21 Ağustos 2019 Çarşamba 1461 Okunma

MURAT DAĞI VE SİYANÜR

 


             Kaz Dağlarından sonra , binlerce insan ve milyonlarca canlının, hayatı tehlikeye sokacak olan, Murat Dağı’nda, yapılacak olan siyanürle, maden çıkartılmasına  tepki için, , Kütahya, Eskişehir, uşak ve Manisa’ dan, gelen, milletvekilleri, sivil toplum örgüleri, sendiklar, siyasi partiler, yöre halkı ve çevrecilerden oluşan binlerce kişi, Kütahya ili Gediz İlçesi’nin Karaağaç köyü Murat Dağın’ da buluştu 


             Murat Dağı, 2312 m yüksekliğinde, uşak, kütahya sınırında, büyük menderes, gediz ve sakarya nehirlerinin, kaynağının bulunduğu, sıcak ve soğuk, su kaynaklarının bulunduğu,  çeşit yaban hayvanını, bünyesinde barındıran, eşsiz bir doğa harikasıdır.


          Doğa harikası Murat dağı, kaz dağları gibi yabancı şirketlere peşgeş çekilerek. Murat Dağı’ndan doğan, nehirlerin kirlenmesi ile Kütahya, Uşak, Manisa, Aydın, söke, İzmir, Sakarya ve Susurluk Ovaları ile Eskişehir’deki tarımsal alanları, zehirleyecek ve tarımsal üretimi de yok edecektir.


           Nitekim Who(Dünya Sağlık Örgütü)’ ne göre, siyanürle ayrışacak olan ağır metaller, yeraltı sularına geçmeleri halinde, 50 km kadar gitmektedirler.               Siyanürün zararını, tabiat kendi kedine yok edemez. Yıllardır, altınla ilgili, tartışmaların, esas nedeni de bu değil midir?


           Ayrıca çok az yarar karşılığı olarak, çevrenin zarar görmesi ve insanların ölüme terk edilmesi, kabul edilemez.


             O nedele de Kütahya'nın, Gediz ilçesi Murat Dağı'nda, özel bir şirkete ait tesislerde siyanür kullanılarak altın ve gümüş araması yapılması için, hazırlanan ÇED raporuna, 8 Mayıs 2019 tarihinde, çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanması, Kütahya, Uşak, Manisa, Aydın, söke, İzmir, Sakarya, Susurluk ve  Eskişehir’deki doğa ve insanlarımıza telafisi de olmayan  hayati bir yanlışlıktır.


           Ayrıca ruhsat verilen ve olumlu ÇED Raporu onaylanan, siyanürlü altın maden işletmesi, Murat Dağı turizm alanının da bir kısmını kapsamaktadır. Murat Dağı’ nda, kurulacak işletmenin, Gediz-Emet fay hattına 270 metre uzaklıkta olduğu, bu fayın 1970 yılında da 7,2 büyüklüğünde deprem ürettiği belirtilmektedir.


           Büyüklüğü, 7’nin üzerinde, deprem üreten fayın,  üzerinde siyanür havuzları kurulmasının yaratacağı riskleri ortadadır. Çevredeki birçok ilin içme ve şebeke suyu ihtiyacını karşılayan barajlara, oldukça yakın tesis kurulması çevrenin, özellikle de halk sağlığının zarara göreceği de bir gerçektir.


             Ayrıca Murat Dağı’nda,  çıkartılacak Altın Mdeninin, ülkemize katkısı yok denecek kadar azdır.  Nitekim Kaz Dağlarında çıkatılacak, Altın Madeninin, yüzde 4'ü devlete kalırken. Kanadalı şirkete ise yüzde 96’sına sahip olacaktır.


             Altın elde etmek için, dünya da 51 çeşit yöntem var. Bir kısmın kanserojen içerdiği, diğer kısmında pahalı olduğu için, tercih edilmiyor. Genel de etkili ve en ucuz yöntem olan siyanürle, elde etme revaçtadır.


              Diğer yandan ülkemizde, onca maden fakültesi ve şirket olmasına rağmen, madenlerimizle ilgili tatmin edici bir çalışma yok. Bundan dolayı da madenlerle ilgili tartışma, her dönem oldu. Altınla ilgili tartışmanın, esas nedeni ise siyanürdür  


              Çünkü Siyanür gerçekten de çok zehirli bir maddedir. Çok düşük miktarı bile insanlarda ve hayvanlarda ölümlere neden olabilir. Bundan dolayıdır ki siyanür kullanımı sırasında, gerekli bütün önlemler eksiksiz olarak alınmalıdır. Mücadele de sürekli, kalıcı ve sonuç alıcı bir şekilde yapılmalıdır.


                 İnsan vücuduna alınan siyanür, kısa sürede zehirlenmeye yol açar. Siyanürün beyin, kalp ve akciğerleri çok hızlı bir şekilde etkileyebildiği, 300 miligram siyanürlü su, insanı 30 saniyede öldürdüğü, bilimsel açıdan kanıtlanmış bir gerçektir.


            Öte yandan AKP Hükümeti tarafından, 5 Haziran 2004 tarihinde, TBMM’den geçirilen 5177 sayılı değişiklik ve 5213 sayılı Maden Kanunu’la yabancı sermaye, maden işletme ruhsatı alma konusunda büyük kolaylıklar sağlanırken,  ülke olarak varlık içinde yokluk çekiyor, doğamızı, yok ediyor, insanımızın sağlığına da zarar veriyoruz


            Türkiye Jeoloji Mühendisleri Odası yetkilileri, 5 Haziran 2004’te TBMM’den geçirilen bir yasayla, yabancı şirketlerin, Doğu Anadolu bölgesine denk gelecek kadar alanın, maden arama ve işletme ruhsatını, eline geçirdiğini açıklamıştı.


              Oysa Anayasanın 168. maddesine göre "madenler, devletin hüküm ve tasarrufundadır."  Yani halkın malıdır. Halkın malı üzerinde birilerinin haksız bir şekilde tasarrufta bulunması kabul edilemez. Bu yanlışlardan bir an önce vazgeçilmesi gerekmektedir.


             Yine ilgililere göre,  Madenciliğin gayri safi milli hasıla içindeki payı, gelişmiş ülkelerde %20-25 arasında, bizde ise %1.6. Potansiyel rezervlerimiz ise 2 trilyon dolar. Böylesine zengin bir potansiyelden çıkan yıllık ihracat rakamı sadece 500 milyon dolar  


            TMMOB Maden Mühendisleri Odası na göre de yapılması gereken; madenlerimizin ülkemizin ihtiyaçları göz önüne alınarak ve kamu yararı öncelikli olarak değerlendirilmesidir. Madencilik faaliyetlerinin; mühendislik bilgi ve teknolojisi kullanılarak, kaynak kaybına yol açmadan, çevreyle uyumlu, akılcı ve ekonomik kurallara göre ve işçi sağlığı - iş güvenliği  esasları çerçevesinde yapılması mümkündür ve bu konuda sorumluluk siyasi iktidarındır.