenin zenginlik olduğunu bilenlere ve karşılıksız sevenlere gelsin selâm..