8 Mart 2021 Pazartesi 686 Okunma

Bu işin sonu nereye varır?

Ortaya çıkan salgın nedeniyle, geçtiğimiz yıl Mart ayında evine kapanan insanlar, bir yıldır alışkanlıklarının çoğunu yapamadı…
Geçtiğimiz günlerde kademeli normal hayata geçiş ile birlikte, aynı insanlar  bir yıl sonra eski alışkanlıklarına dönmek istedi…
Aradan geçen bu bir yılda şöylesine şaşırtıcı bir tablo ile karşılaştı…
Örneğin;
Geçtiğimiz yılın Mart ayında, oturduğu kafede 7 liraya içtiği Türk kahvesinin bu Mart ayında 19 lira olduğunu gördü…
Geçtiğimiz yılın Mart ayında, sabah kahvaltı amacıyla 10 liraya aldığı tostun 25 lira, 7,5 liraya içtiği çorbanın 20 lira olduğunu öğrendi…
Geçtiğimiz yılın Mart ayında, öğlen 25 liraya yediği dönerin, bu Mart ayında,  içecekle birlikte 50 liraya yükselmiş olduğuna hayret etti…
Geçtiğimiz Mart ayında, arkadaşları ile birlikte oturduğu ve iki duble de bir şeyler içtiği yemeğin hesabı adam başı 100-150 lira tutarken, bu Mart ayında bu rakamın adam başı 350-400 lirayı bulduğuna şahit oldu…
Sonuç olarak…
Salgın nedenliyle yaklaşık bir yıldır eve kapanan insanların büyük çoğunluğu, bir yıl aradan sonra yapmaya kalktığı eski alışkanlıklarının artık pahalı birer alışkanlık olduğuna şahit oldu…
Dahası…
Kısıtlamalar nedeniyle bir yıldır yerine getiremediği ve özlemini çektiği alışkanlıklarının, kısıtlamalar kalkmış olsa da,  aynı alışkanlıklarını bundan böyle eskisi gibi yerine getiremeyeceğine ikna oldu…
***
Sonuç olarak;
Aradan geçen bir yılda, insanlar dışarıda yeme alışkanlıklarının ne kadar pahalı hale geldiğini anladı…
Bunun sonucunda, eskisi gibi dışarıda yiyip içmeyeceklerine kanaat getirdi…
Böylece sözünü ettiğimiz bu insanlar alışkanlıklarına veda etti…
Bundan böyle alışkanlıklarını terk edip aynı alışkanlıklarını bir şekilde evlerinde karşılayacak…
Peki bu insanlara bu alışkanlıkları üzerinden hizmet vermek suretiyle geçimlerini sağlayan o tostçu, o kafe, lokanta ve mekan sahipleri ne yapacak?
Eski müşteri gelmezse o işyerlerini nasıl ayakta tutacak?
İşleri gerçekten zor…


.....


Olan şehrin inşaat
sektörüne oluyor…


Eskişehir’in merkezinde arsa kalmadı.
Kalan tek tük kupon araziler de bu yüzden her müteahhit firmasının ilgisini çekiyor…
Bir bakıyorsunuz, kalan bu tek tük güzel arazilerin birinin üzerine, adı sanı çok duyulmamış bir inşaat firması gelip tabelasını dikiyor…
Eskişehir’e yıllardır isim yapmış, güvenilir, mali açıdan düzgün firmalar dururken, tanınır ve bilinir olmayan bir firmanın sözünü ettiğimiz kupon arazi üzerinde inşaat yapacak olması şaşkınlık yaratıyor.
-“Bu kadar güçlü, tecrübeli ve güvenilir firma dururken, bu adı sanı olmayan firma bu arsayı nasıl aldı ki?” diye sormaya başlıyor işi bilenler.
Sonradan olayın hikayesi çıkıyor otaya…
Arsanın sahipleri, “Fırsat bu fırsat” diyerek,  asalarını güçlü, tecrübeli, güvenilir ve inşaatı sorunsuz tamamlayacak müteahhitler yerine, gücü, tecrübesi ve güvenirliği şüpheli olan müteahhitlere veriyor…
Güvenilir mütahhidin yapıp, teslim edeceği binaların yüzde 40-45’ine sahip olmak yerine, güvenilirliği şüpheli olan müteahhidin yapacağı ve teslim edeceği şüpheli binaların yüzde 55-60’ına sahip olma hayaliyle büyük riske giriyor…
Sonuç olarak…
-Arsa sahibinden yüzde 55-60 oranla yeri alan müteahhit, kafadan zarar ettiği inşaatı bitiremiyor…
-İnşaat bitmediği için arsa sahipleri daire ve dükkânlarını alamıyor.
-Arsa sahiplerinin aç gözlülüğü ile arsayı zarar edeceğini bile bile yüksek oranla alan müteahhit, şehirdeki arsa paylarının anlamsız yükselmesine neden oluyor.
-Şehrin güçlü, güvenilir ve tecrübeli firmalarının işi bozuluyor.
İşin tuhaf tarafı…
-Bitmeyen ve büyük anlaşmazlıkların çıktığı binaları sonunda bitirmek de, işte bu güçlü, güvenilir ve tecrübeli firmalarına kalıyor…
Netice itibarıyla…
Arsa sahipleri ile macera arayan müteahhitler el ele verip öyle işlere balıklama atlıyorlar ki, sonunda iki taraf da bu işten pişman oluyor…
Fakat…
Bunun sonucunda olan da şehrin inşaat sektörüne oluyor…


.....


 


Umursamaz toplum!


 


Temel Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş.
Diplomayı alır almaz taze bir doktor olarak memleketi Trabzon’a, üstelik evinin olduğu mahalleye hekim olarak atanır.
Heyecanla gider evine…
Zira ilk muayene edeceği hasta çok önemlidir.
Evde heyecanla yarının olmasını ve ilk hastasını muayene edeceğini hayal ederken birden kapı çalar.

***
Gelen komşuları Fadime teyzedir.
-“Uşağım ne olur şu Dursun amcana bir bak. İki gündür hasta yazık” der.
İlk hastasının komşusu olmasının hayal kırıklığıyla çaresiz gider komşu evine ve başlar Dursun amca ile konuşmaya.
-Dursun amca neyin var?
-İshal oldum galiba. Motor hiç durmuyor.
Bunun üzerine sevinir Temel. Ne de olsa ilk hastası  bir ilaçla tedavi edilecek bir rahatsızlık.
Ama gel gör ki, ishali kesecek olan ve çok iyi bildiği ilacın ismi bir türlü aklına gelmez…

***

Çantasını karıştırırken bir sakinleştirici ilaç olan xanax’ı bulur…
“nasıl olsa eve gidince ishal ilacının ismini hatırlarım” diye düşünüp, sakinleştiriciyi de Dursun Amca’ya içmesi için verip, “ben yarın yine kontrole geleceğim” diyerek evden ayrılır.
Böylece vaziyeti idare eder kendince.

***

Eve gelir gelmez Temel’in aklına ismini hatırlayamadığı ilacın adı gelir ama “yarın gider bakarım” diye düşünerek, tekrar komşuya gitmeye üşenir.
Ertesi gün doğruca gider komşu evine…
Dursun amca’nın kahvede olduğunu karısından öğrenince de kahvenin yolunu tutar.
Kahveye geldiğinde bir de bakar ki, Dursun amca masada arkadaşlarıyla oyun oynuyor…
Yanına gider, kulağına eğilir ve usulca:
“Dursun Amca nasılsın? Nasıl oldun?”
Dursun Amca cevap verir…
-“Valla uşağım. Belime kadar b…içinde yüzüyorum ama doğrusu bu durumu artık pek de kafama takmıyorum”

***
Toplumun, zaman zaman gelişen olaylar karşısında tepkisiz kalmasını sorguluyoruz ya sürekli…
Hatta…
Olaylar karşısında isyan etmesi gerekenlerin, olayları olabildiğince sakin karşılamasına şaşırıyoruz ya…
Dahası…
“Umursamazlığın bu kadarına pes” diyoruz ya çoğu zaman
Demek ki; birileri bu toplumu bir şekilde uyuşturuyor…
Uyuşan da kafasına hiçbir şeyi takmayacak hale geliyor demek ki…
Tıpkı fıkrada olduğu gibi…