21 Temmuz 2019 Pazar 962 Okunma

Ressam Suna Gürsoy Konuşlu ile Sanat ve Resim üzerine bir sohbet gerçekleştirdik:“Doğanın perdeleri vardır. Siz görebildikçe güzellikler ortaya çıkar”

Suna Gürsoy Konuşlu
Özgeçmişi


 1975 yılında Kütahya- Tavşanlı da doğdu. Resim yapmaya çocukluk yıllarında başladı. Ünlü ressamlardan resim dersleri aldı. Sonra‘’Ressam Suna Gürsoy Konuşlu Konağı’’nda kendi atölyesini kurdu. Atölyesinde öğrenciler yetiştirdi. Bu çalışmalarına hâlen devam etmektedir. Kişisel ve karme sergilerde eserlerini sergiledi. Türkiye’nin önemli galerileriyle Ressam Suna Gürsoy Konuşlı evli olup; Grafik Tasarımcısı Sümeyye Konuşlu ile Görsel İletişimci Süeda Konuşlu’nun annesidir.


.....


Sohbet:


 Suna Hanım, yüksek kültürel değerleri muhafaza edip geliştiren, sanata ve sanatçıya değer veren bir memlekette doğup yetiştiniz. Siz, Ressam Abdullah Taktak, Senarist ve Yönetmen Ahmet Uluçay gibi alanında yetkin insanların da bulunduğu Mülayim Sanat Grubunda yer aldınız. Siz renklerin sihirbazı bir ressam olarak yetiştiğiniz kültürel ve sanatsal ortamı bizlere anlatır mısınız? Resim sanatında atölye çalışmaları ve usta-çırak ilişkileri önem arz etmektedir.
Hangi atölye ve hangi ustaların rahle-i tedrisinden  sanatınızı ve gönlünüzü doldurdunuz?

Hocam ressam Abdullah Taktak aynı zamanda eniştemdi. Onu , çocukluğumda resim yaparken seyretmek, renkleri yoldaş edinmiş büyülü bir yolculuğa benzerdi. Hocam Abdullah Taktak;  sesli bir kütüphane, koskoca bir tarih, bilirkişi, nüktedan, kültür elçisi bir hatip, eli bol, gönlü geniş, resim aşığı büyük bir ressamdı. Onun atölyesinde geçirdiğim zaman ve eşsiz sohbetleri sanat hayatımın temel taşlarını oluşturmuştur. Dünyaca ünlü senarist ve yönetmen Ahmet Uluçay, Unesco yaşayan insan hazinesi seçilmiş çini sanatçısı Sıtkı Olçar ve Mehmet Gürsoy, literatürlere geçmiş ressam Hüseyin Yüce, çini sanatçısı İsmail Yiğit hocalarım ise fikirleri, ilhamları ve dostlukları ile beni ihya etmişlerdir. Resim yapmaya başladığım bu küçük coğrafyada böyle büyük sanatçılarla hemhal olabilmek bana özel verilmiş bir lütuf diye düşünüyorum. Ayrıca belirtmek isterim: antikacı bir babanın kızı olarak, o canım sanat eserlerinin geçmişten seslenişini duymak, yılların yaşanmışlığını, yılların ruhunu hissetmenin cazibesi , benim de eser üretip geleceğe antikalar bırakmak isteğimi kamçılamıştır. Resim yapmanın; geleceğe, sonsuzluğa, hayran bakışlara, acıkmış zihinlere, daralmış ruhlara ve illaki aşka dokunmak olduğunu o zaman anlamıştım.Babam sayesinde geçmişi, hocalarım sayesinde şimdiyi yaşamış ve gelecek öngörülerim böyle oluşmuştu. Meslek değil, meşrep edinmiştim. Allah onlardan razı olsun...

Adınızı taşıyan ‘’Ressam Suna Gürsoy Konuşlu Konağı’’nı kurdudunuz. Konağınız bir sanat evi, sanat galerisi olarak hizmet vermektedir. Konağınızın nasıl kurulduğunu, nasıl bir işlev gördüğünü anlatır mısınız?

Evet, Kütahya-Tavşanlı’ da restoresini gerçekleştirdiğimiz 150 yıllık tescilli bir konak Suna Gürsoy Konuşlu Konağı. Bu restorasyon yaşadığım şehrin tarihinde bir ilk olmakla beraber kültürel ve sanatsal anlamda şehrimizin tanıtımına öncülük etmektedir. Kendi resim atölyemi açmak için arayışa girdiğim bir zamanda, babamın benden habersiz bu konağı alıp bana hediye etmesi hayatımın dönüm noktalarından biri oldu. Zaten konak ilk yapıldığın da da bir baba tarafından kızına çeyiz hediyesi olarak alınmış. Binaların da aynı kaderi yaşadığına inanmıştım bunu duyunca. Ve babam, sanırım biliyordu: başka hiç bir mekânın benim kimliğimi yansıtamayacağımı... Konak Ermeni bir usta tarafından imar edilmiş, üç katlı, kırk tane penceresi, bahçesi ve bahçesinde iki dirhem akan kaynak suyu olan, Türk mimarisi ve estetiğinin cömertçe kullanıldığı ahşap bir tarihi eser. İki yıl süren restorasyon çalışmasından sonra konağın, sanat eserlerim, antikalar ve yapıldığı dönemin ince zevkini yansıtan titizlikle topladığım eşyalar ile dekorasyonunu gerçekleştirdim. Şimdi ise hem yaşam alanım, hem bir sanat galerisi, hatta bir müze ve bünyesinde üç tane resim atölyesini barındıran, geçmişle an’ı buluşturan, 150 yıllık izlere yenilerinin eklendiği, yaşayan, sırlı bir atmosferinin olduğu, köklerimin ve kimliğimin ait olduğu yer...
Bildiğim kadarıyla siz, resme izlenimci bir anlayışla başladınız. Zamanla resminizin geleneksel Türk sanatlarıyla bir sentez oluşturduğunu görmekteyiz. Bu konuyu değerlendirir misiniz?

Doğal güzelliklerinin bol olduğu topraklarda geçti çocukluğum. Gençliğim ise o güzelliklerin ilham verdiği resimlerle... Belleğim ve doğa aşkım, izlenimci resimlerimin ana temasını oluşturdu. Doğanın da perdeleri olduğunu düşünüyorum. Görme yetileriniz geliştikçe, doğa da size perdelerini bambaşka güzelliklere açıyor. O mucizevi yaşamı görüp, gerçekliğe yaklaştıkça iflah olmaz bir coşkuyla, size verilen ışıklı sırları tuvallere aktarmak istiyorsunuz. İşte bu duygularla çalıştığım ‘doğa koleksiyonum’ var.  Ve, yazıdan önce resmi keşfetmiş ilk insandan bu güne çok büyük bir medeniyet tarihine sahibiz. Hayran olmamak hayrete düşmemek elde mi? Selçuklu dönemine ait bir çinide, elinde nar tutan bir kadın figürünün etkisiyle ‘Nar Koleksiyonum’ oluştu. Nar, milli kültürümüzde bereket ve bolluğu temsil eder. Selçuklu ve Osmanlı’da bu biçimde anlaşılan ve anlatılan  nar, bence başka anlamlar da taşımaktadır. Nar; özünde onlarca tohum, onlarca dünya barındıran, büyüten, doğuran , bölünmüşlüklerini içine hapsetmiş bir bütünlüktür bence. Bir bakıma nar, kadına benzer. Çokluğu ve tekliği, bütünü ve parçayı, düzeni ve saçılmayı gösteren, taçlanmış bir estetik... Nar ve ateş, geleneksel motiflerle oluşturduğum ‘Nar’ ve ‘Anka’ koleksiyonumun açılımı kısaca böyle. Kur’an’da üzerine yemin edilen tek meyve olan  incir de resimlerime tema olmuştur. Osmanlı kaftanlarından aldığım ilhamla ‘Kaftan koleksiyonum’,  kayıp İstanbul lalesine ağıt niteliğinde oluşturduğum ‘ Lale koleksiyonum ‘ çalışmalarım arasında. Aslında her bir tablonun binlerce kelimeye eş değer hikâyesi var okuyabilenler için.

Size göre resim sanatı nedir? Türk resim sanatı günümüzde ne seviyededir?
 
Resim, ismine dünya dediğimiz bu ince sanat bahçesinde, ruh ile ellerin, düş ile gözlerin birleşmesiyle dar alana nakşedilen sayısız güzellik ve imgeler bütünüdür bana göre. Atölyeler ya da akademiler olsun, nerden doğduğu önemli olmayan ama varlığı eserin yaratıcısından önemli olan, sorgulatan, hayata bakışı değiştiren, kişiyi incelten, imbikten geçirten resimler kesinlikle hayata dahil edilmelidir, diye düşünüyorum. Ülkemizin geleneksel sanatlarda çığır açtığını lakin resim sanatı icra etmekte epey gecikmiş olduğunu ve primitiflerden bu güne gecikmeli devam ettiğini söyleyebilirim. Resim yapanı çok, ressamı az bir ülkeyiz. Artık resimde güzele ulaşma kaygısının yerini, merak, ürpeti, çöküntü, komik hatta tiksinç duygular uyandırma çabasının aldığını görüyorum. Tabii günümüz resim sanatı ve bu dönüşümün temelindeki toplumsal, ruhsal ve teknolojik sebepler uzun bir konu... Yakında ‘Güzel sanatlar’ kavramının başından güzel isminin kalkacağını hep birlikte göreceğiz...

Açtığınız sergiler, yetiştirdiğiniz öğrenciler hakkında bilgi verir misiniz?

22 yıldır aralıksız resimle iştigal ediyorum, bu yıllara 16 kişisel sergi, sayısız karma sergi, yüzlerce resim ve yetiştirdiğim sayısız öğrenciyi sığdırdım. Yönetiminde olduğum dernek çalışmalarım ve gerçekleştirdiğim sosyal sorumluluk projelerim oldu. Kütahya’da iki müzede, yurt içi ve yurt dışında bazı koleksiyonerlerde de resimlerim bulunmakta. Ayrıca İstanbul, Bodrum ve Kapadokya’da çalıştığım galeriler var. Kişisel sergilerimin dışında yıllardır gelenekselleşen ve öğrencilerimin eserlerinden oluşan ‘Suna Konuşlu Resim Atölyesi Sergileri’ açıyorum. Anne ve kızlarının eserlerinden oluşan sergilerimiz ve en son kadınlar gününde açtığımız 30 kadın öğrencimin sergisi yaşadığımız coğrafya adına umut veren, örnek teşkil eden ve ses getiren gelişmelerdir. Usta çırak ilişkisine ve atölye eğitimine çok önem veriyorum. Atölyem de sadece teknik ve renk bilgisi olarak eğitim almaz öğrencilerim. Sanat tarihi, resim okumaları, resmin felsefesi, estetik bilinç, güncel gelişmeler gibi önemli konuları araştırır, yeni bakış açıları kazanır, o tarihi çatının altında, müzik ve kahve kokularıyla verimli ve keyifli saatler geçiririz. Yıllar öncesinde şehrimde tek başına çıktığım bu yolda, bu güne kadar altı ile altmış yaş arası pek çok öğrenci yetiştirdim. Öncelikle kadınlar ve çocuklar sanata maruz kalmalıdır derim hep. Dokunduğum herkese özellikle öğrencilerime bu güzelim sanatı bulaştırmaktan ve resim sanatının böylelikle katlanarak büyüdüğünü görmekten çok mutlu ve gururluyum.

Resme başlarken amacınız, hedefiniz neydi? Amaç ve hedeflerinize ne oranda ulaşabildiniz? Resim sanatında nihai amacınız nedir?

Bitirdiğimde mutlu olacağım resimler yapmak istedim sadece. Kendimin en acımasız eleştirmeni olunca bu mutluluğu kolay elde edemedim haliyle. İçime sindiremediğim hiç bir resmimi ne sergiledim ne kimseye gösterdim, kırıp yaktığım resimlerim olmuştu ilk yıllarda. Anlam arayışım ve hep kendimle yarışmam asla bitmiyor. Zihnimde oluşan fikrin ve taslağın uzun süre çilesini çekip olgunlaştırdığımda, saatlerce ve yoğun konsantrasyon ile onu tuvale aktarırım. Bir fikir işçisiyim ben, resimlerime de kendi anlamımı yüklediğimi düşünüyorum, bugün ise seyrettiğim resimlerimle mutluyum ve bunu sadece yorgunluklarıma borçluyum... Nihai amacım hiç değişmedi: her yaptığım resmin ve her açtığım serginin bir öncekinden güzel ve başarılı olması ve beni ileriye taşıması...

Suna Hanım, resim konusunda yeteneğinize akademik bir boyut kazandırmak amacıyla üniversitede alanınızla ilgili eğitim almaktasınız. Buna niçin ihtiyaç duydunuz? Konuyla ilgili bilgi verir misiniz?

İnsan neye aç ise onun tokluğu için çalışıyor ve öğrenmek sonu olmayan bir ihtiyaç. Atölye eğitimlerim, sergilerim ve öğrencilerim ile sanatım adına yapılacak her şeyi yapmıştım. Bu birikimi akademik eğitimle taçlandırıp bilimsel bir zemine yerleştirmek istediğim için Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde öğrenim görüyorum. İkinci yılımı bitirdim. Çok yorucu ama bir o kadar da güzel ve eşsiz bir deneyim benim için. Kendimden küçük hocalarım, kızlarımdan küçük sınıf arkadaşlarım var. Gündüzleri fakültede öğrenci, akşamları ise atölyemde öğretici konumundayım. En güzeli ise sayıların, zamanlamanın, mesafelerin ve cinsiyetin eğitim ve öğretim almak için asla engel teşkil etmediğini gösterebilmiş olmam, özellikle de kadınlarımıza... Sanatım adına hedeflerim ve projelerim var. Bunların gerçekleşmesi için ayrıca çalışıyorum, akademik kısmında ise eğitimim bitince devamını getirir miyim, yoksa hep istediğim Sanat Tarihi okumaya mı başlarım henüz netleştirmedim, tabi ki hakkımda hayırlısını diliyorum. Yol çıkmak niyettir. O yolda inanarak ve güzel işlerde yarışarak, durmadan yürüdüğümüzde , çilesini çeksek de yolu açmış, hem de lezzetli meyveler toplamış oluyoruz...