18 Ağustos 2019 Pazar 517 Okunma

Yazar Mustafa Tezel ile bir sohbet gerçekleştirdik:“Batı Medeniyeti’ni menfaati önceleyen bir anlayışa sahip”-3-

 Özetlemek gerekirse, Türk Aydınlanması özellikle milletin büyük sıkıntılar çektiği son iki yüzyılda Türklüğün hür ve müstâkîl yaşatılması konusunda büyük hizmetler görmüş ise de, tam olarak hedefine ulaşmış sayılamaz.


Türklüğün yeniden istikbâle doğru güçlü bir medeniyet atılımının başlatılmasında öncülük görevi yapacak “yeterli sayıda” nitelikli aydının yetişmesini sağlayacak ortamın tesisi konusunda ülkemizde hâlén büyük eksiklik vardır. Açık söylemek gerekirse, devlete yaslanarak aydın olunamaz. Devlete bağımlı olan kişi ve kurumların “bağımsız” hareket edebilmeleri, eleştirel bir tutum takınabilmeleri çok zordur. Aydın, hakkaniyetli olmakla birlikte, asla muvafık (tasvip eden, onaylayan) konumunda olamaz, olmamalıdır. Aydın, dâimâ eleştirel olmak, “daha iyisi olamaz mı” diye düşünmek durumundadır.








 Aydın’ın eleştirel olabilmesi, bağımsız olmasıyla doğrudan alâkalıdır. Bağımsız olabilmek ise, devletle organik bağının olmamasını gerektirir. XIX. yüzyıldan itibâren, İmparatorluk ve Cumhuriyet dönemlerinde, Türk aydınlarının en büyük tâlihsizliği, devlet gücüne sâhip olmak ve bu gücü kullanarak düşündüklerini bir an önce uygulamak kaygısına/emeline kapılmış olmalarıdır. Bu dönemde, Ülkenin içinde bulunduğu tehlikeli durum, bir an önce bir şeyler yapılması gereğini ortaya çıkarmış ve bu durum, bir müddet sonra aydınların devlet/iktidar ile organik bir ilişki içine girmeleri, dolayısıyla da “eleştirel” kimliklerinin önemli ölçüde erozyona uğraması sonucunu doğurmuştur.
İktidar sorumluluğunu üstlenenler, doğal olarak yaptıklarının doğruluğuna inanır, çoğu zaman eleştirilerin gereksiz ya da haksız olduğunu düşünür.
Yapılanların doğru/yeterli olup olmadığını tartışma imkânının bulunmadığı yerde ise, düşünce üretiminden bahsedilemez. Oysa“hep daha iyisini yapabilmek” için, yapılanları/yapılmayanları bilmek, bunlar üzerinde düşünmek, değerlendirmek, tartışmak ve nihâyetinde yanlışları düzeltmek, eksikleri tamamlamak gerekir. Bu sürecin sonunda, “yapanın/yapılanın başarısız sayılması” ihtimâli her zaman mevcuttur. Başarısız sayılmak ise, bedel ödemeyi de gerektirebilir.
İşte, aydının bağımsız olması bunun için gereklidir. Aydın, taltif edilmeyi beklemeden, söylediklerinin/yazdıklarının olumsuz sonuçlarına katlanmayı göze alarak, tavrını ortaya koyar. Elbette, söylediklerinin doğruluğu kati değildir, o da eleştiriye tabiidir. Dolayısıyla, fikir üretimi, hür bir tartışma ortamının varlığını gerektirir.
Hür düşünme/tartışma imkânının olmadığı yerde, güç sâhipleri eleştirilmekten hoşlanmazlar, buna imkân vermek istemezler.
Ülkemizde, istisnâî dönemler hâriç tutulacak olursa, hür düşünme/tartışma ikliminin tesisi konusunda hâlén arzu edilen seviyeye gelinememiştir, sebepleri muhteliftir. Türk Aydınlanması henüz hedefine ulaşmış sayılamaz, derken kastettiğimiz budur.
Devletle organik bağı olmayan, gerektiğinde devleti ve iktidar sâhiplerini karşısına almaktan çekinmeyen; köklerine bağlı olmakla birlikte, dünyâdaki gelişmeleri doğru okuyabilen, geleceğe ilişkin isâbetli öngörülerde bulunabilen; bu doğrultuda toplumu etkileme gücüne sâhip −yeterli sayıda−donanımlı bir münevver topluluğuna sâhip olamamak, yaklaşık iki asırlık çabaya rağmen, hâlén ülkemizin en önemli sorunlarından birisidir.
Nicelik ve nitelik bakımından yeterli bir aydın zümresinin teşekkülü için, düşünen insanların “devlete yaslanmadan” varlıklarını sürdürebilmelerine imkân verecek bir zeminin oluşturulması şarttır. Sorunuza cevap verirken, ilk başta Batı Aydınlanmasından bahsedilmesi bu yüzdendir. Batı Aydınlanması, masa başında plânlanmış/proğramlanmış bir hareket değildir. İzah edilmeye çalışıldığı gibi, çeşitli etkenlerin devreye girmesiyle ortaya çıkan sosyal-siyâsî cevelân (dinamizm), burjuvazi-aydın birlikteliğini zorunlu kılmış; bu zümreleri hukûkun üstün kabûl edildiği, kişi hak ve hürriyetlerinin güvence altına alındığı, çeşitli toplum kesimlerinin ülke yönetiminde söz hakkına sâhip olduğu bir siyâsî-iktisâdî düzen kurulması konusunda birlikte hareket etmeye âdetâ icbar etmiştir. Ülkemizde eksik olan budur. Devlet eliyle kalkınma/modernleşme çabaları, Batı tipi bir aydınlanma hareketi için uygun zeminin teşkilini güçleştirmiştir.

Mustafa Bey, sizin tabirinizle ‘’Üçüncü Bin Yılın Eşiğinde’’ nasıl bir Türkiye ve Türk Dünyası hayâl ediyorsunuz?

Öncelikle, üçüncü bin yılın eşiğinde, bugünkünden daha güçlü ve müreffeh bir Türkiye hayâl ediyorum.
Ve, Türk Dünyası’nın, birliğini sağlayarak, küresel dengeler üzerinde etkili olduğu; huzurlu ve barış içinde bir dünyânın tesisine etkin bir şekilde katkıda bulunduğu günleri göreceğimize inanıyorum.
Günümüzde, Türk Birliği, artık romantik bir hayâl değil. Hattâ dünyânın gidişâtına bakarak, bunun bir zorunluluk olduğunu söylemek bile mümkûn.
Küresel dengeler değişiyor, dünyânın sıklet merkezi Batı’dan Doğu’ya kayıyor. İktisâdî göstergeler bu gidişâtın en bâriz kanıtı. Günümüzde, G-20 ülkelerinin 9’u Batılı olmayan ülkeler. Bu ülkelerin dünyâ ihracatındaki payları 2001 yılında % 19 iken, 2017 yılında % 27’ye yükselmiştir. Batılı G-20 ülkelerinin payı ise, aynı zaman diliminde % 44’den % 33’e gerilemiştir. 1980 yılında ABD ve AB’nin millî gelirleri toplamı, bütün ülkeler toplamının % 60’ını oluştururken, bu oran 2019 yılında % 46’ya gerilemiştir. IMF’nin tahminlerine göre, 2024 yılında da % 43’e gerileyecektir. Gelecekte ABD-AB ittifakının en büyük rakibi olacağı öngörülen BRIC  ülkelerinin payı ise, aynı dönemde % 6’dan % 24’e yükselmiştir.
AB, son dönemlerde, uluslararası gelişmeleri yönlendirme konusunda etkinlik sağlayamazken, ABD’nin, küresel konumunu kaybetmemek için büyük bir çaba içerisinde olduğu görülüyor.
Küresel mücadelenin bilhassa şiddetlendiği bölgeler ise, Ortadoğu ve Turan Coğrafyası . Son dönemlerde, Kırım’da, güney sınırlarımızda, Afganistan ve Doğu Türkistan’da Türklere karşı girişilen mezâlimleri bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Turan Coğrafyası, geleceğin stratejik ürünleri olarak değerlendirilen su, gıda ve enerji kaynakları bakımından fevkalâde zengindir. Üstelik, Avrasya’nın −deyim yerinde ise− tam göbeğinde bulunmaktadır. Küresel çatışmaların hâlihazırda en şiddetli olduğu bir diğer alan olan Ortadoğu ile de bitişiktir. Bu yüzden, jeopolitik ve jeostratejik önemi çok büyüktür. Ve, bu durum, Türk Dünyâsını bütün küresel güçlerin ortak hedefi hâline getirmektedir.
Yeni kurulan ve devlet geleneği henüz yeterince kurumsallaşmamış olan Türk Cumhuriyetlerinin, küresel güçlere karşı tek başlarına varlık gösterebilmeleri fevkalâde güçtür.
Bu saldırıların savuşturulması ve üçüncü binyılda küresel politikaların belirlenmesinde söz sahibi olabilmek için, Türklerin, küresel dengeleri gözardı etmeden ve dost/çevre ülkeleri de dışlamadan, aralarındaki ilişkileri AB benzeri “kurumsal” bir yapıya dönüştürmeleri zorunluluktur. Bu konuda Türkiye’ye büyük sorumluluk düşmektedir.
Elbette pek çok sorunumuz var. Bunları aşacak gücümüz de… Yalnız, iki husus beni çok endişelendiriyor; eğitimin ve ailenin durumu…
Türk Toplumunun temeli olan aile kurumu büyük yara almış durumdadır. Âile kurumunun yeniden güçlendirilmesi için, vakit geçirmeden gerekli tedbirleri almamız gerekiyor.
Hakeza, eğitim… Çok büyük sıkıntılarımız var. Geleceğe güvenle bakabilmemiz için, millî ve mânevî değerlerini özümsemiş, 21. Yüzyıl becerilerini kazanmış, donanımlı, seciyeli, yüksek ahlâklı, şahsiyetli, mefkûreli, özü-sözü bir, muhakeme yeteneği gelişmiş nesiller yetiştirmeye mecburuz. Bu konuda da bir an önce gerekenleri yapmalıyız.
Makalelerinizde; köklü bir kültürel alt yapı, zengin bir birikim, sentez ve analiz yeteneği, farklı ve doğru bir bakış açısı varlığını göstermektedir. Elbette okumaya ve yazmaya devam edeceksiniz. Bunları kitaplaştırmayı düşünüyor musunuz?  Yeni hedefleriniz hangi ufukları işaret ediyor?

Teşekkür ediyorum Hocam. Teveccüh buyuruyorsunuz.
Uzun zamandır Türk Müslümanlığı üzerine notlar alıyorum. Henüz kendimi hazır hissetmiyorum. İleride bu notlar kitap hâline mi gelebilir mi, yoksa makale mi olur, bilemiyorum.
En önemli sorunlarımızdan birisi, kalkınma hamlemizin henüz tamamlanamamış olması. Yatırım teşviklerinin bu konuda doğru kullanımı önem taşıyor. Yatırım Teşvikleri üzerine, müşterek yazarlı olarak yayınladığımız bir kitap daha önce yayımlandı. Bu konuda münferiden hazırladığım bir kitap taslağının yayımlanması için, verilerin güncellenmesi gerekiyor.
Ulaşım konusu, târih boyunca hep önemini korumuştur. Günümüzde, bilhassa kara ulaşım sisteminden kaynaklanan önemli negatif dışsallıklar var; gürültü, hava kirliliği, küresel ısınma, trafik kazaları gibi. Demiryolu bu konuda önemli bir çözüm imkânları sunuyor. Bu konuları incelediğim bir çalışmam var. Yakında tebliğ ya da makale olarak yayınlayacağım.
Ayrıca, son zamanlarda “elektrikli araç” devrimi konusu çok ilgimi çekiyor. Bu konuda ülke olarak meselenin yeterince farkında olmadığımızı düşünüyorum. Bu konuya kamuoyunun ilgisini çekmeyi amaçlayan yazılar kaleme almaya çalışıyorum.
En önemli sorunlarımızdan birisi, iktisâdî dünyâ görüşümüzün henüz modern iktisadı kavrayabilecek dönüşümü gerçekleştirememiş olması. Tarım ekonomisinin cârî olduğu dönemlerde geliştirilen kural ve anlayış ile bugünü açıklamaya çalışıyoruz. Fâiz, helâl kazanç, tüketim, tasarruf (biriktirme), çok çalışma vb. konularda zihnimiz karışık. Meselâ, bâzı çevrelerce, “biriktirmek (tasarruf)” zararlı addediliyor. Oysa şu an en önemli iktisâdî sorunlarımızdan birisi, tasarruf yetersizliği. “Yarını düşünmeden yaşamak” zâhidâne bir tavır olabilir, fakat daha huzurlu ve müreffeh bir gelecek inşâ etmek için, hem toplum olarak hem de birey olarak, yarınımızı düşünerek/planlayarak yaşamak durumundayız. Bu konuda, “İktisâdî dünyâ görüşümüz üzerine bir derkenar; iki yeni ilke” başlıklı bir makale üzerine çalışıyorum. İleride kitaba dönüşmesi mümkûn.
Ve, yine, çok önem verdiğim konulardan birisi, hâlén içinde bulunduğumuz küresel dönüşüm. Dengeler değişiyor ve eğer bu konuda etkinlik sağlayabilirsek, biz Türkler geleceğin dünyâsının kurgulanmasında söz sahibi olabileceğiz. Üçüncü bin yılın eşiğinde küresel dengelerin değişmesine yol açan sâikleri ve sonuçlarını incelemek, üzerinde çalıştığım bir başka konu.
Efendim, bana bu imkânı verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.