8 Eylül 2019 Pazar 1015 Okunma

‘Tavşanlı’nın Sesi’ Gazetesi sahibi Selma Kocabaş Aydın ile gazetecilik üzerine bir sohbet gerçekleştirdik:“Matbu basın yaşamını sürdürecek ilgiyi hala görüyor”

SELMA KOCABAŞ AYDIN’IN ÖZGEÇMİŞİ


Tavşanlı’da doğdu. İlk ve ortaokul öğrenimini Tavşanlı’da bitirdikten sonra  Kütahya Yatılı Kız Öğretmen Lisesine devam etti. Yüksek öğrenimini Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümümde tamamladı. 10 yıla yakın İstanbul’da, öğrenim ve çalışma hayatının ardından Tavşanlı’ya döndü. Tavşanlı’nın Sesi Gazetesini çıkarmaya başladı. Yayına ara verdiği dönemde Tavşanlı Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü görevinde bulundu.
Bu arada, devlet memurluğundan emekli olup, yeniden yerel gazetesine odaklandı. 
Alibey Aydın’la evli olan Selma hanım, Anadolu Ajansında 2002 yılından beri serbest muhabir olarak görev yapmaktadır.
Kırmızı Gül Al Sevda adıyla yayınlanmış bir hikâye kitabı bulunmaktadır.




.....


 


Sohbet:


Selma Hanım, uzun yıllardan beri gazetecilik yapmakta ve yerel gazete çıkarmaktasınız. Sohbetimize gazetecilik hikâyenizden başlamak istiyorum. Gazeteciliğe nasıl ve niçin başladınız?
Öncelikle, Tavşanlı’da, öğretmen olarak, yazar olarak, şair olarak, okul idarecisi olarak, eserlerinizle, yetiştirdiğiniz güzel öğrencilerle; kararlı, ilkeli, inançlı, duruşunuzla bıraktığınız güzel izler için çok teşekkür ederim. Sizin Tavşanlı’da adınız hep yaptığınız güzel işlerle anılacaktır. Bu sohbet fırsatı için  de ayrıca teşekkürü bir borç bilirim. Şahsen ben de geriye doğru bir zaman yolculuğu yapmış gibi hissettim. Hem bu yolculuk da hem de bu sohbette sizinle karşılaşmak da çok güzeldi.
Gazeteciliğe, gazetecilik eğitimim sırasında Hürriyet ve Milliyet gazetelerine staj haberleriyle başladım. Daha sonra, iş dünyasına yönelik yayınlanan yüksek tirajlı Sanayide İlişkiler Dergisinde profesyonel olarak mesleğe adım attım. 
Gazetecilik seçtiğim bir meslekti. Gazeteleri, okumayı, yazmayı çok seviyordum. Üniversite sınavlarında da üst sıralardaki tercihimdi. Tabiki bu ilgide babamın da etkisi vardı. Çünkü o kamuoyunun aydınlatılmasında, objektif haberciliğin, önemini hissettirirdi. Evimize iki-üç gazete girer, radyo haber saatleri hiç kaçmazdı. Bu ortamın şüphesiz gazeteciliğe meylimde etkisi vardır.
Ayrıca, ilçemizde yerel gazeteleri çıkaran, Kamil Güvenç ve Abdürrahim Börekoğlu’nun gazetelerine de babam, zaman zaman beni de götürürdü.  Babamla ziyaretlerimde aklımda kalanlardan biri de, “KOMUTAN” olarak bilinen kendini  Tavşanlı’ya eğitim, kültü , sosyal hizmetler, sportif katkılara  adamış Binbaşı Sabri Tevfik Okyayus’tu. Onun, benim çocukluğumda, şimdiki gazetemizin ilk adresinin iki bina ötesindeki dört duvarı kitaplık olan ofisi, gazetecilik sevdasının belki de başlangıç noktalarından biri oldu.
Tavşanlı’da kendi yerel gazetemizi çıkarmaya başlamamız ise, İstanbul’daki 10 yıla yakın  gazetecilik tecrübelerimin ardından bir anlamda kendiliğinden gelişen bir başlangıçtı.  Kendi doğduğum topraklarda gazetecilik yapmanın çekiciliğiyle 1985 yılında sahibi babam Mehmet Kocabaş ve ben yazı işleri müdürü olarak Tavşanlı’nın Sesi gazetesini çıkarmaya başladık.
 
Yerel gazete çıkarmanın
zorlukları ve sorunları nedir?
Yerel gazete çıkarmanın en büyük zorluğu baskı ve teknik yanı.  İlk gazetemiz  Eskişehir’de basıldı. Çünkü Tavşanlı’da da Kütahya’da da basım işini yapabilecek matbaa bulamadık. Çünkü ofsete geçilmişti ama ofset matbaalar, bir yerel matbaanın bütçesinin çok üstündeydi. Sonraları, bir ofset tesise kavuştuk ama bu uzun zaman aldı. En büyük sıkıntı ve sorun baskı idi hala da, bu konu geçerli. Teknolojiyi yerel basının yakalaması çok zor.   
Yazar kadrosunda bir dönem benim de yer aldığım  ‘’Tavşanlı’nın Sesi Gazetesi’’ kaliteli baskısı ve yetkin içeriğiyle bölgesel bir gazete hüviyetini hâlen devam ettirmektedir. Gazetenin doğuş ve yayın politikası hakkında bilgi verir misiniz?
Yukarıdaki soruda buna biraz değindim.   İstanbul’dan izinli olarak geldiğim bir zamanda, o dönemin Belediye Başkanı rahmetli Fevzi Coşgun’un  “ Yeterince tecrübe edinmişsin, burada doğduğun yerde çıkaracağın bir gazete Tavşanlı’da çok güzel katkılar sağlayabilir. “ sözü ve ardından verdiği destek, gazetenin doğuşunu tetikleyen ilk kıvılcım oldu. Nasıl olur diye düşünürken, gazete çoktan doğmuştu bile.
Kütahya ve Tavşanlı’da baskıyı yaptıramayacağımızı anlayınca, Eskişehir’de baskı imkânlarını araştırırken, Rahmetli Ethem Karaca; “Hazırla gel basalım”  deyiverdi. İlk baskı parasını denkleştirip haftalık olarak  ‘’Tavşanlı’nın Sesi Gazetesi’’ çıkmaya başlamıştı. Babamla abone çalışması yapıyorduk. Bir süre böyle devam ederken, o dönemde, Milli Görüşün kurduğu bir şirketin, bir matbaa makinesi olduğunu ve Acar Matbaasında boş durduğunu öğrendik. Mehmet Ali Ural, gazeteyi bu makinede ortak devam ettirmeyle ilgili bir teklifte bulundu. Ancak daha sonra, ortaklık konusunda bir ortak nokta bulamayınca, bize matbaa makinesinde baskıyı sürdürme imkânı sağladılar. İki yıl böyle devam etti. Fakat, matbaa ustasıyla sorun çıkmaya başladı. Tam da o sırada, baskı makinesi satışa çıkarıldı. Bizim almamız için maddi imkânımız yetersizdi. Üstelik de makine eski sistemdi. Kurşun harfleri tek tek dizip kalıpları oluşturmak, çok zaman alıyordu.  Bir küçük ofset makinenin bedeli ise bizi çok aşıyordu. O zamanlarda şimdiki gibi devlet destekleri de yoktu. Devlet Planlama Teşkilatının hibe baskı makineleri verdiğini öğrendik. Ancak bu destek sadece Güneydoğu illerine idi. Öyle ki; Batman’da bir gazeteye, iki tane sıfır son teknoloji matbaa makinesi verilmişti. Bu gazete sahibi bize, makinenin birini Tavşanlı’ya ortak olmak şartıyla getirmeyi bile teklif etti. Ama biz, ilkelerimizle gazetemizi devam ettirmek için,  böyle bir işbirliğinin sürdürülebilir olmadığını düşünüyorduk.  Uzun bir ara verdik. Bu arada Milliyet muhabirliğini sürdürürken,  Tavşanlı Belediyesinin Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü  Birimini kurup orada hizmete devam etmeye başladım. Tâ ki; yeniden Tavşanlı’nın Sesi Gazetesi’ni çıkarana kadar.
İkinci çıkışımızda artık babam Mehmet Kocabaş vefat etmişti ve annem Naciye Kocabaş’ın moral desteğinden başka desteğim yoktu.  İlk başlarda, sağ olsun Ankara’da ajansı bulunan Mehmet Ali Şenol baskı işini kabul etti. Fakat, bu maliyeti gazetenin karşılaması mümkün değildi. İlçe dışında basıldığı için resmi ilan da alamıyorduk. Tam bu anda, Tavşanlılı Emekli Yarbay akrabamız Hamit Eren, Tavşanlı’ya hizmet olacağına inandığından ve çok sevdiği çocuk yaşta ayrıldığı ilçesine katkı vermeyi istediği için, ayrıca çıkışından beri İstanbul’da postalanan Tavşanlı’nın Sesi’nin büyük anlamı olduğunu ifade ederek, kendi çapımda çalıştırabileceğim fotokopi, baskı arası makineyi alıp hediye etti. Tek dileği “TAVŞANLI’NIN SESİ “ gazetesinin yaşamasıydı.  Bunu belki şimdi anlamak zor. Çünkü o zamanlarda, sosyal medya yoktu. Cep telefonları yoktu. Haberler ödemeli bağlattığımız sabit telefonlarla yazdırılıyor, filmler karanlık odada kesilip, otobüslerle İstanbul’a gönderiliyordu. O dönemde  gurbetteki Tavşanlılılar için, Tavşanlı’dan gelecek her bir satır haber çok anlamlıydı.
Yayın politikamız; daima, bu gazetenin Tavşanlı’nın olduğu idi. Her fikirde, Tavşanlı ortak paydasında, gelişmeye katkısı olacak, birleştirici, ortak fikirler üretici bir bakış açısıyla, bölgemizin güzel, bilinmeyen, değerlerini önceleyen bir politikamız vardı.
Bu arada çalışmam tek başıma sürerken, Tavşanlı Belediyesinden Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü görevinden emekli oldum ve Alibey Aydın ile evlendim. Birlikte daha etkin ve kapsamlı çalışmaya başladık. Anadolu Ajansı serbest muhabirliğine başladım. 2000’li  yıllar yeniden bir doğuş oldu gazete için de. Gazetemiz aynı zamanda da çok geniş bir yelpazede buluşma merkeziydi artık.
Bütün partilerin Tavşanlı yönetimleriyle, ortak akıl toplantıları yapıyorduk. Ticaret Odasının o dönemdeki başkanı Hikmet Erkan idi. Ticaret Odası ve Leblebicileri Odasının o dönemdeki Başkanı Ali Uysal ile birlikte Leblebinin TSE Belgesi alınması konusundaki çalışmanın içinde yerimizi aldık. Bu belgenin ardından, Zeynel Korkmaz’ın da teşviki ile 2003'te Uluslararası Ticaret Liderleri Kulübü tarafından Paris'te  "Uluslararası Kalite Ödülü" alınmasıyla ilgili çalışmada Ali Uysal ve Zeynel Korkmaza kendi çapımızda destek verdik. Rahmetli Ahmet Uluçay’ın Tavşanlı’da çekilen uzun metrajının çekimi yapılmıştı ve tamamlanamıyordu. Aynı zamanda gazetemiz de de köşe yazıları yazan Uluçay ile ilgili Anadolu Ajansından servis edilen haberlerin de etkisiyle çekilen filmin kurgusu, montajı tamamlanarak, vizyona girdi.
Tabii ki Tavşanlı’nın sportif efsanesi Tavşanlı TKİ Linyitspor sayfası da gazeteci olarak, tam ortasında yerimizi almamızı gerektiren ve basın desteği için yine Tavşanlı’nın Sesi iletişim kanallarından biri oldu.
Kısaca, gazete bir iletişim merkeziydi. Sizin de içinde olduğunuz, 40 yazarımız vardı. İzmir Opera Balesinin kurucusu, besteci devlet  sanatçısı, İsmail Ayvazoğlu, Fevzi Coşkun, Ahmet Yaşar Çakmak, Mustafa Uysal, Müteaahhid Behçet Morkoç, Sefer Göltekin, Ahmet Pak, Halil Oral, Mustafa Göktekin, Esma Börek Canıaz, Arslan Ergüç, Emine Taştepe ve onun organizasyonunda 15’in üzerinde  yazarıyla Beyaz Fırtına sayfası, Müfide Akan, Prof. Dr. Vural Kavuncu, İsmail Usluer, spor yazarlarımız,  söyleyecek sözü olan herkes.Ayrıca Rahmetli Abdullah Taktak, Rahmetli Mehmet Sevin, Rahmetli Selahattin Çalışır Ağa, İsmail Yiğit ve Kütahya Gezek Grubu gibi, yazmayan ama fikir üreten bir ekip.
Hâlâ aynı ilkelerimizle,  gazetemizi, basın anlayışımızla, çözüm odaklı, güzel ve iyi olan değerlerimiz çerçevesinde, hizmet bilinciyle, yine Tavşanlı’nın Sesi Gazetesinin Tavşanlı’ya ait olduğu yaklaşımımızla devam ediyoruz.
   
Günümüzde matbu gazetecilik yerini dijital gazeteciliğe  doğru bırakma eğilimi göstermektedir. Siz bir gazeteci olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dijital imkânlar çok güzel. Önceleri haberlerimizi analog makinelerle çekerken, film kestirip kargolamak gibi süreçlerin olmadığı zamanımızda makinamıza kareyi çektiğimiz anda, bir tıkla ajans merkezimize, dünyanın öbür ucuna gönderebiliyor, eski büyük devasa kameralar yerine, fotoğraf makinelerimizle canlı aktarım yapabiliyoruz. Bu yönü çok güzel. Gerek gazetemiz gerekse Anadolu Ajansından, haberlerimiz anında genel basın dışında, dünya basınına da ulaşıyor; ne haber ve yayınlarımız yerel, ulusal ve uluslar arası pek çok medya kuruluşunda yer almaktadır.
Gazetemizin web sitesi de, sosyal medya sayfası da var. Ancak, tabiki matbu basın da hâlâ yaşamını sürdürebilecek ilgiyi görebiliyor. Matbu olan hiçbir zaman yok olmadan taşınır. Meselâ gazetenin bir sayfası bazen yıllar sonra olsa da hizmetini sürdürebilir. Fakat sonuçta ne kadar yedeklense de, dijital kaynaklarda ulaşmak kesintiye uğrayabilir. Bir virüs girebilir. Gene de dijital medya hatta sınır tanımayan teknoloji belki de zamanla zihinden zihine aktarıma kadar varacaktır. 

Selma Hanım, gazeteciciğe başlarken hedefiniz neydi? Bu hedefinize ne oranda ulaşabildiniz?

Gazetecilik benim için mesleki özellikleriyle bir yaşama biçimi. Benim seçimimdi. Bitmeyen bir görev duygusu benim için. Tabiki doğrularımla, inandıklarımla hayata olumlu, güzel, katkılar sağlamak, geçmişi öğrenip bugüne, bugünü de olabildiğince objektif geleceğe aktarmak. Buna hedef dersek, Ulaşabiliyor muyum bunu zaman gösterir? 

Yerel bir gazetenin gerçek habercilik yaparak halkı aydınlatması, çok sesli olmasıyla demokrasi kültürüne katkı sağlaması, insanları ortak bir paydada buluşturması, kamuoyu oluşturması gibi pek çok işlevi ve görevi bulunmaktadır. Bu konularda gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan somut örnekler verebilir misiniz?
Bizim etkimiz ne oldu? Bölge insanımıza ve okuyucularımıza sormak lâzım. En önemlisi de tarih kesitinde yerimizin nerede olacağını söylemeyiz gibi geliyor.
Şöyle düşünüyorum: Acaba Tavşanlı’nın kuruluşundan itibaren bir yazıt, bir yıllık gazete gibi kayıtlar olsaydı, ne büyük değeri olurdu. Bugün Evliya Çelebi’nin kitaplarında Tavşanlı, Domaniç, Kütahya gibi her bilgi bizim için altın değerinde. Heredot tarihini okurken, bölgemizle ilgili alanları arayıp, zihnimizde bizden önce yaşananları anlamaya çalışıyoruz. O yüzden kayda alınan her haberin gelecekte daha önemli veri olacağını düşünüyorum. Eğer “zaman yolculuğu” hep hayâl olarak kalmazsa …

Mesleğinizde sizi en çok mutlu eden  çalışmalarınız nedir ?

Gazetecilik bir yaşam biçimi. Özellikle kendi bölgemizin adını güzelliklerle duyurmak mutluluk veriyor. Çok sayıda haberimiz Anadolu Ajansı tarafından ulusal ve yabancı basında yer aldı. Ama en çok mutlu eden haberlerimiz arasında, Kütahya’da çektiğimiz meteor yağmuru haberleriyle anılmaktı diyebilirim. Time Dergisinde ve National Geographic ‘te  Kütahya’nın öne çıkması çok güzeldi. Bunlar dışında da hâlâ, meteor haberlerinde Kütahya’da çektiğimiz karelerin kullanılıyor olması da çok mutluluk verici.

Selma Hanım, siz aynı zamanda milli kültür duyarlılığıyla tanınan irfan sahibi bir insan olarak günümüzdeki kültürel yozlaşma hakkında neler söyleyebilirsiniz? Bu çıkmazdan nasıl kurtulabiliriz?

Kaygıyla, endişeyle, görüyorum ki; cinsi sapıklığı, “cinsi tercih”  gibi gündeme taşıyıp, gündemi doldurmaya, dünya ve tarihi bütünlüğü içinden cımbızla çekip, kafaları bulandırmaya, o güzel birlik, beraberlik, dayanışma, sevgi saygı değerlerimizi; “bireysel özgürlük “  diye eritmeye, gençlerimizi  “para kazanmak” diye pazarlama kıskacında köreltmeye çalışıyorlar.
Kızlarımıza, sizin Hayme Ana kitabınızda da yazdığınız, toplumsal yapıdaki “kadın” vasıflarını, “ana”nın  ailenin sağlamlığındaki rolünü, erkek çocuklarımıza babanın, delikanlılığın vasıflarını, öğreterek yetiştirmeden ,
Orhun Abidelerini, Dede Korkut’u, Peygamberimizi, dinimizi, Kur’an-ı  Kerim’i anlamadan, Selçuklu devletini, Osmanlı devletini, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyetimizi ve dünyadaki yeri ve önemlerini bilmeden, Nutuk’u okumadan, bilimi yaşayarak, laboratuarlarda öğrenmeden, algı yönetimlerinin, sahte gündemlerin, genç beyinleri zehirleyen oyalayıcı akımların etkisinden kurtulamayacağımıza inanıyorum.
Birbirini yıkmak yerine, münazara duygusuyla laf canbazlıkları yerine, çözüm önerili, hatta kendi yaşamında doğruları yaşayarak  iyiliği, doğruluğu yaymak gerektiğine inanıyorum.
Çok bilindik bir söz ama; “herkes kapısının önünü süpürürse sokak temiz olur.”

Toplumun; gören gözü, duyan kulağı, söyleyen dili olarak yerel basın, yerel medya bu kuruluşları arasında işbirliği ne seviyededir?

Yerel basın her gün yeniden  varlığını sürdürürken, bölgesinin, okuyucularının, sorunlarını takip edip, çözümlerinin adreslerini bulup, bunları haberlerini buluşturmak, aynı zamanda bölgesinin sesini, Türkiye geneline duyurmak, kapsam alanındaki yediden yetmişe her kesimin işine yarayacak haberleri  bulmak, bölgeyi ilgilendiren haberlere mercek tutmak, gözü kulağı sesi olmak zorunda. Aynı zamanda, yeni yazarların, yeni şairlerin,  bir başlangıç adresi de olmak zorunda.
Belki de bu yüzden kuruluşlar arasında düzenli işbirlikleri için sanırım zaman ve imkân olmuyor.