9 Temmuz 2020 Perşembe 3886 Okunma

MADEN VE TARIM SEKTÖRÜ

 


           Dünyada, madencilik ve tarım, birlikte, toplumların, hammadde ihtiyaçlarını sağlayan, iki temel unsur olarak görüldü.  Bu doğal kaynakları, etkin bir biçimde kullanan gelişmiş ülkeler,  global pazarlarda her alanda  söz sahibi oldular.


           Eskişehir de de ESO Başkanlarımızdan, Rahmetli Mümtaz Zeytinoğlu döneminde, madencilik ve tarım birlikte,  sanayimizin, hammadde ihtiyaçlarını sağlayan, iki temel üretim olarak görülmüştü. Madenler ve tarımla ilgili, stratejiler de belirlenmişti.


             Rahmetli ZEYTİNOĞLU’ndan sonra gelen, ESO yönetimleri,  bu hedefleri dikkate almadı. Dikkate alınsa,  madenler ve tarım, gerek ekonomiye doğrudan yaptığı katkılar, gerekse  imalat sektörüne sağladığı girdiler sayesinde,  imalat sanayinin de itici bir güç olacak, kente,  kırsal kesimden gelen göç önlenecek ve bölgesel kalkınmayı da hızlandıracaktı.


             Bugün de madencilikle ilgili Eskişehir’ de, gelişmeler var ama bu gelişmelerin Eskişehir’ e, bir katkısı olmadığı gibi, sorun da yaratacaktr.


                Nitekim Beylikova, Sivrihisar ve Mihalıççık ilçelerinde 5 köyü kapsayacak demir ve nikel madeni alanına, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ‘ÇED Olumlu Kararı verdi. Bu kararla, üç ilçedeki 1.555,47 hektarlık kısmı orman arazisi, 99,29 hektarlık kısmı da tarım arazisinde kalan, yaklaşık 200 bin ağaç, başlayacak maden arama çalışmaları yüzünden yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldı 


.               Ayrıca MAPEG tarafından, Eskişehir ve genelinde 431 adet maden sahası için 2’nci kez ihale yapılacak. İhalenin hemen ardından, Eskişehir’de, daha önceden belirlenen, 13 ayrı noktada sondaj çalışması için, ilk kazma vurulacak. Ancak Eskişehir’ de bugüne kadar çıkartılan madenler ciddi çevre sorunu yaratmıştır.


            Eskişehir’ de, gündeme gelen madenlerle ilgili,   gelişmeden, ESO ve ilimizde oluşturulan,  “Maden Kümesi” nin,  haberi veya bir girişimi var mı bilinmez ama Eskişehir’ de madenelerle ilgili çalışmada, Eskişehir halkının, özellikle de ESO ve “Maden Kümesi”nin de  en azında haberi olması ve fikrinin de sorulması gerekirdi.


         Ülkemizdeki, Kentler, özellikle de kırsal kesim, madenler gibi taş ocakları, ile  ciddi sorunlarla karşı kaşıyadır.


           Taş ocakları ile ilgili bir araştırma yapan,   İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Abd. Emekli Öğretim Üyesi, Sayın Prof. Dr. M. D oğan Kantarcı, son yıllarda, Türkiye’nin, en önemli çevre sorunlarının başında gelen taş ocaklarının, yeraltı suları, tarım ve yaşam alanlarına verdiği zararları ele alan kapsamlı rapor hazırladı.


               Rapora göre, Türkiye genelinde sayıları, on binlerle ifade edilen açık taş ocağı işletmeciliği, deprem etkisi yaratan patlatmalarla, yeraltı sularını yok ederken, çıkardığı toz ile döllenmeyi önleyerek, meyve ağaçlarını verimsizleşmesine, neden oluyor.


               Ayrıca madenler ve taş ocakaları ile ilgili tedbiler alınmazsa, arazinin orijinal morfolojisi, estetik görüntüsü,  yeraltı ve yerüstü,  su dengesi, bozulduğu gibi, tarım ve orman bölgeleri,  rekreasyon alanları da zarar görür. Gürültü kirliliği ve toz, artar,  kamyon nakliyatından ötürü trafik artışı yaşanır.  Toprağın sedimantasyonu ve erozyonu,  patlatma ve hava şoklarından doğan sarsıntılar,  katı atıkların oluşması ve bertaraf edilmemesi,  hava kirliliği,  su kirliliği, gibi sorunlar da yaşanır.


             Eskişehir’ de, mevcut  ve dünya standardında da olan, altın, boraks, krom, manganez, asbest, dolomit, cips, kaolen, manyezit, perlit, Eskişehir Taşı(Lüle Taşı), talk, toryum, mermer gibi, madenler dışında, gündeme gelen araştırmalarla,  yeni madenler bulacaklar mı bilinmez ama  mevcut ve araştırma sonrası bulunacak madenlerin,  bugünkü  madencilikle ilgili  mevzuat  varken,  ne ülkemize,  ne de Eskişehir’e,  bir  yararı olacaktır.


            Vatandaşta, bunun fakındadır. Nitekim Kaymaz Altın Maden Yatağı ile ilgili mücadelemizde, genç bir maden mühendisi, “…mücadelenizi, takdirle karşılıyorum. Bugünkü şartlarda, yabancılar madenlerimizi bedavaya kapatır. Zararı yok bizler istifade etmeyelim. Gelecek nesiller belki akıllı olur, bu madenlerimizi kendi insanımızın yararına işletir” demişti.


               Ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’ in,  bir önergeye verdiği yanıtta, Türk Ticaret Kanunu'na göre kurulmuş, mevcut durum itibarıyla yürürlükte olan 118 farklı yabancı firmaya ait,  593 maden ruhsatı bulunduğunu söyledi.


             Ülkemizdeki, madenler, Yabancı şirketler tarafından çıkartıldığı sürece de ülkemizin kazancı yok denecek kadar azdır. Nitekim Bergama Ovacık’ta, altın çıkartan, Normandy madencilik Şirketi, deneme üretimine başladığı, Mayıs 2001 tarihinden, 2002 tarihine kadar 4 bin 523 kilo cevher üretti. “Dore” adı verilen bu cevher, Türkiye’de, KDV ödememek için, İsveç’e gönderilerek ayrıştırıldı ve 2 ton 113 kilo altın ile 2 ton 415 kilo gümüş elde edildi. Şirket, devlete tek kuruş vermeden 19 milyon doları kasasına indirdi.
               Oysa Normandy Madencilik Şirketi, o güne kadar, işçi maaşı elektrik gideri, mal ve hizmet KDV’ si ve harçlar toplamı olarak, 7 milyon dolar harcama yapmıştı.


              Ülkemizdeki madenler,   yıllardır, yurtdışına hammadde olarak gönderiliyor, İşlenmiş ürün olarak, çok daha pahalı bir şekilde, Türkiye'ye dönüyorlar.    Oysa Sektörler arasında, en yüksek katma değer ve istihdam yaratma kapasitesine sahip olan maden ve tarım sektörü, ülkemizin, sanayi ve ekonomisinin, itici güçü olabilir.


                Yeter ki ülkemizde ve Eskişehir’ de, tarım ve madencilik sektöründe, katma değer sağlayan, fabrikalar kurulsun, bu alanlada, yatırım yapacak, ülkemizi insanına kolaylık sağlansın.   Madeler ve tarımla ilgili ARGE ve Teknolojik yatırımlar yapılarak, uluslararası işbirlikleri de sağlansın…