9 Aralık 2018 Pazar 1042 Okunma

“Bazı şairler yüzünden şiirimiz feryat ediyor.”

Şair Fikret Görgün ile bir sohbet gerçekleştirdik


 


Şiir dünyasına nasıl girdiniz? Aile ve çevrenizde bir edebiyat ortamı var mıydı? Etkilenip esinlendiğiniz şair veya şairler var mı?


 


Evvela köşenizde beni misafir ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Unutamadığım bir anımla başlamak istiyorum. Ben, ilkokula çok küçük yaşta başladım. İki yıl asıla asıla gittim. Daha doğrusu gitmek mecburiyetinde kaldım. Ta ki,  Emel Hoca gelene kadar. Üçüncü sınıfta, bize daha sonraları taşıyacağımız kişiliğimizin oluşumunda çok önemli bir rolü olan Emel Özkan (Türk)’la  yollarımız kesişti. Öğretmenliğinin ilk yılı olmasına rağmen hem öğretmen, hem anne, hem de abla oldu. İşte, kendisinin mezun ettiği bu Emel öğretmenimiz bir şiir verdi sınıfa ezberlenmek üzere. Haylazlığımızdan mıdır, tembellikten mi desem, sınıfın bütün kızlarının ezberlediği bu şiiri erkek öğrenciler olarak hiç birimiz ezberlememişiz. Ezberlemeyen biz erkek öğrenciler, canımızdan çok sevdiğimiz Emel öğretmen tarafından öğle yemeğine gitmeme cezası aldık!  Evet evet aynen böyle. Ne gam. Aslanlar gibi çektik cezamızı. Öyle ya cezayı veren Emel öğretmendi. Tabii bizim durumu bilen kız arkadaşlar ki çoğu akrabamız aynı zamanda. Salya sümük ağlayarak eve varırlar kardeşlerimiz aç kaldı diye.  Bir seferberlik.  Böyle cezaya can kurban. Çok geçmeden pencerelerden gözlemeler, pideler… neler yağdı neler… İstesek pencerelerden çıkabilirdik, okul tek katlıydı. Dedik ya işin ucunda Emel Öğretmen, serde erkeklik vardı! Gözlemeleri yemekle kalmadık, bir de üstüne çift kale maç yaptık sınıfta.


‘Bir kıyıda küçük ırmak


Coşkun coşkun çağlayarak


Bir denize akıyordu.’


   Diye başlayan şiirin adı Sessiz Irmak’tı. Daha sonra şairinin Orhan Seyfi Orhon olduğunu öğrendim.  Okula gitmediğim yıllarda, seyrettiğimiz milli bayramlardan etkilenerek onları taklit ettiğimi, yüksekçe bir yere çıkartılarak yarım yamalak “Ey göklerde .” diye başlayan,  sözlerini şimdi hatırlamadığım kahramanlık şiirini yarım yamalak okuduktan sonra akrabalarımın gülerek alkışladığını saymazsam, belki de şiirle ilk ciddi karşılaşmamdı buydu.


          Rahmetli annem hazırcevap, nüktedan bir kadındı. İlkokul mezunu bile değildi, ancak İrfan Mektebi mezunuydu. Edebi yönü güçlüydü. Anında doğaçlama bir masal anlatabilirdi. Genlerimde ondan izler taşıdığımı düşünüyorum. Lisedeki edebiyat öğretmenimiz Çetin Büyükvanlı çok güzel şiir okurdu. Öldüyse, Allah rahmet eylesin, sağsa uzun ömürler dilerim. Şiirin özel bir tür olduğunu hissettirmişti.


            Şiir yazmaya liseden sonra başladım. İlk hangi şiiri yazdım hatırlamıyorum. Gerçek şiir bilincinin oluşmadığı o ilk dönemlerde türkülerimizin etkili olduğunu düşünüyorum. Halil Emmi’nin tırpanla ekin biçerken söylediği “Hastane önünde incir ağacı/ Doktor bulamadı bana ilacı” türküsünü hiç unutamam. Aynı türküyü yaklaşık kırk yıl sonra rahmeti Rasim Köroğlu’ya söylediğimde gözleri yaşararak dinlemişti. Türkü böyle bir şey! Türküler, ah türkülerimiz… Âşıklarımız, sanatçılarımız…


Aşık Veysel, Neşet Ertaş,  Nezahat Bayram, Necla Erol…Nida Tüfekçi…her biri ayrı bir dev idi. Hangi birini sayayım.


Bilinçlenmeye başladığım yıllarda  şair olarak da Mehmet Akif,  Abdurrahim Karakoç, Arif  Nihat Asya,  Necip Fazıl başta olmak üzere pek çok şair etkili olmuştur.


 


    Şiirinizi edebi akımlardan hangisine yakın görüyorsunuz? Şiiriniz üzerine yapılan görüşler nelerdir? Siz kendi şiiriniz hakkında neler düşünüyorsunuz? Şiirinizde beslendiğiniz kaynaklar üzerine neler söyleyebilirsiniz?


 


           Kimi şiirim realizmi akla getirir, kimi şiirim romantizmi çağrıştırır. Halk şiiri benim olmazsa olmazım!  Ayrıca geleneğe bağlı kalarak, özünü bozmadan yeni türler de denediğimi söyleyebilirim. Bu arada serbest şiiri dışladığım düşünülmesin.


          Sayın Prof. Dr. Halil Buttanrı şiirlerim hakkında şöyle diyor: ‘Türk Halk şiiri geleneklerine uygun yazıyor olmanız da beğenilmenizi ve etkinizi arttıracaktır. Aldığınız ödüller başarınızın belgeleridir.’


          Sayın Prof. Dr. Tamilla Aliyeva da ‘Yüreğindeki Kanı Mürekkebe Çeviren Şair Fikret Görgün’ diyerek hakkımda şunları söylemiştir. “Fikret Görgün Beyin kitabındaki bütün bölümler bugünkü hayatımızda yüreğinize su gibi serpilen konulardır. Bu konular bizi soy kökümüze bağlamakla beraber vatanımızı, milletimizi sevmeğe, ona yürekten hizmet etmeğe ruhlandırır. Fikret Görgün’ün bütün şiirleri manevi dünyamızı zenginleştiren şiirlerdir. Ben onun mecazlarla, halk deyimleri ve felsefi fikirlerle süslenmiş şiirlerini okuduğumda bu karara geldim ki Fikret Bey şiirindeki her sözü kalbinin kanına batırarak yazmıştır. Şiirler çok güzel. Şiirlerin dil ve üslubundan, konulardan sayfalarca makale yazılabilir.’


 


          Şiirlerim sanat kaygısından uzak olmakla birlikte, kurallarına uyularak yazılmışlardır. Geneli yürekten çıkmış, bir çoğunun mürekkebine de gözyaşı karışmıştır. Allah’ın rızası temel gayemdir. Beslendiğim kaynaklar konusuna yukarıda değinmiştim. Biz beslenmekten öte o kaynaklarla büyüdük. Bizim çocukluğumuzda türküler “ana sütü gibi temizdi.” Şimdi o süte de su kattılar maalesef! Sevgilinin teline zarar gelmesin diyen âşığın yerini “saçlarını yol getir!” diyen türkücüler aldı. Hele bir “Ankaralı!”  furyası var ki evlere şenlik.


 


   Geleneksel ve modern şiir hakkında ne düşünüyorsunuz? Geleneksel şiire yaslanmadan modern şiirde başarılı olunabilir mi?


 


         Maalesef  bazı kesimlerce geleneksel şiirin küçümsendiğini, anlaşılmaz bir tavırla dışlanmaya çalışıldığını biliyoruz. Doğrusu,  ne yazdığını kendisinin bile “bilmediğini” düşündüğüm şiirler okuyoruz. Köşe başlarını tutan bazı şairler yüzünden de şiirimiz feryat ediyor. Elbette geleneğe bağlı kalınarak farklı türler ve şekiller denenebilir. Haddimi aşmak istemem ama şiirin “okunması” için biraz “dokunması” lazım. Gönülden süzülmeyen şiirler, dikkat edin iki kulak arasında mekik dokur ve sonunda çeker gider! Geleneksel ya da modern, şiir şiir olmalı. Ben evvela şiir toplum içindir, diyorum ve tamamen kapalı, anlaşılmaz şiirlere de karşıyım.


         Ben böyle diyorum, sorunun ikinci bölümünü okuyucuya bırakıyorum.


 


    Edebiyat dergileri ve şiir sitelerinin bolluğu içerisinde şairlerin çokluğu dikkat çekmektedir. Oysa şiir kitaplarındaki baskı adedinin çok düşük seviyelerde olduğunu da görmekteyiz. Bu çelişkinin nedeni sizce nedir?


 


          Her insanın resim, müzik, edebiyat gibi alanların en az biriyle amatörce de olsa uğraşmasından yanayım. Buna şiir de dahildir. Hal böyleyken her şiirle uğraşana de şair diyecek değiliz. Dergicilik çok fedakârlık isteyen bir konu. Dergi çıkaranları gönülden kutluyorum. Her ne kadar dergilerde yayınlanan şiirlerin kalitesi tartışmaya açık olsa da, yapılan hizmetin takdire şayan olduğunu belirtmek isterim. Toplum olarak okumuyoruz. Okumayan insan kitap alır mı?! Satılmayan kitap basılır mı? İnanın şairlerin çoğu bile eline geçen bir şiir kitabını sonuna kadar okumuyor. Popüler şairlerin dışında şiir kitapları basılmıyor. Yayınevleri de kendilerince haklı olarak basmak istemiyorlar


 


   Türk şiirinin bir durgunluk yaşadığını görmekteyiz. Siz bu durumu neye bağlıyorsunuz? Genel anlamda şiir hakkındaki düşünceniz nedir?


 


          Baskı adedi az da olsa, şairleri tarafından şiir kitabı basılıyor. Ayrıca pek çok şiir sitesi, her sitede yüzlerce şair var. Mesele kemiyette değil keyfiyette. Rüştünü ispat etmiş pek çok şairimizin olduğunu, ancak tanınmadığını, dolayısıyla geniş kitlelere ulaşamadığını söyleyebilirim. Bu durumda  şairlerimiz sanal ortamlarda şiirlerini okuyucuyla paylaşmaktadırlar. Yalnız buralarda da enteresan şeyler yaşanıyor. Şöyle ki; şiirin kalitesine bakılmaksızın, edebi değeri yüksek bir şiirin okunma sayısı, buna bağlı olarak yorumlar çok düşük sayıda kalırken; bir başka sıradan şiirin okunma ve yorum sayısı bir hayli fazla olabiliyor. Ben öyle zannediyorum ki buralarda da çoğunlukla şiirler okunmadan değerlendiriliyor!


Şiire, şaire ve bu konuda hizmet edecek edebiyatçılara destek olunması lazım. Özellikle kültür bakanlığına, belediyelere büyük görev düşüyor.


         Şiirin ne olduğuyla ilgili o kadar çok şey söylenmiş ki! Şiir, duyguların en kısa biçimiyle dışa vurumu. Tabii ki belli kurallar dahilinde. Düşünün bir romanda yüzlerce sayfayla anlatılan temayı birkaç kıtayla, hatta bir beyitle anlatıyorsunuz. Ya da yazılan bir şiirden hareketle onlarca roman ya da hikâye yazılabiliyor. Şiir, aynı zamanda gönüllere girme sanatıdır.


 


    Şiir yarışmaları, şiir günleri hakkında neler söylersiniz? Bu tür etkinlikleri nasıl karşılıyorsunuz?  Genel anlamda halkın şiire bakış açısını değerlendirir misiniz? Türk halkının şiire ve şiir etkinliklerine katılımı hakkında ne düşünüyorsunuz?


 


          Şiir yarışmalarına, ciddi kişi ya da kuruluşlarca düzenlenmesi şartıyla olumlu bakıyorum. Şair için yeni bir heyecan getiriyor. O konuyla ilgili yeni bir şiir yazılmış oluyor. Şairi teşvik ediyor. 2016’da Kayseri Halk Ozanları Derneği’nin “Sarıkamış” konulu şiir yarışmasında 1. oldum. Vaat edilen para ödülünün ödenmesi şöyle dursun, çağırıp da bir plâket dahi veremediler, bu güne kadar. Yine Dörtyol’da 2017 de açılan yarışmada 1. oldum. Para ödülü olduğu halde plâketle yetinmek zorunda kaldık. Biz şiirle geçinen biri olmadığımız gibi öyle bir beklentimiz de yoktur. Ancak verilen söz yerine getirilmeli. Şiir gibi güzel bir alan sulandırılmamalı. Şiir öyle bir iki günde yazılan bir şey değil. Bazen haftalarınızı alıyor. En azından benim için öyle,  deyip bu konuyu kapatayım.


        Bence halkın geneli şiirden soğutulmuş,  genç kesim derseniz onlar da popüler kültürün kıskacı altında. Popüler şairler kendilerine bir dinleyici kitlesi buluyorlar. Bunun dışında genel olarak şairler birbirlerine okuyorlar şiirlerini. Şairler Derneği olarak düzenlediğimiz Yunus Emre’yi Anma Haftalarında hatırı sayılır bir dinleyici kitlesine hitap ettiğimizi hatırlatmak isterim. Şimdi şiirsiz Yunus Emre anılıyor. Bu da valiliğimize, kültür müdürlüğümüze bir mesaj olsun.


 


      Şiirlerinizin konuları ve muhtevası hakkında bilgi verir misiniz?


 


        Şiirlerimin konusunu, milli ve manevi değerlerimize ters düşmeyen her şey diye özetleyebilirim. Hakk’ın rızası en büyük gayem demiştim. Buna bağlı olarak münacat ve naat şiirleri, dini ve millî şiirler.( Hadisleri şiirleştirdiğim müstakil bir şiir dosyası basıma hazırdır.) Mukaddes değerlerimize ait şiirler.


( Vatan, millet, bayrak, anne, baba v.s. şiirler.)  Okullarda Önemli Gün Ve Haftalarla ilgili şiirler. Çocuk şiirleri ki; bununla ilgili bir şiir dosyası da hazırdır. Ve Taşlamalar. Bununla ilgili de hikâyeleriyle birlikte bir taşlamalar kitabı düşünüyorum ki; şiirler hazırdır.


 


       Şiirinizden ilham kaynağını belirterek bir örnek verir misiniz?


 


       On altısı büyük olmak üzere, yüz on dört devlet kurmuş, bunların bir kısmı cihana hükmetmiş bir milletiz ve birbirinden şanlı zaferlerle süslü bir tarihimiz var. Bugün ülkemiz üzerinde oynanan oyunları görünce insan ister istemez o günlere gidiyor. Ben, yine o eski gücümüze kavuşacağımıza olan inancımı belirtirken bunun öncelikle çok çalışmaktan, kenetlenmekten geçtiğine inanıyorum. Sadece İslâm Dünyasının değil, bütün mazlum milletlerin de umudu biziz. Bu duygularla yazılmış ödüllü bir şiirimi sizlerle paylaşmak istiyorum.


TÜRK VATANI BAŞTANBAŞA DESTANDIR


Türk vatanı baştan başa destandır;


Ben susayım dağlar, taşlar konuşsun.


Her karış toprağı şereftir, şandır;


Eskişehir, Afyon… Muşlar konuşsun.


 


Kartallar bekçilik yaparken yurda,


Baykuş mu ötermiş ulu çınarda.


Sakarya, Malazgirt, Dumlupınar’da,


Hırs ile çatılan kaşlar konuşsun.


 


Mehmetçik denildi her bir ferdine,


Hele bir yürüsün, bakmaz ardına.


Şehit olur, düşman koymaz yurduna;


Elleri kınalı eşler konuşsun.


 


Gün gelip başını sevdaya salan,


Önce vatan derdi, gerisi yalan,


Koskoca alaydan geriye kalan,


Serdengeçti üçler, beşler konuşsun.


 


Kalpler aynı çarptı millî gayede,


Akıllar, şahadet denen payede.


Urfa, Antep, Maraş… Çanakkale’de


Geçilmez set olan döşler konuşsun.


 


Bir gün düşman Türk yurduna girince,


Koşardı Erzurum, Malatya… Gence.


Allahüekber’de doksan bin gence


Kefen olan kara kışlar konuşsun.


 


 


Erdir bu milletin kızı, kızanı,


Bağlamayı silah yaptı ozanı,


Komşu etti Hicaz, Yemen… Fîzan’ı;


Ağaç kabuğundan aşlar konuşsun.


 


Gâhi Kerem olduk, gâh Ferhat idik,


Gâhi Malkoçoğlu, gâh Murat idik,


Kırk yiğit önünde bir Kürşat idik;


Kopsa eğilmeyen başlar konuşsun.


 


Zalime fırtına, boran ben idim,


Viyana önüne varan ben idim,


Tam yüz on beş devlet kuran ben idim;


Kanije, Zigetvar… Yaş’lar konuşsun.


 


Âbâd eylemişken nice çağları,


Karalar bağladı Balkan dağları.


Dostlar, vurgun yedi gönül bağları,


İçimize akan yaşlar konuşsun.


 


Hasretlik kor gibi yürek dağlıyor,


Tuna dertli, Fırat mahzun çağlıyor,


Üç kıtada minareler ağlıyor


Gidip- gelen göçmen kuşlar konuşsun.


 


Mühür vurduk asırlara, yıllara,


Şefkat yuvaları kurduk dallara,


Bir hilal uğruna düştük yollara…


Hudutlarda mahzun taşlar konuşsun.


 


Bre koç yiğidim bu hal ne haldir?


Ölü toprağını üstünden kaldır.


Gaflet uykusunda solduk kaç yıldır;


Kahırdan sıkılan dişler konuşsun.


 


Tam yedi düveli getirdik dize,


Yolu kaybedenler baksınlar ize.


Hele bir üfleyin küllenen köze!


Yeter Fikret, gayrı düşler konuşsun.


 


 FİKRET GÖRGÜN’ÜN ÖZGEÇMİŞİ


      01.12.1956 da Eskişehir,  Seyitgazi, Bardakçı  Köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitirdi. Daha sonra sırasıyla Eskişehir Osmangazi Ortaokulu, Atatürk Lisesi ve Eskişehir Eğitim Enstitüsünü bitirdi.


          Sırasıyla Trabzon, Çaykara Ataköy Ortaokulu, Eskişehir Mihalıççık Obruk Ortaokulu, Sivas Gemerek Keklicek Ortaokulu, Eskişehir Sivrihisar Okçu Ortaokulu, Alpu Sakarıkaracaören Ortaokulunda görev yaptı. Aralıksız 16 yıl müdürlükten sonra Eskişehir Merkez Vali Bahaeddin Güney  İlköğretim Okuluna atandı.  Adalet İlköğretim Okulundan 2008 yılında emekli oldu.


       Lise öğreniminden sonra şiir yazmaya başladı. Yazdığı şiirlerin bazıları çeşitli gazete, dergi ve antolojilerde yayınlandı. Şiir dışında hikâye çalışmaları da olan Fikret Görgün görev yaptığı okullarda dergiler çıkardı. Bazı şiirleri çeşitli yurt içi ve yurt dışı dergi, gazete ve antolojilerde yayınlandı.                                  Şiir yarışmalarına katılarak -birincilik dahil- dereceler aldı.


          Prof  Dr. Halil Buttanrı danışmanlığında hakkında bitirme tezi hazırlandı.


         Eskişehir Şairler Derneği ve İlesam ve Esas Der üyesi olan Fikret Görgün evli, iki kız babası , bir torun  dedesidir.