21 Kasım 2019 Perşembe 2057 Okunma

TERÖR ÖRTÜLÜ SAVAŞTIR

 


             Çağımızda, savaşlar, artık iki devlet, ya da devletlerarasında olmuyor. Çünkü dünyada halk, özellikle de batı ülkelerindeki insanlar, savaş istemiyor.  Siyasiler de, dünyadaki senaryolarını gerçekleştirmek ve çıkarlarını da korumak ve kollamak için, “TERÖR” denen beladan, örtülü olarak istifade ediyorlar.  Teröre, ideolojik, etnik,  dinsel görüntü verilerek de sahneye sürüyorlar.    


            Nitekim Von Clauzewitz’in, “ terör savaş, politikanın, başka yöntemlerle devamıdır.” demiştir.


             Yine dünyamızda, politikacılar, siyasetin açmaza girdiği yerde savaşa değil, teröre başvuruyorlar. Politikalarını, savaşla değil, terörle sürdürüyorlar. Artık dünya barışını, savaştan, çok terör tehdit ediyor.


           Bugün de Ortadoğu'daki kaosta, BOP' un etkisi var. Çünkü ABD' nin, Büyük Ortadoğu Projesi' nin, iki temel hedefi vardı. İlki, ABD, Ortadoğu' da, kendisine rakip olacak, bir gücün yükselmesin önlemek, diğer ise, ABD askeri-teknolojik gücüne dayanarak, Geniş Ortadoğu Bölgesindeki, petrol ve doğal gaz kaynakları üzerinde, denetim kurmaktır. 


               Nitekim ABD Başkanı, Trump, “(Türkiye-Suriye sınırı) Sınırı başkaları kontrol etsin. Biz, petrolü güvence altına aldık. Petrolü, çok seviyorum. Kürtler (YPG/PKK) ile çalışıyoruz. Türkiye ile çalışıyoruz. Birçok ülke ile çalışıyoruz” dedi. 


             Türkiye, emperyalistlerin desteklediği terör olaylarında,  2017 yılına kadar, 23 yılda, 6 bin 105 asker, 805 polis ve 1440 güvenlik korucusu şehit oldu. 


             Aslında ABD’ nin, Irak ve Suriye stratejisi, Türkiye’nin, çıkarlarıyla bağdaşmıyor.


Çünkü ABD,  PKK, PYD/YPG'yi IŞİD’ ı, kara gücü olarak görmekte ve onlarla işbirliği yapmaktadır. Türkiye'nin,  itirazlarına rağmen,  uçaklarıyla yardım etmekte ve silah yardımı yapmayı da sürdürmektedir.


            Türkiye, bu stratejiye bağımlı kaldıkça, güvenliği açısından gerekli önlemleri almakta güçlük çekecektir.. Türkiye’ nin, bugün içine düştüğü durum, soğuk savaş döneminde karşılaşmış olduğu tehditten, çok daha vahimdir


           Ayrıca Terörle Mücadele Yüksek Kurulunun, 9 Ekim 2007 tarihinde yaptığı toplantıdan sonra “Terör örgütünün komşu bir ülkedeki mevcudiyetini sona erdirmeye yönelik olarak, önümüzdeki süreçte, sınır ötesi operasyon dâhil olmak üzere hukuki, ekonomik ve siyasi her türlü tedbirin alınması konusunda, görevli kurum ve kuruluşlara emir ve talimatlar verilmiş. ” açıklaması yapılmıştı.


             Ancak alınan kararlarla ilgili, arzu edilen bir gelişme olmadığı gibi, terör, siyasi iktidarı hataları nedeniyle de ABD ve AB ülkeleri, tarafında destek gördü.


              Türkiye’nin, askerî güçle desteklenen, etkili bir siyasi caydırıcılık politikası izleyebilmesi için,  terörle ilgili, tutarlı bir strateji ve yol haritası belirlenmesi gerekirdi. Çünkü terörle mücadele, sözde değil, özde olmalıdır


              20 Mart 2003 günü de, Meclis tarafından bir tezkere kabul edilmiş ve silahlı kuvvetlerimizin, etkili bir caydırıcılığın sürdürülmesi ve kullanılması amacıyla bölgeye gönderilmesine altı ay süreyle izin verilmişti.


            Ancak, hükümet, Amerika Birleşik Devletleri’nin ve Barzani, Talabani gruplarının muhalefeti nedeniyle, bu yetkiyi kullanamamış, Türk Silahlı Kuvvetleri, Kuzey Irak’a gönderilememişti.           


             Son olaylar göstermiştir ki, hükümetin terörle mücadele konusundaki politikaları yeterli olmamıştır. O nedenle de Türkiye'nin, iktidarı ve muhalefeti ile birlikte, yeni kapsamlı,  milli bir terör politikası belirlemelidir. Çünkü söz konusu olan, ülkemizin, huzur ve güvenliğidir. 


            Siyasi irade ve güvenlik kurumları da artık gerçekleri görmeldir.  Terörle mücadelede, iyi eğitilmiş, her şart ve zeminde mücadele edebilecek, görevli olduğu coğrafi bölgeyi ve bölge halkını da çok iyi tanıyan, bölgeye has, "Özel Timler" ile terörle mücadele yapılmalı.  Bu timlerde, Bölgede kalıcı olmalıdır.


          Ayrıca ABD ve koalisyon ortakları (AB ülkeleri), PKK, YPG ve IŞİD konusunda,  mücadele ediyormuş görüntüsü verse de desteklerini sürdürüyorlar. Irak ve Suriye’nin, parçalanması, yönünde adımlar atılıyor. Hatta ülkemiz için de tarih, tekerrür ettirilmek isteniyor.


            Nitekim Emperyalist ülkeler, geçmişte, Türkleri, Avrupa’dan atmak için,  Bugün olduğu gibi, Balkanlar’da, “IRKİ” ve DİNİ” taassuplar körüklendi. Bu uğurda,  propagandalar yapıldı. Balkan toplumlarının, milliyetçilik hisleri kamçılandı. Önce ayaklanmalar, sonra da savaşlarla, istenen sonuca ulaşıldı.


             Bugün de aynı senaryolar, emperyalist ülkelerin gündemdedir.
    


              O nedenle de Ortadoğudaki bu gelişmeler karşısısnda,  Türkiye'nin, İstiklal Savaşı’nda olduğu gibi, emperyalist güçlerin, masaşı olan, PKK, PYD/YPG'yi IŞİD, gibi terör örgütlerine,  dış ve iç şer odaklara karşı, milletçe, topyekûn mücadele  etmelidir. Çünkü Türkiye, örtülü ve adı konmamış bir savaşla karşı karşıyadır.