9 Nisan 2021 Cuma 1029 Okunma

Tepebaşı’nın şanslı çocukları...

Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç’ın peşine takıldık önceki gün…
Aşağı Söğütönü’nde bulunan, Türkiye’nin ilk yeşil  enerji kullanan Yaşam Köyü’ndeydik önce…
İçinde, Sağlıklı Yaşlılar Konukevi, Alzhemier Konukevi,  İlköğretim Okulu, Engelliler Montaj Atölyesi, Belde Evi, Fizyoterapi ve Sanat Atölyelerinin bulunduğu Yaşam Köyü’ne, içinde Kreşin de olduğu Erken Çocukluk Eğitim Merkezi ilave edilmiş…
Belediye’nin başarılı uygulaması olan Çocuk ve gençlik Senfoni projesinin devamı, yani ikincisinin de buradan doğacak olması da söz konusu merkezi ayrıcalıklı bir hale getirmiş…
***
Buradan, Fatih Mahallesi’nde, yapımı neredeyse tamamlanan, Canan-Şükran Şeker Erken Çocukluk Eğitim Merkezi binasına geçiyoruz…
Dış cephesi, iç donanımı ve kapasitesiyle ayrıcalıklı olduğu bir bakışta anlaşılan merkezi geziyoruz bir süre…
Faaliyete geçmesiyle birlikte,  cıvıl cıvıl çocukların söz konusu merkezin içinde hem alacakları eğitimi, hem oynayacakları oyunları hem de yaşayacakları mutluluğu hayal edebiliyorsunuz…
Tabii ailelerin de aynı şekilde mutluluğunu…
***
Sırada Batıkent Hasan Ali Yücel Belde evi bünyesinde yer alan kreş var…
Psikolog desteğinin de bulunduğu kreşte çocukları, zihin ve el becerilerini geliştiren oyunları oynarken buluyoruz…
Öğretmenleri soruyor bir yandan oyun oynamayı sürdüren çocuklara “misafirimizin kim olduğunu biliyor musunuz?” diye…
-“Ben biliyorum” diyor 4 yaşlarındaki erkek olan… “Belediye Başkanı. İsmi de Ahmet”
Herkesin gülümsemesine neden oluyor bu söylediği…
Bu defa biz soruyoruz aynı çocuğa “Belediye başkanı ne iş yapar biliyor musun?” diye…
Bildiğini anlatırcasına önce kafasını sallıyor aşağı yukarı…
Ardından “buranın sahibi” diyor…
Bu defa bizi güldürüyor cevabıyla…
***

Belde evinin altında faaliyete başlayan Deneyimli Kafe de, bir çay içmek için biraz soluklanıyoruz…
“Çocuk” deyince gözleri parlıyor Ahmet Ataç’ın…
“Keşke imkanlar daha fazla olsa da o imkanların hepsini çocukların önüne serebilsem” diyor…
Tam da o anda; çevrede oturan çocuklar bir anda sarıyor Ahmet Ataç’ın etrafını…
Sohbet başlıyor aralarında…
Ataç “Var mı benden herhangi bir isteğiniz?” diye soruyor…
Çocuklar mahcubiyet içinde önce “Yok” diyorlar…
Ardından…
İçlerinden biri cılız bir sesle  “Yüzme kursu iyi olurdu” deyince, Ataç Beldeevi görevlisine dönüp “çocukların su sporları merkezine kaydını yapın. Ücret de alınmasın.” Talimatı veriyor…
***
Tepebaşı Belediyesi’nin özellikle Kadınlara yönelik önemli projeleri var…
Yaşlılara ve engelli bireylere yönelik de son derece önemli uygulamaları mevcut…
Fakat içlerinde en şanslıları kesinlikle çocuklar!
Şanslı çocuklar aynı zamanda mutlu çocuklardır…
Tepebaşı belediyesi bugün bu yatırımlarla aslında, mutluluğu da  geleceğe  bu çocuklarla birlikte  taşıyor…


.....


Bizimkiler
zaten arazi!


Erdoğan “hakkımızda yapılan çarpıtmaları, iftiraları kapı  kapı gezip anlatın” diye bir talimat veriyor teşkilatlarına…
Genel başkan yardımcısı Özlem Zengin ise güya  bu talimatı aktaracak ya; “Genel Bakanımız Recep tayip Erdoğan ‘Arazi… Arazi… Arazi…” diye bir paylaşımda bulunuyor.
İşte bu paylaşımla birlikte kıyamet koptu sosyal medya üzerinde…
Bazıları “Zaten sizin aklınız fikriniz arazide! Arazi kapatmakta” diye dalga geçti…
Bazıları ”Bizim bildiğimiz Arazi; Kaytarmak, iş varken ortadan kaybolmaktır. Sen de bunu mu demek istiyorsun?” diye alaya aldı.
Bazıları da, genelde AK partililer “mesela şimdiye kadar sizlerin nasıl “arazi” olup, reise faydadan çok zarar verdiğiniz gibi mi?” diye tepki gösterdi…
Sonuç olarak…
Erdoğan’ın teşkilatlarına verdiği “kapı kapı dolaşın” talimatı “Arazi…Arazi…Arazi…” diye tanımlanınca, gerçek anlamından çok farklı yerlere  gitti…

***
Erdoğan”ın “kapı kapı dolaşın, sahaya inin” anlamı taşıyan sözleri “Arazi…Arazi…Arazi” şeklinde aktarılınca, bu işin geyiği Eskişehir’de de yapılmaya başlanmış…
Hatta…
Bu tartışmanın Eskişehir versiyonunda çoğu AK partili; “Reis sahaya inilmesi için Arazi… Arazi… Arazi… diye talimat vermiş vermesine de, bizim Eskişehir’dekiler zaten yıllardır arazi!” diye benzetme yapıyormuş…


.....


Hala…vallahi hala...!


Hala salgına inanmayanlar var…
Hala aşı olmak istemeyenler var…
Hala maske takmayanlar var…
Hala kalabalık mekanlara, hiçbir işi olmamasına rağmen,  sırf zevk olsun diye girenler var.
Hala eline aldığı bir ekmekle bütün gün dolaşanlar var…
Hala hiçbir şey olmamış gibi misafirlik misafirlik gezenler var…
Hala sırf zaman geçsin diye toplu taşım araçlarıyla bütün gün gezenler var.
Hala yasaklara uymayanlar var,
Hala acil olmamasına rağmen toplantılar düzenleyenler var.
Hala acil olmayan bu toplantılara katılanlar var…
Hala bunları yaptığı için virüs bulaşan var.
Hala bunları yaptığı için virüs kapıp, diğer insanlara bulaştıranlar var…

Sonuç olarak…
En yıkıcı salgınlardan birini yaşıyoruz, hala salgın yokmuşçasına yaşayan ve hiçbir şey umurunda olmayan bir ton insan var!


.....


BİRAZDA
GÜLMEK LAZIM


Bir deniz yolculuğu sırasında, korkunç bir fırtına kopar ve gemi batar. Kazadan sadece bizim Temel, bir İngiliz ve bir Alman kurtulur. Issız bir adaya çıkarlar. Günlerden bir gün iyi huylu bir deniz perisi gelip;
– ‘Uzun zamandır sizleri izliyorum. Geminiz battıktan sonra burada çok acı çektiniz. İsteyin benden, ne isterseniz.’ der. İngiliz:
– ‘N’olur beni İngiltere’ye gönder, der. İngiliz hoop Londraya gitmiş. Alman:
– Beni de Almanya’ya lütfen, demiş. Alman  hoop Berlin’e. Sıra Temel’e gelmiş. Temel, düşünmüş taşınmış ve en sonunda dileğini söylemiş:
– O İngiluz ile Alman uşakları çok özledum. Onları yanıma getir!