23 Haziran 2019 Pazar 590 Okunma

Belçika siyasetinin önemli isimlerinden Cemal Çavdarlı ile bir sohbet gerçekleştirdik:“Avrupa’daki genç Türk nesli bir çıkmaza doğru gidiyor”

CEMAL
ÇAVDARLI
ÖZGEÇMİŞİ


966 Emirdağ doğumludur. İlkokulu Belçika’da, Orta ve lise eğitimini Eskişehir İmam Hatip Lisesinde tamamladı. SBF Belçika ön lisans bölümünde okudu. BME HOOG SCHOOL EĞİTİM PEDAGOJİ Formasyonunu tamamladı.
1998-2005 yılları arasında anayasal kurum olan Belçika İslam Konseyi Başkan Yardımcılığı ve Türk Grubu Başkanlığı görevinde bulundu.
  1999-2005 yılları arasında Belçika Çok Uluslu Dernekler Federasyonu kurucusu olarak farklı birimlerde yöneticilik yaptı.
2003-2008 yılları arasında Belçika Federal Meclisine seçilen ilk Türk milletvekili oldu. Bu süre boyunca Dış İlişkiler Komisyonu Daimi üyeliği, AGİT görevlisi olarak Gürcistan’da görev yaptı. Parlamenterlik döneminde  Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanına Belçika Müslüman Toplulukları konusunda danışmanlık görevinde bulundu.
Belçika Diyanet Vakfı bağlı Gent Türk Kültür Merkezi Başkanlığını 17 yıl boyunca sürdürdü.
Belçika MEB kadrolu öğretim görevlisi olarak 20 yıl ders verdi.
Holladaca (Flamanca), İngilizce, Almanca, Fransızca ve Arapça bilmektedir.


...


Sohbet:


Sayın Çavdarlı, Belçika’ya Türk göçü 1960’lı yıllardan itibaren yoğun bir biçimde artmıştır. Bunun sebeplerinden biri de iki ülke arasında imzalanan  “İşgücü Anlaşması” dır. “Türk İşçilerinin Belçika’ da İstihdamına Dair Anlaşma ile Protokol ve Ekleri”  adındaki bu anlaşma, 16.07.1964 tarihinde Brüksel’ de imzalanarak yürürlüğü girmiştir. Önceleri turist olarak gidilen Belçika’ya, devlet kananıyla misafir işçi kapsamında göç başlamıştır.      

Memleketimizden Belçika’ya yapılan bu göçün sebepleri nelerdir?
Sizin aile ve şahıs olarak göç hikâyeniz nedir?
  
Malum olduğu üzere, 27 Mayıs 1960 darbesi ve akabinde 16-17 Eylül 1961 tarihinde ülkenin başbakanı ve iki bakanı idam edildi. Dolayısıyla siyasi ekonomik ve toplumsal buhranların ülke genelinde yaşandığı bir süreç başladı. Buna bağlı olarak, Anadolu insanının tarım ve hayvancılıkla iştigal etmesi var olan sıkıntıları daha da arttırdı. Zira hızlı nüfus artışı neticesinde tarım ve mera alanları daraldı. İnsanlar, bir çıkış yolu aramaya yöneldiler. Kimileri şehirlere kimileri de yurt dışına göç etme yollarını aradılar.
Özellikle 1962’den itibaren Emirdağ ve köylerinden yavaş yavaş yurt dışına ve özellikle de Belçika’ya göç hareketi başladı. Bu göç hareketi; ekonomik refaha ulaşmak, geçimlik temin etmek, işletme sermayesi elde etmek amaçlarını taşımaktaydı. İnsanımız gözünü karartıp bir umut, bir çıkış yolu bulmak zorundaydı.
Rahmetli babam 1969 yılında Fransa’ya çalışmaya gider. Fransa’da ikamet eder ve bu arada Belçika’da bulunan akrabalarını ziyaret eder.  Sonunda karar verip Belçika’ya geçer ve oraya yerleşir. 1974 yılı sonu itibari ile başta annem olmak üzere bizleri de yanına alır. Ailemizin Belçika’ya göç serüveni böyle başlamış olur.  Bu göç hareketi, misafir işçilikten çifte vatandaşlığa kadar uzanır.

Sayın Çavdarlı, Belçika Çok Uluslu Dernekler Federasyonu Kurucu Başkanlığı yaptınız. 2003-2008 yılları arasında Belçika Federal Meclisi Milletvekilliği görevinde bulundunuz. Sohbetimize bu iki önemli görevin hikâyesiyle devam edelim. Belçika’nın sivil yönetim kuruşları arasında Çok Uluslu Dernekler Federasyonu nedir? Belçika Parlamenter Meclis yönetiminde Federal Meclis Milletvekilliği ne demektir?

Sosyal hayata atılmam ise kronolojik olarak şu şekildedir:
1988 yılında Gent Üniversitesi Türk Öğrenciler Derneği kurucusu ve aktif yönetim kurulu üyesi olarak sivil toplum kuruluşunda yer ve görev aldım. Aynı sene Gent Merkez Camiinde dernek görevi üstlendim. Gent Merkez Camii, 1993 yılından bu tarafa Türk Kültür Merkezi resmi adını aldı. Bu kurumda da çeşitli dernek faaliyetlerinde bulundum.
Ardından aynı kurumda genel başkanlık görevine geldim.20 Nisan 1993 itibari ile tüzük değişikliği yaparak kongreye müteakip Türk Kültür Merkezi yönetim kurulu başkanı oldum. Çalışma arkadaşlarımla birlikte Belçika’daki en önemli STK’lardan birisi olan bu kurumda uzun yıllar görev yaptım.
13 Aralık 1998 Belçika’da ilk defa Belçika Müslümanları temsil kurumu olan Belçika Yüksek İslam Konseyine 241 aday arasından seçilerek Türk Grubu Başkanı ve Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundum.
Belçika Yüksek İslam Konseyi, Belçika Adalet Bakanlığı nezdinde Belçika Hükümetinin doğrudan muhatabı olan bir Konsey olduğundan bu ülkede yaşayan farklı milletlerden yaklaşık 850 bin Müslüman’ı temsil eden bir organdır.
18 Mayıs 2003 tarihli genel seçimlere farklı siyasi partilerden ve farklı bölgelerden 31Türk kökenli aday arasından seçilerek ilk defa Belçika’nın siyasi ve genel tarihinde en yüksek yasama organı olan Federal Meclisine seçilen Türk kökenli Milletvekili oldum. Federal Milletvekilliğine ilk seçilen Türk olmanın gurur ve şuurunu yaşadım.
Bu arada 1998 yılından başlayıp 1999 Nisan ayı itibari ile 36 derneği bir araya getirerek Flaman Bölgesi Çok Uluslu Dernekler Federasyonun kurulmasında, bu işin fikir babalığını üstlenerek değerli çalışma arkadaşlarımla böyle bir kurumu Belçika toplumuna kazandırdık. Söz konusu Federasyon tam 20 yıldır faaliyetlerine devam etmektedir.

Bu görevlerde bulunduğunuz süreç içerisinde Türk toplumu için neler yaptınız? Ne tür etkinlikler gerçekleştirdiniz?

Yukarıda adı geçen kurum ve kuruluşlarda çeşitli görevler üstlenmemdeki ana hedef, özelinde Türk toplumunun, genelinde ise azınlıkların siyasi ve sosyal anlamda bilinçlenmelerini ve demokratik yollardan haklarını savunabilmeleridir.
Gerek STK’lardaki görevim gerekse milletvekilliğim sürecindeki Türk toplumu için yapmış olduğum kalıcı eser ve faaliyetleri saymam çok zaman alacağından sadece Brüksel-Eskişehir hattında devam etmekte olan uçak seferleri naçizane benim eserimdir. İlk uçak seferi 25.07.2005 tarihinde başlamış olup yaklaşık 14 yıldır devam etmektedir…

Göçün 50. Yılını aşmış durumdayız. Belçika ve Türk toplumu arasındaki ilişkileri değerlendirir misiniz? Çifte vatandaşlık, Belçikalı Türk konusunda neler düşünüyorsunuz? Belçikalı Türklerin ana sorunları üzerine neler söylersiniz?

Dün işçiyken bugün işveren konumunda bulunan onlarca Türk şirketleri var.  Türk şirketleri, özellikle altyapı, inşaat, temizlik ve fastfood olarak tarif ettiğimiz gıda sektörü hizmet vermektedir. Bu işin pozitif tarafıdır. Çifte vatandaşlık bir avantaj olmakla beraber mağduriyetlerin gizli ve açık ırkçılık, yabancı düşmanlığı bağlamında maalesef istenilen düzeyde pek de doğrudan bir fayda sağlamıyor. Elbette burada bizim kendi insanlarımızdan kaynaklanan sorunların varlığı yok sayılamaz.
Belçika’daki Türklerin ana sorununa gelince; eğitim imkanlarından istenilen düzeyde fayda sağlanamamaktadır. Her ne kadar 20 yıl öncesine nazaran siyasette, sağlık sektöründe, emniyet teşkilatında, yargıda Türk kökenli genç nesiller varsa da kat etmemiz gereken çok mesafe bulunmaktadır.
Belçika’daki sosyal devlet anlayışının sunmuş olduğu imkanlar nedeniyle ebeveyn ve genç nesil maalesef  “saldım çayıra Mevlam kayıra “anlayışında olduğundan bu gidişat farkında olmadan toplumsal ciddi sorunlar oluşturmaktadır.

Belçika’da birinci nesilden dördüncü nesle kadar hangi aşamalardan geçildi? Belçika Türk toplumunun geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz?

Yol bilmeyen, dil bilmeyen ülkenin sunmuş olduğu imkânlardan habersiz yaşayan göçün birinci kuşağı, kültürel değerlerine son derece bağlıydı. Hele de yabancı bir ülkede, yabancı bir kültürle karşılaşan bu kuşak, milli ve manevi değerlerine yapıştı. Yardımlaşma ve dayanışma konularında çok üst düzey seviyelere ulaştılar.  Şu anda sayıları maalesef çok azalmış durumda bu nesil
55 yıl önce Anadolu’dan götürmüş olduğu değerlere büyük ölçüde sadık kalarak, bu değerleri ikinci kuşağa aktardı. İkinci kuşakta bu değerleri yaşatmaya çalıştı.
Bu nesillerde birbirlerine karşı saygı, sevgi, güven, kadirşinaslık en bariz özelliklerindendi. Fakat şu anda tamamen tüketim kültürünün bir ürünü olarak Avrupa’daki genç Türk nesli ciddi bir çıkmaza doğru gidiyor. Milli manevi değerlerimizin korunması açısından bunu söylüyorum. Çünkü farkında olmadan asimile edilmeye doğru giden bir sürecin içinde yaşadıklarının maalesef  farkında değiller.

Belçika’da Mayıs 2019’da seçimler yapıldı. Bu seçimleri Türk toplumu açısından değerlendirir misiniz? Belçikalı Türklere seçme ve seçilme hakkı verilmesinden bu yana oluşan durum hakkında bilgi verir misiniz?

Mayıs 2019 seçimleri Türk toplumunu temsil açısından bakılacak olursa, seçilenlerde sayıca ciddi bir düşüş var. bu bir kez daha Türk toplumu olarak  siyasi gidişatı iyi analiz edememe gerçeğini ortaya koymaktadır. Gerek adaylar gerekse seçmenler siyasete ve onun getirilerini uzun vadeli süreç olarak değerlendiremiyorlar. Bu durum ise mevcut siyasi partilerin Türk toplumunda ciddi oy potansiyelini ” böl – yönet” taktiğiyle değersiz hale getiriyorlar. Gent bölgesinden 61bine yakın kullanılmış olan tercihli oy, hiç bir Türk kökenli adayı eyalet ya da federal meclise gönderememiştir.

Resmi kayıtlara göre Belçika’da 1961’de sadece 320 Türk vatandaşı yaşarken bugün bu sayı 230 bin civarındadır. Belçika’da yaşayan Türklerin yaklaşık 100 bini Emirdağlıdır. Belçika’daki Emirdağlıların ekonomik, sosyal ve kültürel durum nasıldır?  50 yılı aşan bu süreçte göçün birlik-beraberlik adına neler yapılmıştır. Belçika göçünün olumlu ve olumsuz yönleri neler olmuştur?

Emirdağlı hemşerilerimizden bazılarının işveren durumunda olması tabi ki sevindirici durumdur.  Fakat sosyal ve kültürel anlamda bizi biz yapan değerlerde uzak bir yaşam tarzını benimsemiş genç bir nesil farkında olmadan çözülmeye ve bozulmaya doğru giden kaygan bir zemindeler. Bu bir durum tespitidir, onları suçlamak olsa olsa kolaycılıktır. Dolayısı ile devletimizin ciddi paralar harcayarak oradaki görevlileri istihdam etmesi meseleyi halletmiyor. Duyarlı bu konuların düşünce bağlamında sancısını çeken, kafa yoran idealist kadroların bizim milli manevi değerlerimizin oradaki nesillere devlet- millet el ele mantığıyla meselelere yaklaşması gerekmektedir.

Avrupa’nın ortasında Türk olmak nasıl bir duygudur? Yine Avrupa’nın ortasında Türk kalabilmek nasıl sağlanacaktır?

Avrupa’da Türk olmak çok göreceli bir kavramdır. Orta Avrupa’da, Balkanlarda da Türk ve Türk soyundan binlerce insan yaşamaktadır. Türk’üm diyen, tarihini, kültürünü, adetlerini, gelenek ve göreneklerini diğer milletlere nazaran ayrıcı ve farkındalık yaratan bir özellik olarak yansıtabilmesi onu besleyen değerlerden ülküden haberdar olmasıyla eşit orantılıdır. Bütün bunlarda bir bilinç uyanması veya uyandırılması şarttır. İç dinamiklerini tamamlamış olan Türk kültürü, insani ve beşeri değerleriyle herkese hitap edebilecek bir karakterdedir.