19 Kasım 2019 Salı 669 Okunma

GERÇEKLER ÇARPTIRILAMAZ

 


           Son dört yıldır, 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos ve 29 Ekim’de kutladığımız milli bayramlara ve 10 Kasım’a denk gelen Cuma hutbelerinde, Atatürk’den bahsetmeyen, Diyanet İşleri Başkanlığı, geleneğini bu yıl ki 10 Kasımda da devam ettirmesine, aklıselim, insanlarımız ve okuyucularımız da tepki gösterdi


               Diyanet, 2015 yılından itibaren, hutbelerde niçin, Atatürk’ e, yer vermediğini “Atatürk, 5 Mart 1924 tarihli kararname ile hutbelerde adından bahsedilmesini bizzat kendi imzası ile yasaklamış. Tüm valiliklere gönderilen kararnamede kişilere değil, millete ve Cumhuriyet’e dua edilmesi isteniyor.” Paylaşımı, ile gerçekleri çarpıttı.


             Nitekim tarihçi Sayın Sinan Meydan, “….eskiden hutbelerde, halifeden söz ediliyordu. Halifelik kaldırıldığı için, artık halifeden söz edilmemesini istedi. Şahısların, adı anılmasın derken, kastettiği halifenin adı. O belgede, Atatürk “hutbelerde, benim adımı anmayın” demiyor. Nitekim Atatürk döneminde, verilen birçok hutbede, Atatürk'ün adı da anılır, Atatürk'e dualarda, niyazda bulunulurdu. Diyanet, Atatürk'ün adını anmamak için sözüm ona Atatürk'ü kaynak gösteriyor. Ancak bunu yaparken tarihi gerçeği çarpıtıyor.” dedi


             Yıllardır Atatürk’ ün, fikir ve düşüncelerini, kişisel çıkarlarının önünde engel gibi gören kişi/kişiler ve bazı kesimler, Atatürk’ ü, İslamiyet karşı gibi gösterdiler. Nitekim Türk halkı,  Atatürk’ün, Hz. Muhammed’ in, mezarını yıktırmadığını yıllar sonra öğrendi.  


             AKP Eski Milletvekili Sayın Prof Dr. Nevzat Yalçıntaş, katıldığı bir TV programında 
"...Vahabilik'te mezar ziyareti günah sayıldığı için Suudiler bütün mezarları yıkmaya başlamışlar. Sıra Hz. Muhammed'in mezarına gelmiş. Ülkedekiler, Mustafa Kemal Atatürk'ten yardım istemişler. Atatürk bu olayı duyunca, tüm manevi duyguları kabarmış ve Suudi Kralı'na Hz. Muhammed'in değil mezarına, türbesinin bir taşına dahi dokunulursa bedelinin çok ağır olacağını bildiren nota niteliğinde bir yazı göndermiştir. Bu vesika Dışişleri arşivlerinde mevcut ama yıllardır açıklanmıyor. Oysa Türk halkının Büyük Kurtarıcısı'  nı her yönüyle tanıma hakkı var." diyerek bir gerçeği kamuoyu ile paylaştı.


               Atatürk’ ün, islamiyetle ilgili düşüncelerine rağmen, ülkemizde bazı çevreler Atatürk’ü, dinsiz, İslam’a ve din eğitimine karşı, bir kişi olarak gösterirlerken, bazı çevreler de Onu dine ait değerlere sahip çıkmayı veya halkın dini duygularına, saygı duymayı, Atatürk İlke ve İnkılâplarından, taviz verme olarak görmektedirler.


                Böylece Atatürk adına, din aleyhtarlığı yapılırken, diğer taraftan da din adına, Atatürk aleyhtarlığı teşvik edilmekte ve Atatürk’ü, dine karşı biriymiş gibi, gösterme gafletine düşülmektedirler.


              Yıllarca, onun, ülkemize kazandırdığı “LAİKLİK”, kavramı, bazı kesimler tarafından, dine karşı gibi gösterildi. Elbette bu kişileri, bu noktaya getiren nedir veya kimlerdir bilemeyiz. Ancak Atatürk’ ü, İslamiyet karşıtı gibi göstermek, cehaletten başka bir şey değildir. Çünkü Atatürk, İslamiyet’ i, en iyi bilen ve yorumlayan bir liderdir. 


                 Nitekim ATATÜRK, “ Bizim dinimiz, en makul, en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz, bunlara tamamen uygundur. Müslümanların, toplumsal hayatında, hiç kimsenin özel bir sınıf halinde mevcudiyetini muhafaza hakkı yoktur. Kendilerinde öyle bir hak görenler, dini emirlere uygun harekette bulunmuş olamazlar. Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerine eşit olarak öğrenmeye mecburuz, Her fert dinini, din duygusunu ,imanınını öğrenmek için bir yere muhtaçtır.orası da mekteptir” demiştir.


               Yine Atatürk’ e göre, Tanrı birdir, büyüktür. Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Dine, saygı gösterilmelidir. Türk milleti, daha dindar olmalıdır. Türk milleti, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete sahiptir. Bu faziletleri, hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır


               ATATÜRK,  “Hz. Muhammed’ i, sönük bir derviş gibi gösterenlere karşıdır. Bu insanların, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını kavrayamadıklarını, her vesile söylemiş,   askeri dehasına, hayran olduğunu da sıkça vurgulamıştır. 


             Nitekim ATATÜRK, “ Büyük bir inkılâp yaratan Muhammed’ e karşı, beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli etmek gerekti. Peygamber ölür ölmez, düşünülecek şey, onu bir an evvel toprağa tevdi etmek değil, yaratmış olduğu inkılâbı, emniyet altına almaktı. “ demiştir


                ATATÜRK, İslam dininin, akla ve bilime aykırı hiçbir şey içermediği gerçeğinden hareket ederek, yeni Türk devletinin temeline “aklı” ve “bilimi” yerleştirmiştir. İslam dininin akla ve bilime, engel olmadığını düşünerek, Müslüman Türkiye’nin, aynı zamanda çağdaş bir Türkiye olabileceği formülünden hareket etmiştir.


               ATATÜRK, “dinin, siyasete ve çıkarlara,  alet edilmesine de şiddetle karşı çıkmış, “  Türk toplumunu yanlış yola sevk edenlerin, din perdesine bürünerek,  saf ve temiz halkımızı,  hep din kuralları sözleriyle, aldata gelmişlerdir.”uyarısında bulunmuştur.