6 Ocak 2019 Pazar 912 Okunma

Şair Rabia Barış ile Pazar Sohbeti gerçekleştirdik:“Halkın şiire ilgisi maalesef zayıf”

RABİA BARIŞ ÖZGEÇMİŞİ


Emirdağ’da doğdu. İlk şiirlerini ilkokul sıralarında kaleme alan şairin bu ilgisi, 1970’li yıllarda yoğunlaşır ve her geçen yıl daha büyük bir tutkuya dönüşür. Barış’ın yoğunluklu olarak halk şiiri tarzında şiirler kaleme aldığı görülür. Şairin eserleri bugüne kadar altmışın üzerinde kitap ve şiir antolojisinde yer almış, çeşitli edebiyat dergilerinde ve çok sayıda gazetede yayınlamıştır.     Barış’ın ilk kitabı Çile Çiçeği 1997 yılında okuyucuyla buluşmuştur. Gurbet Akşamlarında isimli ikinci kitabı 2005, Gönülden Damlalar adlı eseri ise 2013 yılında yayınlanmıştır. Eskişehir Valiliği ve Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Ajansı, 2014 yılında üç kitabını basmıştır. Bu kitapları: Rabia Barış’ın Dilinden Yunus Emre’ye Şiirler, Eskişehir Sevda Şehir ve Türk Dünyası Ülkem Kızlarına Güzellemeler’dir.
2016 yılında basılan Çocukların Şiir Dünyası kitabıyla birlikte şairin yayınlanmış kitap sayısı 8 olmuştur. Şairin ayrıca basıma hazır 130 üzerinde kitabı mevcuttur.
Kitabında yer alan şiirlerden bazıları bestelenmiştir. Bestelenmiş şiirlerinin içinde en çok beğeni alanlardan biri Azerin’in seslendirdiği Çanakkale Geçilmez adlı eseridir. Barış, Türkiye genelinde çeşitli şiir yarışmalarından bugüne kadar toplam 60 dereceli ödülün sahibi olmuştur. Yerel bir gazetede Rabia Barış’ın Dilinden adlı haftalık köşesinde yazarlık yapmış olan şair, aynı zamanda  dijital bir gazetenin de yazı köşesinde okuyucuyla buluşmuştur.
Bir kültür ve sanat şehri olan Eskişehir’de Nazan Naz’la birlikte zaman zaman şiir ve musiki dinletisi yapmış olan şair, yapılan programları Rabia Barış & Nazan Naz Şiir ve Musiki Dinletisi Hatıra Kitabı olarak derlemiş ve okuyucuya sunmuştur.
2003, 2007, 2012 ve 2014 yıllarında, Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden dört lisans öğrencisi, Prof. Dr. Halil Buttanrı’nın danışmanlığında Rabia Barış’ın Hayatı, Sanatı ve Eserleri konulu dört adet lisans bitirme tezi hazırlamışlardır.
Rabia Barış, İLESAM, MESAM üyesidir. Şairin mahlası Rabia Sultan’dır: Şaire bu mahlas Şair Bekir Sıtkı Erdoğan tarafından verilmiştir.


SOHBET:


 Şiir dünyasına nasıl girdiniz? Aile ve çevrenizde bir edebiyat ortamı var mıydı?

Şiir, benim için kendimi bildim bileli hayatımın bir parçası oldu. Şiir dünyasıyla çocuk yaşta tanıştım. Siz de iyi bilirsiniz; bizde ağıtlar, türküler ve ilahiler çok meşhurdur. Ben bu üçlünün içinde büyüdüm. İlkokul yıllarımda çevremde söylenen türküleri merakla dinler, nasıl yazıldığını, nasıl söylendiğini kendi dünyamda analiz etmeye çalışırdım. Köyümüzde bulunduğumuz zamanlarda Ayşe Ebe dediğimiz bir büyüğümüz vardı. Hanımlar onun evinde toplanıp ilahi söylerlerdi. Ben çok küçüktüm ve bir kenara oturup can kulağı ile onları izler ve dinlerdim. Henüz ilkokul beşinci sınıfta bir öğrenciydim ve dayımı genç yaşta kaybettik. Bu elim olaydan sonra annem onun arkasından yıllarca ağıtlar yaktı. Bunlarla birlikte evimizde küçük bir kütüphanemiz vardı ve kitaplara ulaşma açısından birçok kişiye göre daha şanslıydım. O dönemde elimden düşürmediğim özellikle Yunus Emre, Osman Yüksel Serdengeçti ve Necip Fazıl Kısakürek’in kitaplarının da şiire duyduğum ilgimi tutkuya dönüştürdüğünü söyleyebilirim.

Şiirinizi edebi akımlardan hangisine yakın görüyorsunuz? Kendi şiiriniz hakkındaki görüşleriniz nedir?

Şiirlerimi Cumhuriyet dönemi edebi akımlardan tek bir ekolle sınırlandırmak istemiyorum. Her türden şiir yazmama rağmen, daha çok koşma olarak 11’li hece ölçüsünde halk şiiri tarzında şiirler yazıyorum. Şiirlerimde işlediğim konular çok çeşitli olsa da hüzün ve tasavvuf ağırlıklı şiirlerim daha fazla sayıda. Kitaplar dolusu dörtlüklerim, rubailerim, manilerim ve şiirlerim var. Bunların içinde farklı akımlara yakın şiirler bulmak mümkündür.

Geleneksel ve modern şiir hakkında ne düşünüyorsunuz? Geleneksel şiire yaslanmadan modern şiirde başarılı olunabilir mi?

Geleneksel şiirden vazgeçmek mümkün değil. Bu, insanın soyundan, ırkından vazgeçememesi gibi bir şey. Her dönem kendine has yeniliklerle gelmektedir ancak yeniye koşarken eskiden güç almak çok önemli ve elzemdir. Hayatın her alanında olduğu gibi şiirdeki başarı da hem geleneksele sahip çıkarak hem de yeniliğe açık olarak yakalanabilir diye düşünüyorum. Bu bakış açısıyla yaklaşırsak estetik olan ve anlamı en iyi şekilde sunan şiir, geleneksel ya da modern hangi yapıda olursa olsun başarılı bir edebi üründür diyebilirim.

Edebiyat dergileri ve şiir sitelerinin bolluğu içerisinde şairlerin çokluğu dikkat çekmektedir. Oysa şiir kitaplarındaki baskı adedinin çok düşük seviyelerde olduğunu da görmekteyiz. Bu çelişkinin nedeni sizce nedir?

Ülkemizde zaten okuma azken şimdi internet okumacılığı aldı başını gidiyor. İnternetin kolay ulaşılabilir olması ve maddi açıdan bir yük getirmemesi onu cazip kılıyor. Edebiyat dergileri sadece edebiyatçılar arasında dönmekte. Kitaplar, tanınmış isimlere aitse okunmakta. Birçok mahalli şairin şiir kitabı var ancak bu kitapların alıcısı da yok gibi bir şey. Şiirlerinin daha çok sayıda okuyucuya ulaşmasını isteyen şairler kitaplarını hediye olarak dağıtıyor. Sanatla ve edebiyatla ilgilenen kişilere Kültür Bakanlığından ya da belediyelerden yeterli destek sağlansa, her şehirde yerel sanatçılara bir mekân gösterilse, oralarda şairler, yazarlar, sanatçılar edebi veya sanatsal ürünlerini sergilese, birbirleriyle buluşup kaynaşsa, birbirleriyle edebi ve sanatsal alışverişte bulunsa ve halkla bütünleşse çok yönlü fayda sağlanır. Bu saydığım ve olmasını istediğim durumlar günümüzde hep şairlerin kendi becerisine ve imkânına bırakılıyor. Dolayısıyla biraz varlıklı olanlar biraz da elinden tutulanlar isim yapabiliyor.

Genel anlamda halkın şiire bakış açısını değerlendirir misiniz? Eskişehir halkının şiire ve şiir etkinliklerine katılımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Halkın şiire ilgisi maalesef zayıf. Toplantılarda halktan seyirci genelde az olur, şiir gecelerinde genellikle şairler birbirlerini ağırlar. Oysa Eskişehir büyük bir şehir. Bu işe belediyeler el atsa duyurular etkili olsa halkın ilgisi uyandırılabilir. Ayrıca şiir duygularla ilişkili olduğu için her insana hitap etmesi mümkün değil. Ancak duygu yüklü insanlarımız da az değil. Biliyorsunuz biz şiir toplantılarını sizinle birlikte de yaptık ve her defasında yakınlarımızla salonu doldurmaya çalıştık. Sayı istediğimiz kadar çok olmasa da şairleri mutlu kılan birliktelikler oldu. Bizler için güzel olan edebiyat adına bir şeyler yapabilmekti.

Şiir kitaplarınız ve içerikleri
hakkında bilgi verir misiniz?

Son zamanlarda konulu şiir kitabı yazmayı tercih ediyorum. Bir konuyu ele alıp onunla ilgili olan şiirlerimi kitaplaştırıyorum. Bu şekilde birçok çalışmam var ve basılmaya hazır bekliyorlar. Bu konulu çalışmalarımdan dördü yayımlandı. Rabia Barış’ın Dilinden Yunus Emre’ye Şiirler, Türk Dünyası Ülkem Kızlarına Güzellemeler ve Eskişehir Sevda Şehir adlı kitaplarım Eskişehir Valiliği ve Türk Dünyası Vakfı yayınlarından çıktı. Çocukların Şiir Dünyası adlı kitabım Tunç Yayınlarından ve son olarak 2018 yılında Aşkın Adı Yunus Emre adlı kitabım da Yason Yayınlarından yayımlandı. Bunlarla beraber Çile Çiçeği, Gurbet Akşamları ve Gönülden Damlalar çeşitli konuları bir arada sunan diğer kitaplarım. Yani beşi konulu ve üçü genel olmak üzere basılmış toplam 8 şiir kitabım bulunuyor.

Eskişehir ve ülke genelinde her yıl düzenlenmekte olan Yunus Emre Haftası sizce amacına uygun olarak anılıp kutlanıyor mu?

Hayır, bence yeterli olmuyor. Nasıl ki Mevlana hazretleri kendi şehri Konya’da dünya çapında bilinen bir organizasyonla tanıtılıyorsa Yunus Emre de en az o kadar özeni ve tanıtımı hak ediyor. Ancak o çapta bir anma töreni olmalı ki amaca ulaşsın. Ben bunu yıllardır söylüyorum ancak sesimi duyuramadım. Şehir merkezinde Yunus Emre adına büyük bir ziyaret evi olmalı, içinde kütüphanesi Yunus Emre müzesi ve şairlerin bir araya gelerek şiir programları yapabilecekleri bir yer olmalı. Böylece Yunus Emre Eskişehir’le özdeşleşip anılırken hem Yunus Emre’nin hem de şehrin tanıtımı gerçekleştirilmeli. Ben kendi adıma Yunus Emre’ye gönül borcumu ödemek adına iki şiir kitabı yazdım. Rabbim nasip ederse üçüncü kitabım da yolda. Allah dostu Yunus’u rahmetle anıyorum. O, bir derya ve bizim anlatmamız deryada bir damla. Sizin gibi, Mustafa Özçelik gibi, Şehabettin Tosuner gibi, Hilmi Özden gibi Yunus sevdalıları ve konunun uzmanları her yerde, her zaman onu anlatmalı ve halkı bilgilendirmelidir diye arzu ediyorum.

Şiirinizden ilham kaynağını belirterek
bir örnek verir misiniz?

Ben şiirle iç içe yaşadığım için ilham her zaman benimledir. Benim onu aradığım pek olmaz. Zaman zaman onun bana küstüğü olur, malum dünya işleri bitmiyor. İlham, beni şiire çektikçe benim farklı işlerim olduğunda o da bana küsüp verdiği dizeleri not etmediğim için geri alır. Bir bakarım aklımda bir şey kalmamış. Ancak ben genel olarak küstürmemeye gayret ederim ilhamımı. Şiir benim için derin bir aşktır. Onsuz yaşamak mümkün değildir benim için. Şiir varsa ben de varım. Acım, sevincim, heyecanlarım, hayal kırıklıklarım şiirlerimde saklıdır. Gördüğüm, duyduğum, yaşadığım, hissettiğim her güzellik, mutluluk veya hüzün şiirdir bana. Örneğin sizin bana okuyup incelemem için verdiğiniz Şehriyar’ın Haydar Baba’ya Selam adlı kitabını okuyup inceledim ve duygulandım. Bizim, Emir Baba gözümün önüne geldi ve o dizelerden ilham alarak bir ay içerisinde Emir Baba’ya Selam adlı kitabımı hazırladım. Siz o kitabı okudunuz, biliyorsunuz. Ne yazık ki ben hâlâ o kitabı bastıramadım, o da basılacak kitapların arasında sırasını bekliyor. Konu ilham olunca ilhamla ilgili bir şiirimiz bizden daha iyi anlatacaktır bizi.
 İlhamı gönlümde ağırlamazsam,
Kırılır göç eder can otağımdan.
Giderken sevgiyle uğurlamazsam,
Hemen uzaklaşır sevgi bağımdan.
Gelince alırım hoş bir nefesle,
 İnciler dizerim nağmeyle sesle,
 Sunarım dilimi altın kafesle,
 Kurtarır ruhumu kul batağından.

 Yıllar var ki benim yol arkadaşım,
Hemi arkadaşım hemi sırdaşım.
 İlhamla olunca her dem hoş başım,
 Beraber geçeriz yâr sokağından.

Ruhum dara düşse tutar elimi,
Parmağıma sıkıştırır kalemi,
Onunla yenerim derdi elemi,
Gül sunar gönlüme gül dudağından.

Çok uzun bekletmez çalar kapımı,
Bereketle sunar gönül hapımı,
Kurmuş söz üstüne kafa yapımı,
Dil balı toplarız gönül dağından.

Şiir çalışmalarınızdan biraz bahseder
misiniz şiir size neler kazandırdı?

Şiir bana çok şey kazandırdı. Şiir sayesinde elim kalem tuttu, bir ömür içimi kaleme döktüm. Eşimi erken kaybettim, çocuklarım üniversiteden sonra eve dönmediler, evlenip çocuk çoluk sahibi oldular. Böyle olunca uzun zamandır yalnızım ve bu yalnızlığımı şiirle doldurdum. Şiirlerim benim yol arkadaşım, sırdaşım oldu. Çok çalıştım, çok okudum, çok yazdım ve şükürler olsun emeğim boşa gitmedi, çalışmanın bereketini buldum. Zaman zaman şiir yarışmalarına katıldım, bu güne kadar tam olarak 60 ödül aldım. 75 şiir antolojisi ve derleme kitaplarda şiirlerim yerini aldı. Bununla birlikte pek çok mahalli gazete ve dergilerde şiirlerim yayınlandı. Zaman zaman büyüklerimizden takdir görüp umutlandık, hızlandık. Zaman zaman üzenler, engellemek isteyenler oldu, içimize çekildik, şiirle baş başa kalıp gönül dünyasından inciler topladık. Şiirin büyülü dünyasında koca bir ömür yaşadık. Rabbim sağlık afiyet verirse mezara kadar okuma yazma sevdamız devam edecek inşallah. 15 ayrı şiirim bestelendi. Azerin’in bestelediği Çanakkale Geçilmez eserim güzel bir Çanakkale marşı oldu.  Aynı zamanda Dur Ey Yolcu adlı şiirim de aynı platformda dinleyicilerine hizmet vermekte. Bestelenmiş diğer eserler bestekârları tarafından icra edilmektedir. Bu güzel ve anlamlı şiiri birde sizin aracılığınızla burada okuyalım.

 “ÇANAKKALE GEÇİLMEZ”
Namus için kükreyip, vatan için öldüler,
Onlar Gelibolu’da en nadide güldüler,
Kanlı sırttan aşağı sürünerek geldiler,

 O gün yardıma koştu dağın aslanı, kurdu,
 “Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu.

Baharda kan ağladı, Karayürek deresi,
Vahşeti yok etmekti kurtuluşun çaresi,
Üstündeki gömlekle sarılırken yarası,

 Omzunda kurşunla Mehmet nöbete durdu,
 “Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu.

 Gülleler yağıyordu Mehmetçiğin eline,
 O gayret kuşağını doluyordu beline,
 Kelime-i tevhitle girip hücum seline,

Her biri bir küheylan, her biri devi vurdu,
“Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu.
 
Her ateş yığınında döküldü bir kaç fidan,
O gencecik civanlar koptu anadan, yardan,
Bir an ödün vermedi yurdundan şehriyardan,

 Mehmet Hakka yürürken nazlı eşini sordu,
 “Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu.

 Bazen sivil urbalı, bazen tüfeksiz gitti,
 Nafakasız aç susuz, dağları mesken etti,
 Gücü iman kaynağı, dev bir orduya yetti,

Yeşil çimen üstüne uzanan beyaz nurdu,
“Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu.

 Boğazlar geçit vermez, kapanır düşman yolu,
 Bağrında yabancıyı yaşatmaz Anadolu,
Tüm dünyaya bedeldir Türk’ün bükülmez kolu,

Asker Conkbayırı’nda yeni bir dünya kurdu,
“Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu.

 Kol bacak gökyüzünde savruldu lime lime,
 Daha bıyığı yokken koştu onlar ölüme,
 Ölüm hakkı değilken dokundular gülüme,

 O gün şanlı bir millet yurt için ağlıyordu,
 “Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu.

Candan can alıyordu ölüm kusan makine,
Yiğitler harman olup sıralandı söküne,
Ateşle sarmaş dolaş gül sarıldı dikene,

Karşımıza dikilen bir avuç soysuz urdu,
“Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu.

 Top tüfek yoktu elde, kazma, kürek geldiler,
Onlar Çanakkale’de kandan açan güldüler,
Vatan için çarpışıp, Allah için öldüler,

 Savaşın yiğitleri etten, kemikten surdu,
“Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu.

“Ya istiklâl ya ölüm” dedi Mustafa Kemal,
Böyle güzel orduya verir mi Rabbim zeval,
 Dalgalan al bayrağım, kanımız sana helâl,

 İçimizde tutuşan vatan sevdası kordu,
“Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu.

 Göğsünü siper etti Mehmet’im kefen ile,
 Düşmana karşı koydu orakla, döven ile,
Anne mermi taşıdı kundakla, kovan ile,

Daha on yedisinde Mehmet bıyığı burdu,
“Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu.

Tarihin utancı ki, gözlerinde okundu,
Süklüm püklüm döndüler, kılıç kana dokundu,
Düştüler hezimete, zafer bize yakındı,

Kurşun yiyen şehidim nice haz buluyordu,
“Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu.

O Seyit Onbaşı ki, dile destan türküsü,
İman dolu yüreği, bilmez ölüm korkusu,
Altından kıymetlidir dağı, taşı, tortusu,

Her bir ateş güllesi yere çakılıyordu,
“Çanakkale geçilmez” diyordu şanlı ordu…
Aldığınız ödüllerin arasında şiire üstün hizmet ödülü var mı?

Elbette. 2013’te sizin başkanı olduğunuz ESAB derneğinden aldığım Şiirin Sultanına Şiire Üstün Hizmet Ödülü beni çok memnun etti. Sanat adına alınan ödülün kıymeti bir başka oluyor, beni bu şekilde onurlandırdığınız için tekrardan çok teşekkür ediyorum. Bu yıl 2018’de Eskişehir Sanat Derneğinden yine sanata, Yunus Emre’ye Hizmet Ödülü aldım. Bu da Yunus Emre adına bana verilen değerli bir ödül. Eskişehir Sanat Derneği Başkanı Şehabettin Tosuner Yunus Emre’ye yazdığım kitabımı araştırmış ve 2018 yılı ödülünü bana layık görmüş. Ona da buradan tekrar teşekkür ediyorum. Bu iki ödülü ödüller arasında ayrı bir yere koyuyorum. Ben, Eskişehir Sevda Şehir isimli kitabım için Eskişehir’den bir ödül beklerken Yunus Emre ödülüyle ödüllendirildim. Böyle ödülleri ben şairi destekleyen ve yüreklendiren manevi hediyeler olarak görüyorum. Ahmet Hocam bana böyle bir sohbet fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim.