25 Haziran 2020 Perşembe 8062 Okunma

EĞİTİMSİZ NÜFUS YÜKTÜR

            Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, çocuklara ücretsiz dağıttığı, “Peygamber ve Gençlik” kitabında, Tahsil ile dindarlık arasında, ters yönlü bir ilişkiden bahsedilebilir. Seküler alanlarda, yüksek tahsil yapmanın, genel anlamda, dindarlık, özelde dini inanç ve ibadetler üzerinde olumsuz etki yaptığı tespit edilmiştir.” İfadeleri, dikkat çekti. 


           Yine Kitapta, “üniversite öğrencileri, diğer gençlere oranla yüzde 8 daha az ibadet ediyor.”“Tahsil ile dindarlık arasında, ters yönlü bir ilişkiden bahsedilebilir.” “Eğitim sisteminin, pozitivist yapısı, bilinç ile inanç arasındaki bağı zayıflatıcı, bir fonksiyon üstleniyor.” gibi ifadelerde yer alıyor.


              Oysa eğitilmemiş, niteliksiz ve sağlıksız, bir nüfus, sadece topluma yüktür. Çünkü tüketicidir. Oysa İyi eğitilmiş nüfus,  kalkınmayı hızlandırıcı ve üretici bir lokomotif vazifesini görür. Nitelikli ve kaliteli nüfus yetiştirmenin de en önemli yolu, şüphesiz ki iyi bir eğitim sistemine, sahip olmaktır.


              Bir nüfusun, nitelikli hale gelmesinin yolu da eğitimden geçmektedir. Bu ilkokul öncesinden başlar, üniversite sonrasına kadar devam eder. 


              Üniversiteler ise ülke ve bölge kalkınmasında, söz sahibi olan üst düzey eğitim veren, toplum içerisinde insanların bilgilerini artıran ve bu insanları daha nitelikli hale getiren, , iktisadi kalkınmanın, bir sonucu olarak da artan mal ve hizmet üretimine olan talebi arttırarak, bireylerin, yaşam düzeyini yükselten bir kurumlardır.


             Ayrıca Hz. Peygamber (asm) ilme, eğitim ve öğretime büyük önem vermiştir. Onun faaliyetlerinde ve sözlerinde, bilgi, öğrenme, öğretme, öğrenci ve öğretmene verilen değer çok fazla yer tutar. Hadis literatüründe, eğitim ve öğretime teşvik eden, yüzlerce ve buna karşılık bilgisizliği yeren, çok sayıda hadis mevcuttur. 


               İslâm, bir ilim ve irfan dinidir. Öğrenmeye, öğretmeye, incelemeye ve araştırmaya, büyük önem vermiştir. Bilindiği gibi, dinimizde ilk emir “Oku” şeklinde gelmiştir.


                Aslında bir okyucumuzun, gönderdiği, Pakistanlı Araştırmacı Yazar, Sayın Dr. Faruk SALEEM’in, “Müslümanlar Yahudilerden neden geri kaldı?”  başlıklı yazısındaki düşünceleri, Diyanet işleri başkanlığına, en güzel cevaptır.


               Sayın SALEEM,  islam ülkeleri, yanlış eğitim verdikleri ve gelişime yararı olmayan büyük oranda, din eksenli, sorgusuz, araştırmasız, ezberci ve dayatmacı eğitim verdiklerini, en önemli sebeb olarak gösterdi.


               Sayın SALEEM, “ Gezegenimizde, yaklaşık 1.476.233.470 Müslüman yaşamaktadır. Yani, toplam dünya nüfusu içinde, her 5 kişiden biri Müslümandır. Her bir Hindu’ya 2 Müslüman düşmektedir, her bir Budist’e karşılık 2 Müslüman vardır ve her bir Yahudi’ye karşılık 100 Müslüman bulunmaktadır. Müslümanlar, bu kadar kalabalıklar ama neden güçsüzler? Nedeni eğitim(sizlik) dir.” demiştir.


           Yine Sayın SALEEM’ e göre, İslam Konferansı Örgütü’nün (OIC) 57 üyesi vardır ve ülkelerin tümünde sadece 500 adet üniversite bulunmaktadır. Yani üniversite başına, 3 milyon Müslüman düşmektedir. (Bunların kalitesi de başka bir sorundur).


              Oysa sadece ABD’de, 5 bin 758 adet üniversite vardır. Shanghai Jiao Tong Üniversitesi tarafından 2004 yılında hazırlanan, “Dünya Üniversitelerinin Akademik Değer Listesi”ne Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerin, hiçbirinden ilk 500’e giren tek bir üniversite yoktu. Neden? Yanıt: Kalitesiz ve ezberci eğitim


            15 Hristiyan çoğunluğa sahip ülkedeki, okuma-yazma oran ise % 100’dür, yani bu 15 ülkede okuma-yazması olmayan tek kişiye rastlamak olası değildir! Müslüman ülkelerde durum bunun zıddıdır: 100 kişiden sadece 40’ı okuma-yazma bilir ve herkesin okuryazar olduğu bir tek Müslüman ülke bulunmamaktadır. Bunların % 50’si, ilkokul mezundur ve sadece % 2’si üniversiteyi bitirmiştir.


            ABD’de, toplam bilim insanı sayısı 4.000, Japonya’da 5.000’dir. 57 Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerdeki toplam bilim adamı sayısı ise sadece 230 kişidir. (Akademisyenlerin hepsi bilim insanı değildir. Bilim insanı demek, pozitif bilimlerle aktif olarak uğraşan kişi demektir). ve her 1 milyon Müslümana sadece 1 bilim insanı düşmektedir.


            Teknisyenler bakımından, Müslüman çoğunluklu Arap ülkelerdeki durum daha da kötüdür. Her 1 milyon Müslüman Arap nüfus içinde, 50 teknisyen bulunmaktadır. Hristiyan dünyasında ise her bir milyon kişi içinde 1000 teknisyen bulunmaktadır.


             Yanıt: Kalitesiz-ezberci eğitim ve ARGE’ye (araştırma geliştirmeye) yeterli kaynak ayrılmaması… Çünkü Müslümanlar gayri safi milli gelirin yalnızca % 0,2’sini araştırma-geliştirme bütçesi olarak ayırıyor. Buna karşın, Hristiyan dünyası araştırma-geliştirmeye % 5 oranında, yani 25 kat daha fazla fon ayırmaktadır.


          İslam dünyası, yeni bilgi üretebilecek kapasiteden yoksundur. Ayrıca dünyanın ürettiği bilgiyi kendi halklarına öğretmekte de başarısızdır. Bunun kanıtı ise ileri teknoloji ihracat rakamlarında saklıdır.


            Sayın Dr. SALEEM,” O halde Müslümanlar, neden bu kadar güçsüzdür? “ sorusuna ise “: Eğitim yoksunluğu. Tam anlamıyla söylersek; kaliteli ve çağdaş eğitim yoksunluğu. Çok kesin biçimde söylersek; akılcı olmayan, ezberci, teslimiyetçi, din eksenli ve çağdışı eğitim.” demiştir.


            Ayrıca Diyanet İşleri eski Başkanı, Sayın Prof. Dr. Ali BARDAKOĞLU’nun, ”Kuran’ı Kerim ile aramız açıldı. Kuranı, Kerim’in, bize verdiği öğütlere, kulak tıkadık ve kendi yanlışlarımıza, kendimiz fetva vermeye başladık.”  Sözleri, diyanetin, bugünkü tutumunun, en güzel tespitidir.