16 Haziran 2019 Pazar 366 Okunma

O FIRÇA EMRE’YE UZATILDI YA!



Kutuplaşan siyaset, siyaset severleri birbirinden iyice ayırdı.
“Ak Parti taraftarları” ile “Ak Parti aleyhtarlarının” neredeyse birbirine tahammülü kalmadı.
Her iki tarafta, ortaya ne konulursa konulsun, doğru olsa bile eleştirecek mutlaka bir şey buluyor.
+++
31 Mart’tan sonra toplumsal normalleşme adına büyük umudumuz vardı.
Ancak!
İstanbul seçimlerinin tekrar kararı, boşa bir umut içerisinde olduğumuzu anlamımıza yol açtı.
Çünkü;
Sözünü ettiğimiz ayrışma öylesine uç noktalara geldi ki:
Karşı tarafın bir söylemini eleştirmek, kendi tarafının tavrını övmek adına artık mantıkta tamamen kenara bırakıldı.
Atatürk ilim, bilim, mantık dedikçe nedense işin içine siyaset girince hepsinden uzaklaşıyoruz.
+++
İstanbul için aday olan iki taraf TV’ye çıkmaya karar verdi örneğin.
Fırtınalar koptu.
“Programda kim soru soracak?” kavgası altında akli melekelerin uzaklaştığı yorum ortamları gördük.
Hatta taraflar birbirlerini “Karşı tarafın adayı konuşurken reklam girecekler” diyerek bile suçladı.
Mantık o derece kenara bırakıldı.
+++
Kısacası;
Herkes siyaseti artık ayak oyunlarından, şark kurnazlıklarından, hile, hurda, yalan dolan, şikeden ibaret sanmaya başladı.
İşte bu kutuplaşma sadece siyaset yapmaya çalışan topluma değil;
Bizzat siyaset kurumuna da büyük zarar verdi.
Hangi görüş, hangi fikir, hangi taraftan olursa olsun, hiç kimse kimsenin görüşüne saygı göstermemeye başladı.
Aksine, karşı tarafın görüşlerinin tamamen yalandan ibaret olduğuna kesin olarak kanaat getirdi.
Araştırma, sorgulama, yorumlama gereği duymadan!
+++
Farkında mısınız?
Hem toplum, hem siyaset bu kadar yıpranınca;
Asıl bir arada olmamız gereken meselelerde bile çok koptuk birbirimizden!
S-400 gibi ülkemize tam bağımsızlığın anahtarını getirecek bir projede bile;
Birbirimizi karalayıcı sözler söylemekten geri kalmadık.
PKK askerlerimizi şehit etmeye devam ettiği süreçte bile meselenin siyasetini yapıp, terör örgütünü savunur hale gelenleri gördük.
İstanbul seçimleri süreci bize işte bu kadar zarar verdi.
Ta ki, Emre Belözoğlu’na İzlanda’da o fırça uzatılana kadar!
Oysa hangi görüşten, hangi kesimden, hangi taraftan olursak olalım;
Birbirimize ne kadar benzediğimizi, birbirimize ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu o anda bir kez daha gördük.
Bir araya geldiğimizde ne kadar güçlü olabileceğimizi, neler başarabileceğimizi bir kez daha yaşadık.
O yüzden siyaseti yıpratıp, değersizleştirip bayağılaştıran anlayışa prim vermeyelim.
Siyasi kavramlarla, ideolojik terimlerle önümüze ayrıştıran cümleler koyanlara çokta itibar etmeyelim.
Bilelim ki, şu yaşadığımız süreç yani bunca kutuplaşmalar bile belki de sinsi bir oyunun büyük bir parçası!