11 Eylül 2019 Çarşamba 633 Okunma

MADEN YATAKLARI DENETLENMELİ


             Kaymaz Altın Maden Yatağı ile ilgili gelişmeeleri, yıllardır yakından takip ettik. Hatta mücaleninin içinde de bulunduk, Gelişmeleride, köşemizde, kamuoyu ile paylaştık.  Gerçekleştirilen tesisinde, her aşamasında bilgi sahibi olduk.
             Son yıllarda, Kaymaz Altın Maden Yatağı ile ilgili pekçok eleştiri geldi. Ancak geçen hafta bir bir okuyucumuz, “ Siyanür atık havuzu, genişletildi. Bölgede fiziki yapı  da zarar gördü. “ diyerek, bölgedeki gelişmeleri aktardı.
            Elbette iletilen bilgiler, doğru mu bilinmez ama Kaymaz Altın Maden Yatağı ile ilgili,.en büyük tehlike siyanür ve ayrışan ağır metallerin çevreye vereceği zararlardır. Çünkü siyanürün zararını,  tabiat kendi kendine yok edemez. Yöredeki, yeraltı suları da  zarar görüyor. 300 miligram siyanürlü su, insanı 30 saniyede öldürüyor. 
               Ayrıca WHO (Dünya Sağlık Örgütü)’nun, ağır metallerin yeraltı sularına geçmesi halinde, 50 kilometre uzağa gidebildiklerini tespit etmiştir. Kaymaz Atın Maden Yatağı’ nda  siyanür sayesinde ayrışan ağır metaller, yer altı sularına geçmesi halinde,  bırakın Kaymaz’ ı, Çifteler, Mahmudiye ve Sivrihisar bölgelerindeki yer altı suları bile  zarar görür.  Bu bölgelerde yaşam da biter. 
             1986 yılında, Başbakan olan Turgut Özal’ın, isteği doğrultusunda hazırlanan 3213 sayılı maden kanununun ardından, Eurogold, Tüprag, Dardanel, Cominca, Anglo Tur, Anatolia Minerals, eldorado gold gibi şirketler, gerekli izinleri alıp, arama çalışmalarına başladılar.
            Yine AKP Hükümeti tarafından, da  5 Haziran 2004 tarihinde, TBMM’den geçirilen 5177 sayılı değişiklik ve 5213 sayılı Maden Kanunu’la yabancı sermaye, maden işletme ruhsatı alma konusunda büyük kolaylıklar sağlandı.
          Bu yasa gereği, ülkemizde,  Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in verdiği soru önergesine yanıtında, Türk Ticaret Kanunu’na göre kurulmuş, mevcut durum itibarıyla, yürürlükte olan 118 farklı yabancı firmaya, ait 593 maden ruhsatı bulunduğunu belirtti.
             Bu şirketlerden bazıları da ellerindeki imtiyaz haklarını yeterli görmeyip, geçmiş yıllarda,  Eczacıbaşı Holding ile Dedeman’ın uhdesinde, bulunan maden sahalarındaki arama izinlerini de ele geçirdiler
             Bu şirketlerin, ülkemizdeki aramalar sonucu devlete sunduğu gerçek fizibilite çalışmalarına ve yapılan anlaşmalara ulaşmak mümkün değildir. Çünkü bu bilgiler gizli tutulmaktadır. Ne acıdır ki yabancılarda olan bilgiler, Türk halkından saklanmaktadır.
              Elbette ülkemizdeki madenler çıkartılarak, ülke ekonomisine katkıda bulunmalıdır. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak ülkemizin, menfaatlerini ve çevreyi koruyacak yasalar yeterli değildir.  Mevcut yasalarla, ülkemiz, hem ekonomik, hem de cevre felaketi ile karşı karşıyadır.
              Altın, 51 çeşit yöntemle çıkartılırken, en ucuz yöntem olan siyanür tercih edilmektedir.  Ancak siyanür, çok zehirli bir maddedir. Çok düşük miktarı bile, insanlarda ve hayvanlarda ölümlere neden olmaktadır. Bunun içindir ki siyanür kullanımı sırasında, gerekli bütün önlemler, eksiksiz olarak ele alınmalıdır.
              Nitekim Çevre Avukatı Senih Ozan, bir panelde, “  İzleyiciler arasında bulunan halk sağlığı uzmanı dostumuz, 'Altın madeni bulunan 30 kilometrekarelik alanda canlı yaşamaz,' diyor. Bölgede bulunan tüm canlılar, tehlike altındadır. Danıştay'ın, bu bölgede, sağlıklı yaşam hakkının risk altında olduğuna ilişkin kararı vardır. Yani bölgede altın madeni işletilmesi Danıştay kararı ile yasaklanmıştır. Bu kesin bir karardır. Ama hükümet, bölgede altın madeni işletme izni veriyor. TCK'nin 146. maddesine göre mahkeme kararları geciktirilemez.”demişti.
               Öte yandan son yıllarda, Eskişehir bölgesinde, madenler,  taş ve kum ocakları ile ilgili CED raporu hazırlanmadan, bölge halkı da bilgilendirmeden, en önemlisi de rızası da alınmadan, hazine arazileri, önce satın alınıyor, daha sonra da işletiliyor.  Çevre iyileştirmesi yapılmadan da kendi kaderine bırakılıyor. 
               Diğer yandan bu alandaki anlaşmazlıklarda, ülkemizde, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi devletin ve şirketlerin dışında, anlaşmazlıkları çözecek ve sonuca bağlayacak, “Bağımsız Kurullar” oluşturulmamıştır. O nedenle de alınan kararlar, kamuoyu önünde kabul görmüyor. Halktaki kaygı ve kuşku devam artarken, şirketler ise yanlış uygulamalarına devam ediyorlar.
             Anayasanın 168. maddesine göre "madenler, devletin hüküm ve tasarrufundadır."  Yani halkın malıdır.  Madencilik faaliyetlerinin ise mühendislik bilgi ve teknolojisi kullanılarak, kaynak kaybına yol açmadan, çevreyle uyumlu, şçi sağlığı - iş güvenliği  esasları çerçevesinde yapılması mümkündür ve bu konuda sorumluluk siyasi iktidarındır.
         Madenler, siyasi iktidarlara, bırakılmayacak kadar da önemlidir. O nedenle de hallkımız tarafından da madenlerle ilgili gelişmeler yakından takip edilmeli, ilgililer de maden yataklarını, sürekli denetlemelı, tedbirlerde vaktinde alınmalıdır. Çünkü son pişmalık fayda vermiyor, sorunları da çözmüyor.