27 Ocak 2021 Çarşamba 449 Okunma

SİVRİHİSAR VE ARASTA

             Sivrihisar, Etilerden başlayarak, “salipa” “spalya”,“Abnustula” “Justinapolis”, “sibrihisar” “Seferihisar” “Amuriy”, “Mamuriye” ve “Sivrihisar” olarak, tanınan tarih süresinde, 8 isimle anılan, ilk yerleşim merkezi olarak bilinmektedir.


            Bu isimler, coğrafyada yaşayan, Lidyalılar, Frigler, Hititler,Roma ve Bizans sonra, Selçuklar  ve osmanlılar, zamanında, önemli bir askeri üst ve uç beyliği konumunda olduğu eğitim, kültür ve İmar alanında, adeta eyalet merkezi gibi önem kazanmıştır.


             Sivrihisar, Osmanlı imparatorluğu döneminde, Anadolu’nun en önemli, Eğitim, Kültür alanında ilim ve irfan merkezi konumunda altın çağını yaşamıştır. 17 Medresedeki ünleri sınırlarımızı aşan, İrfaniye, Cafer-i Tayyar, Seyit Nurettin, Alemşah, Sefi Bey ve Aziziye medreselerde yetişenler, devlete istikamet veren, devlet adamları yanında, İlim, Bilim,Filozof, halk ve hak alimleriyle ün kazanmıştır.


              Sivrihisar, el sanatları açısından da ülkemizin önde gelen yerleşim alanlarından biridir. Ancak yeteri kadar değer verilmediğinden, bugün yok denecek kadar azalmıştır.


               Oysa turistlerin, özgünlük arayışı ile yöneldikleri el sanatları, Türkiye gibi, turizm açısından da gelişmekte olan ülkelerde, önemle üzerinde durulması gereken bir konu ve potansiyel haline dönüşmüştür.


              Ayrıca el sanatları, günümüzde var olduğu bölgenin, tanıtımına ve turizm potansiyeline istihdam sağlayarak, ekonomik kalkınmasına önemli katkılarda bulunmaktadır. El sanatları bu sayede bulundukları yere turistik bir çekicilik sağladığı gibi, işgücü niteliğinin artmasına yol açarak, istihdama da katkı sağlamaktadırlar.


              Sivrihisar’da,  Arasta da geçmişte yapılan demircilik, bakırcılık, kalaycılık, sobacılık, tenekecilik, saraçlık ve nalbantlık zanaatları ile de ilçe de onlarca sanatkâr yetişmiştir.


            Merhum Ahmet Kılıçaslan, "Sivrihisar Örf ve Adetleri" kitabında, demirciler, yemeniciler arastasının alt başınday­dı. Demircilerin piri Davut (A.S.)'dır. Ocak tava gelince usta ve çıraklar, besmele ile önlüklerini kuşa­nırlar. “Desdur ya pir” der. Çekiş ve balyozlarını ellerine alırlar, işe koyulurlar.


           Çekiçler, ahenkle ve tempo ile vu­rulduğu için, hele aynı anda birkaç demirci çalışmaya başlayınca, çekiçlerden çıkan sesler, çok sesli şarkı söy­leyen koroyu andırır.  Bu hava arastaya, bir canlılık ge­tirirdi.
           Demirciler, pulluk ve saban demirleri, keser, balta, tahra, çepin, kazma gibi aletleride ya yeniden yaparlar ya da tamir ederlerdi. Kesici kısımlara çelikten, ağızlık geçirirler, su verir­lerdi
.


        Sivrihisar bakırcılar arastasında, 8-10 kadar bakırcı dükkanı ve esnafı vardı. O devir bakırcıların iş yaptığı ve para kazandığı bir devirdi... Bakırcılar, esvap kazanları 3-4 tenekelik hereniler 3-5 tenekelik şıra kaynatma leğenleri, hamur leğenleri, dövme bakır tencereler, helkeler, güğüm­ler, ibrikler, abdest leğenleri, hamam taslan su içme maşrapaları, saplılar, çaydanlıklar, demlikler, semaver, bakır mangallar, sahan ve kuzu tabakları, kapaklı çorba tasları, kevgirler, saplı çoban tavaları, yağ eritme tavanları yaparlardı..


          O zamanlar, yapanda, satanda, alanda, kabı kalaylayan da memnundu. O devirde kanaat vardı. Bundan dolayı da bereket vardı...


            Kalaycı esnafının, bir kısmının Bakırcılar arastasında, dükkânları vardı. Çarşıda satılan bakırlar Kalaycılarda, hemen kalaylanırdı. Gezici kalaycılar ise, körüklerini, takımlarını arabalara yüklenir, köylerde körük kurar, köyün kapılarını kalayla, oradan başka köylere giderlerdi...
              Sivrihisar'da, 4-5 tenekeci vardı. Şadırvandan Yenice Mahallesine giden cadde üstünde tenekeci dükkânları mevcutu.
             1935-1945 yılları arasında, Sivrihisar'da 4 adet saraç esnafı vardı. Bu saraçlar, saraciye malzemesinin bir kısmını, kendileri imal ederlerdi. Mesela, şaplı deri dediğimiz derileri kendileri tabaklar, temizler ve saraciye imalatında kullanırlardı...
            Saraçlar, Belleme, eyer, dizgin, hamut, koşum, ok kayışları, yan kayışları, mavi boncukla süslenmiş at başlıkları, bel kayışları gibi şeyler yaparlardı...
             Sivrihisar'da 6 adet nalbant esnafı vardı. Nalbantlar, at, katır, öküz ve eşeklerin ayak tırnaklarına nal çakarlardı. Nal olmayan hayvanların, ayakları yara olurdu, topal olurdu. Nallara hayvan ayakkabısı denir.
            Arastada, zanaatlarımızın son temsilcileri olarak, bir kaç kişi kalmış. Bakır, kalay ve sobacılık yapan ustalarımızdan Fikri Ilgın ustamız “1960-1965 yıllarında 16 kalaycı varmış arastada. Ustamız, " 1970' lerde alüminyum, saç ve plastik kap, kacak çıkınca, zanaatımız geriledi, bu zannatı yapan azaldı. Aslında yapan olsa zanaat yine geçerli, ama çırak yetişmiyor, bu işe heveslenen de kalmadı, ancak bazı bölgelerde, bakırcılar, süs eşyası yaparak geçimlerini sağlıyorlar" diyor.
               Yıllardır, bireyin kendi emeğiyle başlattığı, sonraları toplumca benimsenip, ortak bir çalışmanın kaynağı hâline gelen halk sanatları, el sanatları, ev sanatları ve çarşı sanatları yaşatılmalıdır.


              El santlarını, Türkiye’nin, her köşesinde görebiliriz. Ancak bazı merkezlerin, bu yaratıcılığa dayanan işlerinde önemli bir fark görülür. Bunları yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak gerekir.


              Çünkü sanatı olan insan, aç ve açıkta kalmaz, geçimini sağlar. Her şey gün gelir değerini yitirebilir, ancak sanatın, değeri, hiç eksilmeyen bir varlıktır. Atalarımızın söylediği gibi, sanat altın bileziktir.


.              Bizlere, o günleri tekrar yaşatan, SEV Başkanı Sayın Naci ŞAKAR’ a, Sivrihisar Belediye Başkanlarından,  Sayın Yaşar YURTTAŞ’ a ve Sivrihisar Demir Bakır ve Arabacılar Odası başkanı Sayın Yavuz ÇETİN'e,  odanın genel sekreteri,  Sayın Gözde KANDİLCİ ve esnaflarımıza, teşekkür ediyoruz.