28 Ekim 2020 Çarşamba 889 Okunma

YOKSULLUK KADER DEĞİLDİR

                              


             Sosyal devletin, en önemli özelliklerinden biri olan sosyal yardım hizmetleri, yoksul durumda olan vatandaşların, insani ihtiyaçlarını gidererek, refah seviyesinin artırılması ile onların bakım ve gelişimini sağlamak amacını taşımaktadır.


               Ülkemizde, çok partili dönemde de siyasi iktidarlar, bu evrensel tanımı yanlış algıladılar. Yoksullara, yaptıkları yardımlarla, hep öğündüler. Yaptıkları maddi yardımlarla da adeta yoksulluğu da körüklediler. 


               Nitem Leo Tolstoy, " NE KADAR ÇOK YARDIM EDİLİRSE, İNSANLAR, KENDİLERİNİ İÇİN, O KADAR AZ ÇALIŞACAKLARDIR. VE NE KADAR AZ ÇALIŞIRLARSA, FAKİRLİK O ÖLÇÜDE ARTACAKTIR." demiştir.


                Bu gerçeğe rağmen, ülekemizde, siyasi iktidarlar, yoksul insanlara, hatta siyasi çıkar için, yoksul olmayan insanlara bile, yardımda bulundular. Sonuçtada her yıl düzenli olarak, binlerce insanımız, devletten yardım alarak, geçinmeye çalıştı.


                Oysa bu paralar, yoksullara,  iş sağlamak için, yatırıma dönüştürülse, yoksulluk kalıcı olmayacak, üretime de katkıda bulunacak, yoksul insanlarda, onuru ile yaşayacaktır.


           Nitekim Yüce dinimiz İslam, tembelliğe, sorumsuzluğa ve çalışmadan kazanmaya izin vermez. Her insanın alın teri dökerek, el emeğiyle, göz nuruyla çalışarak kazanmasını ister. Resûl-i Ekrem’in, “Hiç kimse elinin emeğinden, daha hayırlı bir şey yememiştir” buyurmuştur.                   


               Araştırmalar, Türkiye’de, geçtiğimiz yıl nüfusun, yüzde 34’ünün sosyal yardım aldığını gösterirken, COVID-19 salgını ile bu oran daha da arttı. Sadece İstanbul’da, yardım alan aile sayısı, bir ayda en az yüzde 170 yükseldiği söyleniyor.


               Ülkemizdeki sosyal yardımların, en temel ayaklarından birini, devlet kuruluşları oluşturuyor. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, bu kapsamdaki faaliyetleri yürüten asıl kurum olsa da Vakıflar Genel Müdürlüğü, MEB, YURT-KUR, TKİ-TTK gibi kurumlar da yardım dağıtımı yapan, kamu kuruluşları arasındadır.


              Yaşlı ve engelli aylığı, genel sağlık sigortası primleri, evde bakım, kömür yardımı ve öğrenci bursları gibi, birçok alanda yapılan yardımlar, sosyal yardım kabul ediliyor.


           Ülkemizde, sosyal yardımlardan yararlanan kayıtlı hane sayısı, resmi verilere göre 3 milyon 209 bin. Ancak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı, Sayın  Zehra Zümrüt Selçuk,  koronavirüs önlemleri kapsamında, 4 milyon 411 bin haneye yardım ulaştırılacağını açıkladı..


               Bu tablo, yoksulluğun, her yıl arttığı ve ülkemizde, kalıcı hale geldiğinin de bir tescilidir. Bu tablodan, gelmiş geçmiş tüm siyasi iktidarlar sorumludur. Ayrıca bu tablo, övünülecek tablo değildir.


                Dünyada ve ülkemizde, hep söylenen “Balık vermek yerine, balık tutacak malzemeyi, bilgiyi vermek” felsefesi, her nedense, bunca yıldır, hayata geçirilmiyor.


               Dünyada, fakirliğin olduğu her yerde, büyük savaşlar, örgütler, köktendinci ve etnik kökenli çatışmalar alabildiğine sürüyor. İnsanlar, susuzlukla, bir dilim ekmek bulmak için, mücadele ediyorlar.


                Dünya ve ülkemizde, yoksulluğa çözüm vardır,  olmalıdır da. Nitekim Nobel Barış Ödülü’nü alan, Sayın  Prof. Dr. Muhammed Yunus, göre; “Yoksulluktan, yoksullar sorumlu değildir. Yoksulu, yoksul yapan yeteneksizliği de değildir. Yoksulluğun sorumlusu, o ortamın oluşmasına, neden olan politikalar ve kurumlardır.” demiştir.


           Yine Sayın prof. Dr. Muhammed Yunus, göre”  Yoksula para yardımı yapmak, hayır işlerinde bulunmak, yoksulluğu ortadan kaldırmaz. Tersine yoksulluğun devamına yol açar. Oysa yoksula içindeki yeteneği, işe dönüştürecek yönlendirmeyi ve krediyi sağlarsanız, kendisini ve çevresini yoksulluktan kurtarma fırsatı da verirsiniz.” diyerekte toplumları, özelikle de siyasi iktidarları uyarmıştır.


             Büyük önder Atatürk ise   " Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan, rahat yaşamanın yollarını aramayı, alışkanlık haline getiren milletler, evvela haysiyetini, sonra hürriyetlerini ve daha sonrada "İSTİKLÂLLERİNİ" kaybetmeye mahkûmdurlar" uyarısında bulunmuştur.


            Ancak Türkiye’de görev alan siyasi iktidarlar,  bu uyarıları, hiç dikkate almadılar,  siyasi çıkarları için yoksulluğu adeta teşvik ettiler. Sonuçta da bugün, ülkemizin, hiçte layık olmadığı tabloyu da yarattılar.


             Elbette İslam dini, sosyal adalete ve toplumsal dayanışmaya, büyük önem verir, çalışmayı da önerir. Ne yazık ki bugün, hem İslam aleminde, yoksulluk ortadan kalkmadığı gibi,  sosyal adalet ve barış da tam olarak tesis edilememiştir.


             Dünyada, sorumsuz politikalarla, insanları kutuplaştırılıyor uygulanan yanlış ekonomi politikalarıyla da halk yoksullaştırılıyor. Bölgemize, hakim olan savaş ve çatışma ortamı ise yoksulluğu daha da artırıyor..


            Ayrıca İnsanlar için, yoksulluk kader değidir. Nitekim Yoksullarla Dayanışma Haftası” münasebetiyle değerlendirme yapan Umut Kervanı Yardım Platformu Başkanı  Sayın M. Sıddık Furkan, yoksulluğun kimsenin kaderi olmadığını söyledi.


             Yoksulluk, adaletsiz bir gelir dağılımından kaynaklanıyor. Bu durum,  insanları, barınacak yere, yiyecek yemeğe, giyecek bir elbiseye, yahut uyuyacakları bir eve muhtaç etmiştir.


              Oysa. İnsanlar, akıl ve vicdanları ile hareket eder, en önemlisi de ülkemizde görev alan iktidarlar, tarafından yoksulların, çalışabilecekleri ortamı sağlanırsa, ülkemizden, yoksuluk ortan kalkacak, insanlarımızda huzur içinde yaşayacaktır.