19 Mayıs 2019 Pazar 721 Okunma

Şair yazar Zehra Çam ile bir sohbet gerçekleştirdik:“Siyasi eleştiri olmazsa sanatsal eleştiri de olmaz”

ZEHRA ÇAM ÖZGEÇMİŞİ


1961 Afyon Alanyurt doğumlu. 1965 yılından bu yana Eskişehir’de yaşıyor.
1989    yılından bu yana şiir ve yazılar yazıyor.
Şiirlerinin yanı sıra kısa öykü, fıkra ve sanat yazıları ve reklam metinleri yazdı. Uzun yıllar Follow Magazin dergisinin yazar ve yayın yönetmenliğini yaptı.
Sanat, edebiyata, sivil toplum ve iş dünyasına yönelik röportajlar yaptı.
Yazı ve Röportajları: Aziziye, Eskişehir Sanat Bülteni, Kum, Kum Öykü, Kül, Yom Sanat, Düzyazı Defteri, Lacivert, Mor Taka İle ve Dize ve Deliler Teknesi, Yazılıkaya Şiir Yaprağı, Tay, Bireylikler, Follow Magazin, Tiyatro Dergisi ve değişik internet portallarında yayımlandı.
YAPITLARI:
İkircikli Gece  (2006) Şiir kitabı
 ÖDÜL
“2007 NEZİHİ DEMİRKENT YEREL BASIN ÖDÜLÜ” (Röportaj Dalında)
2014 Yerel Basın Birliği Derneği Röportaj dalında 3.’lük
2014 EGC Medya Başarı Ödülü (Röportaj dalında Jüri Özel Ödülü)
2015 EGC Medya Başarı Ödülü Çam Kokusu TV programı


....


Sohbet


 


Şiir, gazetecilik, magazin dergiciliği, fıkra yazarlığı, televizyonculuk, dil okulu yöneticiliği… bunlar, benim sizinle ilgili takip edebildiğim başlıca uğraşlar… bu kadar çok iş ve meşgaleyi hayatınıza nasıl sığdırabiliyorsunuz? Bunun sırrı nedir?

Her insanın hayatında yaptığı işler kendi serüveniyle ilgilidir. Hayatı bazen beklentilerinize göre, bazen de arayışlarınıza göre düzenlemek istersiniz. Ben her zaman “bilgi” ve “sevgi”nin peşinden gittim. Her ikisi de insanın hayat yolculuğunda onu geliştiren derya deniz bir olgu. “Sevdim” diyebiliyorsunuz; çoğu zaman “bildim” de diyebiliyorsunuz da “oldum” diyemiyorsunuz. Bu nedenle yola çıktığınızda mutlaka onu diğer disiplinlerle zenginleştirmeniz gerekiyor. Yine de  “Her zaman istediğim işi yapmak” ve “istediğim yolda yürüyebildiğim” için kendimi şanslı hissediyorum.

Şiire, ‘’İkircikli Gece’’ kitabınızla güçlü bir giriş yaptınız. Sizce şiir nedir? İkircikli Gece’den ne anlamalıyız? Söz konusu kitabınızı değerlendirme yazımda: ‘’ Zehra Çam hanımefendinin ‘’ İkircikli Gece’’sinin bende uyandırdığı ilk izlenim; sevgi diliyle söylenmiş dizelerde bir iç hesaplaşmanın meydana getirdiği çelişki ve karşıtların açık yüreklilikte ortaya dökülerek içtenlikle ifade edilmesidir.’’ Demiştim. Bu görüşüme katılıyor musunuz?
Şiir nedir? Sorusu yıllardır soruluyor. Bunun tek bir yanıtı yok. Benim hakkımda tez çalışması yapıldı ve bazı yazar arkadaşlarım tarafından da şiirlerim incelendi. Sizin yaptığınız çalışma şiirlerimi okuyup anlamlandırmada önemli bir çalışmaydı. Şairlerin ilk yazıtları çoğu zaman travmatik metinlerdir. Bu travma, kişinin kendi travması olabileceği gibi, toplumsal travmalara da dayanabilir. Şiirlerimde her ne kadar kendimden yola çıkıyorsam da toplumsal travmalarımızı da yazıyorum. İç hesaplaşmayakonu olan “iyi” ve “kötü” ile hayatın içindeki diyalektik “güzel, çirkin”; “iyi, kötü”çoğu zaman aynı seyirde gider. İnsan tek başına bir varlık gibi görünse de bütünün bir parçasıdır.  Yaşam “iyi ile kötünün” birlikte harman olduğu bir yerdir. Yaşam içinde adaletsizlik vardır bu nedenle haksızlığa uğrarız; insanın içinde düştüğü çürüme durumundan hiçbirimiz muaf değiliz. Şiddet olduğu için; sevgisizliğin içinde olduğumuz için ve diğerkâm bir dünyada yaşamadığımız için de kendimizi yalnız hissederiz. Düşünün, bir çocuk aile içinde doğarken her aile kendi düşünce kalıplarına çocuğunu yetiştirirken “sevgi ve nefreti” birlikte veriyor. Evrensel etik ya da evrensel sevgi ile büyütülmüyoruz ki. “Bizimkiler” “ötekiler” diye böldüğümüz iki dünya var. Bu durum her ne kadar “doğal” ve muhtemel sayılıyorsa da hayatın temelini ve merkezini “sevgi”den başka yerlere savuruyor. Ama insan doğası, kendinden yola çıkarak, diğer insanlarla, toplumla, dünyayla, hak olanla dahası Hak’ka kadar bir bütünlük içinde olmayı istiyor ve bütünlüğün içindeki yerini algılamaya çalışıyor.“İyi kötü” de dahil olmak üzere her şeyi dualiteye indirgediğinizde insan bir bütünün parçası olmak yerine “uğur ve lanet” kıskacı içinde sadece ve sadece “umut ile korku”nun arasında pinpon topu gibi savruluyor. Ortalama insanın içine düştüğü en büyük handikap bu. Oysaki sevgi, vicdan temeli ve bilgelik bundan daha fazlasıdır.
Benim itirazım bu ikileme. Bu nedenle şiir kitabımın adı “İkircikli Gece” ve itiraz dilim bu “İkircikliğe”. Kendi ikircikliğime, toplumsal ikircikliğe, hayatın ikircikliğine.   Çünkü genelde sanat; özelde de şiir, vicdanın dilidir. Ben hayata “yargı” değil “algı” penceresinden bakmaya çalışıyorum.  Şiirime toplumsal çelişkilerin yansıması “vicdani” duruşumdan kaynaklanıyor.  Dikensiz bir gül değil dileğim, ama gül dalını incitiyorsa bunda bir sorun yok mu? Dünyadaki sorunlar artık, gülün dikeni değil, dalın incindiği yerde duruyor. İnsanın insan yaptığını bir düşünün. Hepimiz aynı boşlukta yürüyoruz.

SUSUYOR

deli mintanı giyinmiş şair yanıyor
güvercin göğsünde sönen hayaliyle
gün güne eklenirken karanlık gecede
çığlığı diline düşüyor
susuyor

yüzüne düşen hüzün bir depremi gizliyor
maskeliyor fırtınasını
yıllardır içe akan nehirler gibi
dolup dolup boşalıyor
gönlüne tutsak sözcükler düşüyor
eğilip alıyor nehirden akan damlaları
boğazından geçen ilmek
çiğ tanesi olup süzülüyor
susuyor

yüreğe bir nöbet düşüyor.
her vakit sevmenin vakti
aklın diline düşen her sözcük haykırıyor
kelepçesinden kurtuluyor hüzün
özlem açılıp saçılıyor
sırdaş ayna göz kırpıyor
ucu yanan mektup
okunuyor susuyor

aklın yolu bir ya
bilgelik düşüyor benliğine
derviş ile şaman aynı
boşluğa bakıyor
çilesinde büyüyor dil
ha demiş ha dememiş
gündüz geceyle rahat
uykuda
diline varan sözcükleri
seçemiyor
lütuf küfre dönüyor
susuyor

kızılcık çıkarmış akıl
cinnet cinayet aynı uykuda
kuytudaki delilik
vicdanı pusuda vuruyor
aşrı aşrı uçuyor hainlik
demir kapı kör pencere
kırılıyor
kör bir kuyu aydınlık
bir nefese kurban hayat
zifirden gelinlik giyiyor
susuyor

Şiir yolculuğunuz nasıl devam ediyor? Diğer şiir dosyalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Şimdi yeni bir dosyam hazır. Şiir yazmaya devam ediyorum. İlk kitabım “İkircikli Gece” 2006 yılında basıldı ve 2017 yılında da ikinci baskısını yaptı. Yeni dosyamı ne zaman yayımlarım bilemiyorum. 1990 yılından bu yana da deneme-eleştiri, röportaj, dosya röportaj, reklam yazıları ve sanat yazıları da yazdım. İleride mümkün olursa bu çalışmalarım da birkaç kitap olabilir. Yazı ya da şiirler aynı zamanda yaşadığımız çağın tanıklığıdır. Yazılarımın çoğun da Eskişehirli sanatçılar, etkinlikler vb. şeyler var. Bu tür yazıların aynı zamanda kent belleğine de ışık tutacağı inancındayım.

Şiirde ulaşmak
istediğiniz
hedef nedir?
Şiir her zaman bir üst dil yaratmaktır ve asla sonu gelmeyecek bir şey. Bu nedenle şiire bir hedeften daha çok “menzil” gözüyle bakarım. O bizim bir dinleme ve dinlenme halimizdir. Şiirlerimde her zaman dilimi yenilemeye; yenilerken de zenginleştirmeye çalışıyorum. Her şairin istediği şiiri yazmak konusunda büyük bir mücadelesi vardır. Tekrara, taklide düşmeden özgün bir eser ortaya çıkarmak ister. Yazdığı her şiirin onun imzası gibi algılanmasını ister. Ben de okuyan tarafından işte bu “Zehra Çam” şiiridir, dedirtebilirsem mutlu olurum.
Hangi şiir etkinliklerine katıldınız? Genel anlamda şiir etkinliklerini nasıl buluyorsunuz?
Bugüne kadar kendi düzenlediğim etkinliklerde dahil olmak üzere pek çok festival ve etkinliğe katıldım. Şiir ve edebiyat buluşmalarını, “yazar ve okurun buluşması” açısından çok yararlı görüyorum. Bu hem okuyucu hem de yazan için değişik bir deneyimdir. Düşünün milyonlarca yazar ve kitap arasından senin kitabını okuyan ve okumak düşüncesinde olan insanlarla karşılıyorsunuz. Bu büyük bir zenginlik. Üzücüdür ki pek çok konuda olduğu gibi bu alanda da belirli gruplaşmalar var.  Günümüzde kitaba ve yazara da internet üzerinden ulaşılabiliyor. Bu nedenle “yazar-okur buluşmaları” başka bir hal aldı. Şiir, sanatın ve edebiyatın içinde çok lokal bir okuyucuya sahiptir. Bu nedenle okura alışıldık yaklaşımlarla bir şey sunarsanız ilgi de çekmiyor. Bir de şiirin ve şairin kitle yaratma kaygısı yoktur. Siz içsel nedenlerle yazarsınız. “Su akar yolunu bulur” misali şiir, kendi yolculuğunda okuruna kavuşur. Şu anda internet, sosyal planlama gibi birçok platform var. Etkinlikler, sadece bu buluşmaları görünür kılıyor. Ama yazı ya da şiir onun öncesinde okurunu buluyor.
Çok okuyan, çok yazan birisiniz. Nasıl bir kültür ortamında yetiştiniz? Yazmak, sizin için nedir?
1960’lı yılların Türkiye ortamında büyüdüm. Ailem köyden kente göç etmiş bir aileydi. Karapınar ve Yıldıztepe’de büyüdüm ve 1980’li yıllara ulaştık. Bu yıllardan toplumsal olarak ne hatırlanıyor. Siyasal ayrışma, tek kültürlü yaşamların savrularak bir araya gelmesi. O yıllarda “ikircikli” yıllardı. Gelenek ile yenilik arasında sıkışmışlık vardı. Ben bulunduğu yerden karşıyı da merak eden, özleyen biriyim. Bu durum benim aidiyetimi zayıflatsa da çoklu kültürü anlamamı sağladı. Yazmak, bu noktada benim için önce kendimi aydınlatmama ve arındırmama yardımcı bir araçtı. Her şeyi anlayabilmek için ya okudum ya deneyimledim. Bu da beni yazarak anlatmaya yönlendirdi. Bu konuda sadece şiirle de sınırlı kalamayışımın nedeni de belki bu. Her zaman, çoklu zekaya, çoklu bakış açısına ve disiplinler arası yolculuğa inandım. Tek bir disiplinle yetinmedim.

Uzunca bir süre televizyonda ‘’Çam Kokusu’’ programı gerçekleştirdiniz. Bu programı yapmaktaki amacınız neydi? Amacınıza ne derece ulaştınız?
Uzun yıllar sanat yazıları yazdığım için sonra bunu programa taşıdım. TV programcılığım bir “Toplumsal ödev” niteliğindeydi. Kentimizdeki sanatsal etkinlikleri ve bunun yansımalarına ve sanatçılarla sohbetlerden oluşuyordu. Devam etmem daha iyi olurdu ama biliyorsunuz artık basında değil, Biricik Dil adında bir eğitim kurumum var ve hayata buradan devam ediyorum. Bu konuda yeni bir proje hazırlığı içindeyim. TV ekranı değilse bile başka bir platformda benzeri bir programla sizlerle beraber olacağım.
Eskişehir kültür, sanat ve medya açısından oldukça hareketli bir kent. Siz bu kültür, sanat ve medyanın tam da içindesiniz. Eskişehir’i bu açıdan değerlendirir misiniz? Eskişehir’i diğer illere göre ayrıcalıklı yapan ana unsur nedir?
Yakın bir zamana kadar öyleydi.Yaşadığınız hiçbir şeyi çağın dinamiklerinden bağımsız düşünemezsiniz. Yazılı ve görsel basın yerini gittikçe dijital ortama bırakıyor. Eskişehir’i de bu alanda ayıracak bir unsur yok.  Eskişehir’deki basının yerel yönetim, iş dünyası ve cemiyetbirbiriyle iyi ilişkiler içindedir. Bu açıdan çalışırken sizi büyük zorluklar beklemez. Ne var ki basının içinde bulunduğu durum artık zor bir noktaya geldi. Çok seslilik giderek yok oluyor. Merkezi söylem Eskişehir’de de var. Eskisi gibi yazan gazeteciler değil, susan gazeteciler yaygınlaşıyor. Özellikle kültür sanata dönecek olursak bu konuda her şey “platform”da oluyor ve bitiyor. Sadece “oldu, yapıldı” haberleri yer alıyor. Siyasi eleştirinin olmadığı bir toplumda sanatsal eleştirinin olmasını bekleyemeyiz. Eleştirinin olmadığı bir alanda da tüm gelişim oluşum merkeziyetçi bir hal alır.  Yine de Eskişehir sanatsal yönden oldukça çok etkinliklere ev sahipliği yapıyor. 
Her zaman aynı noktaya geliyoruz. Çok kültürlüğü kabul etmediğimiz bir durumda çeşitliliğe hazır olamayız. Bütün platformlarda kendi benzeri insanlar etkinlik yapıyor. Ama kimse diğerini anlamak üzere çaba sarfetmiyor. Eskişehir bunun kısmen kırıldığı bir yer; ama daha iyisi her zaman mümkün.
Magazin dergiciliği konusunda epeyce bir deneyiniz var. Nedir magazin dergiciliği? Eskişehir’deki bu alan hakkındaki düşüncelerinizi söyler misiniz?
Eskişehir’de magazin sevilen ve kabul gören bir alan. Dergicilikle birlikte Eskişehir’de kendini daha da yukarıya taşıdı. Magazin dergileri iş dünyası ve kültürel alandaki boşluğu doldurdu. Bu bağlamda da Eskişehir’deki magazin dergilerini iyi okumak gerek. Onlar sadece “Cemiyet Yaşamı”nın dergisi değildir. Onlar, içinde spordan sanata, iş dünyasından başarılı gençlere kadar her şeyi barındıran bir kent belleğidir. Bu alanda emeği geçenlere teşekkür etmek isterim. Bu alandaki algı değişti. Eskiden magazin “paparazzi” ile karıştırılırdı. Eskişehir’deki magazin dergileri bu mantıktan uzaktır ve bir kent belleği yaratır. Bu dergilere “Hep aynı insanlar mı” diye burun kıvırmadan önce bu gözle bakmak gerek.

Kültür ve sanat, normlarıyla toplumsal hayatın moral değerlerini ifade eden üst düzey bir alandır. Kültür ve sanatın toplumsal hayat içindeki yeri konusundaki düşünceleriniz nedir?
Sanat ve kültür, insanın vicdanini ve “bedii” durumunu ve güzeli arama duygusunu besler. Hayat hızdan ve makinalardan ibaret değildir. Hayat yiyip içip karnını doyurmaktan da ibaret değildir.  Sanat, insana güzel olanı sevme,daha iyi olanı sevme bilinci katar. Dahası vicdanınıza “o” demeden ayar verir. Sizin gönül dünyanızı zenginleştirirken “insani” tarafınızı zenginleştirir. Sizi hayatın hızından ve hazzından bir kenara çekip sükûnete götürür. İnanmayı istediğiniz bir dünyanın mümkün olduğunu, ille de olması gerektiğini size anlatır. O bir zenginliktir. Çoklu düşünüşü, çeşitliliği, yaratıcılığı size öğretir. “Bir kitap okuduğunuzda dünyanız değişebilir” Bir tiyatroyu izlediğinizde hayatı yeniden yorumlayabilirsiniz. Yorgun bir günün ardından dinlediğiniz bir şarkı sizi kendinize getirebilir. Daha ne olsun. Sanatın varlığını düşünmek, insanın insana ve hayata şükran duymasını sağlar. İyi ki sanat var. Yoksa hayat çekilmezdi. 
Uğraş alanlarınızla ilgili gelecekte tasarladığınız etkinlikler nelerdir?
Şu anda özel bir dil kursunu yürütüyorum. Bu alan benim için yeni bir alan gibi görünse de yine okuyup yazmanın içinde bir alan. Tabi bu işin kendi dinamikleri farklı. İlk önce bu işimi, işin eşiğine getirmek istiyorum. Daha çok yeniyiz. Bu iş de eşiğe geldikten sonra dünyaya açılan büyük bir kapı. Bu alanda da yapmak istediğim yenilikler var. Öncelikle “Anlıyorum ama konuşamıyorum” blokajının kaldırılması gerekiyor. Bu nedenle eğitim kurumumda “Dilde Dört Beceri” Dinleme ve Konuşma (Listening&Speaking); Okuma ve Yazma (Reading&Writing) üzerine geliştirilen bir metodu uyguluyoruz.  Her çocuğun ve her bireyin “Biricik” olduğu ve eğitim ihtiyacının da kişiye özel olduğunu düşünerek yola çıktık. Bu nedenle kişiye göre eğitim ihtiyaçlarının düzenlendiği, herkesin İngilizce veya başka bir yabancı dili anadilinde konuşulduğu gibi işiterek, kulak dolgunluğu yarattıktan sonra konuşmasını kolaylaştıran ve sağlayan bir merkez olmak istiyoruz. İlköğretim çocuklarıyla işe başladık.Bu alanda yapılabilecek çok şey olduğu inancındayım.Projelerimizde çalışacak yol arkadaşlarına ihtiyacımız var. Bu konuda da artık sahnenin değişmesi gerekiyor.