26 Mart 2020 Perşembe 1878 Okunma

TARIM ALANLARI YOK EDİLMEMELİ

 


          Tepebaşı Belediyesi, Karagözler ve Sazova Mahaleleri sınırlar içerisindeki, en verimli  tarım alanı olan, yaklaşık 326.17 ha  büyüklüğündeki alan, imara açılmak isteniyor. Gerekçe nedir kamuoyuna açıklanmadı ama bu uygulama, gelecek nesillere yapılacak telafisi de olmayan ve de af edilmeyecek bir yanlışıktır.


           Çünkü TOPRAK YAŞAMDIR.


           Bitkiler, toprakta ve toprakla büyür, sonra da doğrudan, ya da dolaylı olarak, dünya üzerindeki tüm canlılar için, besin sağlarlar. Yani, toprak olmasaydı yaşam da olmazdı.  Bugün CORONA VİRÜS’le mücadelede, toprağın değerine, net bir şekilde tanık oluyoruz.  Çünkü İnsanlarımız yaşamını, toprakta elde edilen imkanlar sayesinde sürdürüyorlar.


            Ayrıca toprak, su ve hava gibi, tüm canlıların ortaklaşa kullandıkları bir hazinedir aslında. Dünya üzerinde, yaşamın sürekliliği, bu hazinenin varlığına bağlıdır.


               Ali Numan Tarım Kongre ve Fuarında, TEMA Şeref Başkanı  Rahmetli Hayrettin Karaca, milli ekonominin temelinin, ziraat olduğunu, toprağın gücü kaybolduğunda,  hiçbir teknolojinin işe yaramayacağını söyleyerek, bir gerçeği kamuoyu ile paylaşmıştı.


               Yıllardır da ülkemizde, tarım alanlarını, korumakla görevli kurum/kuruluşlar ve kişi/kişiler aynı özeni göstermedi.  Halbuki Anayasa’nın 44. maddesinde, ‘Toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek’; 45 inci maddesi de, ‘…tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek’; Devlet’in görevleri arasında gösterilmiştir.


               O nedenle de tarım alanlarını yok etmek, Anayasal suçtur.


             . DSİ tarafında işletmeye açılmış,  2. 072.571 hektar sulama alanının 179.737 hektarlık kısmı, imarlı veya imarsız yapılaşmalarla, tarım dışı bırakılmıştır. Hâlbuki bu topraklar, 1. sınıf tarım toprağı vasfındadır. Sulama ve drenaj tesisleri yapılmış, kısmen yılda iki gün ürün alınan topraklardır. Bu şekilde, yok olan tartım alanları, Bursa, Eskişehir, Manisa, Tokat, Bolu ve Mersin sulama alanlarına eşit alanlardır.


                Şu bir gerçek ki, devlet kuruluşları, valilikler ve belediyeler, tarım alanlarını iskâna açarak, hem sulama tesislerini, hem de tarım alanlarını yok ediyorlar. En üzücü taraf ise, bu alanları korumakla görevli üst dereceli kamu yetkilileri ve medya, yapılan tesislerin temel atma törenlerine ve açılışlarına katılıyor, hamasi nutuklar atıyorlar…


                Ülkemizde, bir yandan ovaların sulaması için, baraj ve sulama kanalları inşa edilirken, diğer yandan sulaması öngörülen, tarım alanları, üzerine konut ve sanayi tesisi inşaatına izin veriliyor.  Belediyeler ise, yapılmış olan sulama tesislerinin yol geçişlerine mani oldukları gerekçesi ile kaldırılmalarını, talep edebiliyorlar. Tesisleri yıkılıp kaldırılması için de milyarlarca lira harcıyorlar.


               Geçmiş yıllarda, Dünya Bankası Başkanı, Zoellick, gıda fiyatlarının son 3 yılda, ikiye katlanmasının, yoksul ülkelerde geliri düşük, 100 milyon insanı, açlık tehlikesi ile karşı karşıya bıraktığını söyledi. The Food and Agricultural Organization (FAO) araştırmasına göre ise bu yıl, 36 ülkede toplam tam 1.1 milyar kişi gıda yardımına muhtaç olacak.


             Amerikan istihbaratının analiz birimi, Ulusal İstihbarat Konseyi'nin yayınladığı küresel trendler-2030 raporu, geleceğin savaşlarının," SU" ve GIDA" olacağını açıkladı.
             Dünyada tablo bu iken,  Türkiye ve Eskişehir’ de geliyorum diyen tehlike karşısında, ciddi hiçbir önlem alınmıyor. Hâlbuki Tarım alanlarının korunması hususunda,  acil önlemlerin alınarak, hayata geçirilmesi şarttır.


            O nedenle de Eskişehir’de, tarımsal araziler, mutlak tarımsal sit alanı olarak belirlenmeli, arazi veya toprak koruma meclisleri oluşturulmalı, alan veya arazi kullanımında ÇED yönetmeliği hükümleri, mutlaka uygulanmalıdır.  


           Anakent Belediye Başkanı, Sayın Prof. Dr. BÜYÜKERŞEN’ in, belediye başkanı olarak göreve geldiği günlerde, ,Eskişehir’deki,  “TARIM ALANLARI” ile ilgili, olumsuz gelişmeleri anlatmış, nasıl çözüm düşündüğünü de öğrenmek istemiştik.
           Sayın Prof Dr. BÜYÜKERŞEN, Batı ülkelerinden, örnekler vererek, kentin mevcut yerleşim alanını eleştirmiş, bilerek tek karış tarım alanının, zayi edilmeyeceğini, uçakla bakıldığında, aynen batı ülkeleri standardında, kentin tarım alanlarına da sahip olacağını, hatta büyüme koridorlarının, tarım alanları dışında, çorak arazileri kapsayacağını da vurgulamıştı.
           Maalesef ANAYASA ve yasalara rağmen, Toprak Koruma Kurulu ve diğer ilgililer ve Büyükşehir Belediye Meclisi, oy birliğiyle ESOGÜ karşısındaki 73 hektarlık tarım alanını, fabrikalar bölgesi batı kent ve söğütönündeki  tarım alanlarını yok etti., Bugünde   Karagözler ve Sazova’daki 326.17 ha   tarınm alanı da yok edilmek isteniyor..
           Bu tür kararla da Eskişehir ovası, yok oldu.  kent sınırları içinde kalan topraklar ise ortadadır. Maalesef, ülkemiz ve Eskişehir’ de, belediyeler ve valilik, tarım alanlarını iskâna açarak, hem sulama tesislerinin, hem de tarım topraklarının, yok olmasına neden olmuşlardır.


         Oysa ülkemiz ve Eskişehir’in, tarım alanlarını, kaybetmek gibi, bir lüksü de yoktur.


          Ayrıca Ükemizde  ve Eskişehir’de, rant uğruna,  tarım alanlarını, yok etmek, ülkeye, özelikle de çocuk ve torunlarımıza, ihanet olup,  onları da ölüme mahkûm etmektir. Hala bu gerçeği ve geliyorum diyen, felaketi, görmeyen veya gerçekleri  görmemezlikte gelen, yöneticiler ve Kişi/kişiler varsa, ne denebilir ki?