29 Ekim 2020 Perşembe 1195 Okunma

CUMHURİYET UYGAR OLMAKTIR

                           


               Bugün, Cumhuriyet Bayramı, tüm yurtta ve dış temsilciliklerimizde, her türlü şartta kutlanacak,. Cumhuriyetin, önemi vurgulanacak. Cumhuriyetin, dünü ve bugünü tören ve sohbetlere konu olacaktır.


         Yurdumuzda, Cumhuriyet, Atatürk’ün önderliğin de Türk halkı tarfından 29 Ekim 1923'te ilan edilmişti. 1924 Anayasası'nın, I. Maddesinde,, “Türkiye Devleti, bir cumhuriyettir”.ifadesi yer aldı.


          Bu madde, 27 Mayıs 1960 Anayasası'nda, aynen yer almış ve aynı anayasanın 9. maddesinde: “Devlet şekli Cumhuriyet olduğu hakkında anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez”. Şekilde, bir hukuki kesinlik kazanmıştır


            Cumhuriyet, milletin, egemenliği, kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı, yönetim biçimidir.


            Cumhuriyet yönetiminin, en önemli özelliği, seçim esasına dayanan bir idare olmasıdır. Bu seçim de, gerek seçme, gerekse seçilme hakkı bakımından, belli bir kişiye, belli bir zümreye, belli bir sınıfa ait değildir; bütünüyle millete aittir.


              Cumhuriyet yönetiminde, seçimle iş başına gelenlerin görev süresi belli bir dönemi kapsar. Ülke yönetimini belirleme de en yetkili unsur ise halktır. Yani seçmendir.


              Cumhuriyet, karanlıktan aydınlığa çıkmak, uygar, çağdaş olmaktır. Cumhuriyet, halkçıdır. Halkın olmadığı yönetimlerde, Cumhuriyet yoktur. 


              Cumhuriyetin kuruluşunda, cumhuriyet yönetimi, devlet hayatımıza, siyasi hayatımıza egemenliğin, bir şahsa, bir zümreye, bir sınıfa değil, millete ait olduğu gerçeğini kazandırmıştı.


               Cumhuriyet, Türk halkının ortak değeridir. Nitekim ATATÜRK”  "Türk ulusu büyüktür. Özgürlüğü ve barışı sever. Canı pahasına da olsa, Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşatacak güçtedir. Ve yaşatacaktır, Cumhuriyet, etnik kökeni, ne olursa olsun ,tüm yurttaşlarını Türk Ulusu çatı kimliğinde birleştirmiştir." Dedi


             Yine Büyük Önder, Atatürk’ ün, " EGEMENLİK, HİÇBİR MANA, HİÇBİR ŞEKİL VE HİÇBİR RENK VE İŞARATTE ORTAKLIK KABUL ETMEZ, Kuvvet birdir; o da milletir. Egemenlikte, Kayısız ve şartsız milletindir."  


                   Bugün öyle mi?


                   Bugün hâkimiyet halkın değil, partilerin ve liderlerinin elindedir. Onlar adayları belirler; halkta belirlenen adayları tercih eder.


               Oysa Atatürk’ ün kurduğu Cumhuriyette, parlamento üyelerini, halk doğrudan doğruya aracı olmadan seçecektir. TBMM’de, görev alacak üyelerin seçiminde aracılığı, ne devlet ve yürütme kurumu olan hükümet, ne de partiler yapabilir.


                Halk değer verdiği ve kendinden hizmet beklediği kişileri, bizzat kendisi seçecektir.  Halkı hükümetin ve partilerin empoze edecekleri kişileri seçmek zorunda ve durumunda bırakmak, tamamen antidemokratiktir.


                Cumhuriyet rejimi, her şeyden önce kişi, zümre ve sınıf yararını değil, kamu yararını ön planda tutan, kamu yararına dayanan bir yönetim şeklidir.


              Ancak ülkemizde, çok partili dönemde, halkın bu alanda tam yetkili olduğunu söylemek çok zordur. Çünkü halkımız, Yıllardır. Parti Genel Başkanları ve yönetimlerinin tespit ettiği adayları seçmek zorunda bırakılmıştır.    


              Hatta tercih bile yapmasına müsaade edilmemiştir.  Bu durum önümüzdeki yıllarda değişir mi bilinmez ama halka rağmen başarılı da olmak mümkün değildir.


              Nitekim de halka itibar etmeyen partiler, yok olup gitmiş, ülkemiz adeta parti mezarlığına dönüşmüştür.


              Hâlbuki Cumhuriyetin kuruluşunda, cumhuriyet yönetimi, devlet hayatımıza, siyasi hayatımıza egemenliğin bir şahsa, bir zümreye, bir sınıfa değil, millete ait olduğu gerçeğini kazandırmıştı


           .  Padişahlığı da kaldırmıştı Ancak çok partili dönemde, Cumhuriyet Padişahları türedi. Sonuçta da ülkemiz, siyasi literatürüne ve ülke yönetimine, belli isimler hakim oldu.


                Bu saltanatın sürdürülebilmesi için de partilerde lider olabilecek insanlar, ya partiden ihraç, ya da pasifize edildi.


              Ayrıca ülkemizde, sanal aydınlar,  “İkinci Cumhuriyet ”  saçmalığı ile ortaya çıktılar Bü insanlar ve AB,  insan hakları, temel hak ve özgürlüklere, yönelik, demokratikleşme senaryoları ve Kopenhag kriterlerini çıkarlarına alet ettiler.


              Oysa bu kavramların, ülkeleri getirdiği nokta ortadadır.  


              Geçmişte bu yöntemle, Sovyetler Birliği, savaşsız, işgalsiz ve müdahalesiz bir şekilde çökertilmiş,  Yugoslavya’da, aynı yöntemle, parçalanmıştır.


               Bugün cumhuriyetimizin, işleyişinde, bir sorun varsa, sebebi seçmendir. Çünkü bütün demokratik ülkelerde, sorunların çözümü seçmenin elindedir. Bu nedenlede Türk halkı, özellikle de Türk gençleri, Cumhuriyete sahip çıkmak ve yaşatmak zorundadır.


                Nitekim Büyük Önder Atatürk, “Bütün bu şerâitten daha elim  ve daha vahim  olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet  içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin  siyasî emelleriyle tevhid edebilirler Millet, fakr ü zaruret İçinde harap ve bitap (düşmüş olabilir.


                Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur” diyerek, her türlü şartta, Cumhuriyeti, Türk halkına ve Türk Gençliğine emanet etmiştir.


                Cmhuriyet Bayamınız kutlu olsun…