30 Eylül 2020 Çarşamba 609 Okunma

COVİD-19 VE TARIM

                                 


               COVID-19 salgını dünyadaki herkesi tedirgin ederek gelecek kaygısı ve tüm dünyada beslenme ve gıda da kendine yeterlilik konusunda tarihte eşine az rastlanır bir korku ve kaygı yaratmıştır. Küresel tarım sektörü açısından da önemli sonuçlar doğurması bekleniyor.


           COVİD-19 ve açlık korkusuyla, Köy Enstitüleri de dünyanın, yeni umudu oldu. ABD, Hindistan, Venezuela, Kore, gibi 100'ün üzerinde ülke "Atatürk Modeli" diye tüketimden, üretim toplumuna geçiş için, enstitüleri örnek alan uygulamalara başladılar.


           COVID-19 salgını, dünyada yayılmaya devam ederken, salgının gıda ve tarım sektörü üzerindeki gıda arzı ve talebi perspektifinden, ele almak  bir  zorunludur. Gıda arzını güvence altına almak, , pandeminin, küresel ekonomi üzerindeki  etkisini hafifletmek için, küresel ve ulusal gıda tedarik zincirlerinin sürekliliğinin sağlanması kritik önem taşıyor.


             Ayrıca çağımızda, stratejik önem atfedilen sektörler arasında,  değişmeyen tek sektör gıdadır. Çiftçi ise gıda üretim zincirinin, ilk halkasındadır. Ancak ülkemizde, tarıma, yeteri kadar önem verilmediği gibi, mevcut tarım alanları da hızla yok ediliyor.


              Corona Vitüs, tüm dünyada, beslenme ve gıdada, kendine yeterlilik konusunda tarihte eşine az rastlanır bir korku ve kaygı yaratmıştır.


               COVİD19 gösterdi ki dünyada,, hiçbir şey insanların ve tüm canlıların beslenmesinden ve yaşamını sürdürmesinden daha önemli değildir. Her ülke, her toplum bugünlerde, tarımı, gıdayı, suyu kendine yeterliliğini daha çok konuşur hale gelmiştir


               Belirsizlik koşullarında, karar alma zorunluluğu hem iç piyasalardaki arz-talep koşullarının, hem de dış piyasaların yakından izlenmesini öncelikli hale getirmiştir.


                 Çünkü Corona Virüs devam ettiği sürece, ülkeler tarafından daha fazla korumacı politikalar belirecek ve öncelik tarım ürünlerinde, kendi kendine yeterlilik ön planda olacaktır. Bu sürede, her ülkenin izleyeceği korumacı politikalar, hükümetlerin dünyayı, daha iyi okumalarını da zorunlu kılacaktır.


                Dünyada ülkeler, kendi tarım alanları yanında,  başka ülklerden tarım arazileri kiralıyor. Nitekim Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Sayın Şemsi Bayraktar, dünyada, tarım alanlarının gelişmiş ülkelerin kontrolüne geçtiğine işaret ederek, "Gelişmiş ülkelerin satın aldığı veya kiraladığı tarım alanlarının toplamı, Türkiye'nin toplam alanının 2,9, tarım alanlarının 9,5 katını geride bıraktı" ifadelerini kullandı.


           Ülkemizde ise tarım alanları, hızla yok oluyor. Yapılan açıklamalarda, Türkiye nüfusu 1990-2015 döneminde yüzde 39,4 artarken, tarım alanlarının yüzde 14 azalarak 27 milyon 856 bin hektardan, 23 milyon 949 bin hektara gerilediğini belirtiliyor.


              Alternatif marjinal tarım arazileri mevcutken, verimli tarım arazilerinin tarım dışı amaçlarla kullannılıyor. Oysa ülkemizde, birinci sınıf sulamaya uygun tarım arazilerimizin, imara açılmasına, asla izin verilmemelidir. Bu arazilerin üzerine, sanayi tesisleri, konut alanları kurulmamalıdır.


              Ayrıca yıllardır valilikler, ve belediyeler, tarım alanlarını, iskâna açarak hem bu alanları, hem de sulama tesislerini, yok ediyorlar. Devlet kamu kurumlarının, üst derecedeki yetkilileri ve medya, tarım toprakları üzerine yapılan tesislerin, temel atılış ve açılışlarında, bu çelişkiye seyirci kalıyorlar


              Ayrıca turizm, madencilik ve ulaştırma için, verimli tarım arazileri heba edilmemeli, Ülkemizde, tarıma elverişli olmayan çok geniş alanlar varken, meyve ağaçları, zeytinlikleri kesip, yazlıklar inşa edilmemelidir.


             Çünkü dünyada yaşananlar ortadadır.  Tahılın önemli bölümünü, ithal eden ve ekmek tüketiminin de çok yüksek olduğu, Mısır’da, Şubat ayından beri fırın kuyruklarında çıkan kargaşalarda, 11 kişi öldü. Mısır da olduğu gibi,   Bangladeş, Tunus ve Haiti’de milyonlarca insan, sokaklara döküldü. Halk, güvenlik güçleriyle çatışıyor.


               Dünyada tablo bu iken,  Türkiye ve Eskişehir’ de, geliyorum diyen tehlike karşısında, ciddi hiçbir önlem alınmıyor. Hâlbuki tarım alanlarının, korunması bir zorunluktur. Çünkü Tarım alanları, torunlarımızın bize emanetidir.


             Önümüzdeki yıllarda, dünyada, en büyük tehlike, açlık ve susuzluktur.  Dünya’ da, açlık ve susuzlukla ilgili, tedbir alınmaz ise, bu iki unsurla ilgili savaşlarda, kaçınılmaz olacaktır.  


              Nitekim Amerikan istihbaratının, analiz birimi, Ulusal İstihbarat Konseyi'nin yayınladığı küresel trendler-2030 raporu, geleceğin savaşlarının," SU" ve GIDA" olacağını açıkladı.


              Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından hazırlanan bir rapora göre, Covid-19 salgını nedeniyle bu yıl içinde, dünya genelinde kronik açlık çekenlerin sayısında, 83-132 milyon arası artış görülebilir.


             Yine  Dünya Bankası Başkanı Zoellick ise gıda fiyatlarının, son 3 yılda, ikiye katlanmasının, yoksul ülkelerde geliri düşük, 100 milyon insanın, açlık tehlikesi ile karşı karşıya bıraktığını söyledi.


                The Food and Agricultural Organization (FAO) araştırmasına göre ise bu yıl 36 ülkede, toplam 1.1 milyar kişi gıda yardımına muhtaç olacak.


             Coroona Virüs(COVİD19) salgın, tarım ve gıda alanlarının, ülkeler için, ne kadar kritik olduğunu, tarımmda tedarik zincirinin, güvenli biçimde sağlanması gerekliliğini de  bir kez daha ortaya koydu.


               Corona Virüs ile birlikte, tarım ve gıda alanında, çeşitli risklerin, gelecekte tekrar etmemesi için, ülkelerin, yeni tedbirler almasına yönelik beklenti doğdu.  O nedenle de ülkemiz, gıdada kendine yeterli olmak için,   Tarım alanları, mutlaka korunmalı, tarımsal desteklemeler artırılmalı, ayrıca yerli tarıma da her türlü destek verilmelidir. Çünkü gıda yaşamdır..