15 Eylül 2019 Pazar 715 Okunma

Yurt dışında Türkçe yazan şair ve yazarların temsilcilerinden Gazi Çakmak ile şiir ve şair üzerine:“Şiirlerimde milli ve gelenekçi bir anlayış hakim”

GAZİ ÇAKMAK’IN
ÖZGEÇMİŞİ


Afyonkarahisar- Bolvadin’e bağlı Özburun Kasabasında 1960 yılında doğdu. İlkokulu Özburun’da, ortaokulu Bolvadin’de bitirdikten sonra Afyonkarahisar İmam Hatip Lisesinden mezun oldu.
Ailesinin Fransa’da olması sebebiyle onların yanına gitti. Burada çeşitli işlerde işçi olarak çalıştı.
 Fransa’nın Evreux şehrinde 1986 Yılında İşçi Yardımlaşma Kültür Derneğini kurarak yönetim kurulunda başkan, başkan yardımcısı ve sekreter olarak görev aldı.
Kültür Bakanlığı şair tanıtım kartına sahiptir.
Evli olan Şair dört evlat babası, altı torun dedesidir.
Gönüllerin İzinde ve Özledim adlı iki şiir kitabı yayımlanmıştır.


.....


 


sohbet:


Bozkır göçerlerinin dilidir Türkçe, bozkır kadar saf, sade ve gerçek.
    Türkçe, bülbül sesidir duyulduğunda kalbi yeni heveslerle kanatlandıran.
    Bir sabah esintisidir, atlı yiğitlerin bozkır ikliminde seslendirdiği.
    Türkçe, Orhun nehrinin soğuk sularını yüzünden öpen salkım söğüt yapraklarının mutluluk türküsüdür.
    Türk ruhunun güzelliğine açılan kapısıdır Türkçe.
    Türkçe bir akıncı türküsüdür, Uluğ Türkistan’dan kalkıp Tuna’yı geçerken söylenen.
    Yunus’ta ağırbaşlılık, Köroğlu’nda başkaldırıdır.
    Yüreğin üstüne baş düşürmektir.
    Bir şiir dilidir Türkçe, pınar suyu duruluğundadır, gözelerinden giz’ler çıkaran.
Türk anneler çocuklarına anadillerini öğretmenin mutluluğunu yaşarlar, dillenip konuşmaya başlayınca kuzuları.
Bozkır göçerlerinin dilidir Türkçe, hareketin söz olup bahar sabahlarında gönüllere güneşin doğmasıdır.
Üstte mavi göğün, altta yağız yerin inanan ulu milletin ses bayrağıdır Türkçe.
Annelerin ağızlardaki sütüdür ve bilinir ki, dilini kaybeden, kaybeder her şeyini.
Ve yine bilir ki, kendi dilini tam bilmeyen başka dilleri hiç bilemez.
Kaşgarlı Mahmut’un naklettiği hadislerle pekiştirilir Türk ve Türkçenin gücü:
“Yüce Tanrı: Benim bir ordum vardır ki onlara Türk adını verdim.”
“Yüce Tanrı: Türkçeyi öğreniniz, çünkü Türkçenin uzun bir saltanatı vardır.”
Aşık Paşa uyarır, Türkçeyi bırakıp yabancı dille konuşup yazanları:

    “Türk Diline kimse bakmaz idi
    Türklere hergiz gönül akmaz idi
    Türk dahi bilmez idi bu dilleri
    İnce yolu ol ulu menzilleri.

        Yol içinde birbirini yermeye,
        Dile bakıp manayı hor görmeye,
        Ta ki mahrum kalmaya Türkler dahi
        Türk dilinden anlayalar ol haki.”

Bey buyruğudur Türkçe konuşmak, haykırır Mehmet Bey Anadolu’nun ortasından, Karaman’dan:
    “Bundan gerü, çarşıda pazarda Türkçe’den başka dil konuşulmaya”

Ötelerden Ali ŞirNevai’nin bahar gülü olduğunu söylediği Türkçe’nin kokusu gelir:
    “Bu âlemin gül bahçelerine girdim. Gülleri feleğin güneşinden daha parlaktı. Her yanında göz görmedik el değmedik daha neler ve neler vardı. Ama bu mahzenin yılanı kan dökücü ve bu güllerin dikeni sayısızdı. Bunları görünce düşündüm ve dedim ki: demek bizim Türk şairleri bu korkulu ve dikenli yollardan çekindikleri için Türkçeyi bırakıp gitmişler. Ben Türkçe’nin fezasında tabiatımın atını koşturdum; hayalimin kuşunu kanatlandırdım. Vicdanım bu hazineden nihayetsiz kıymetli taşlar laller, inciler aldı; gönlüm bu gül bahçesinin türlü çiçeklerinden uçsuz bucaksız güzel kokular kokladı”
Yazarların Türkçe konuşup yazmayan kimselere olan sitemi, Türk dili üzerindeki Arapça ve Farsça baskısıydı.
“Türkçe, Türk Milletinin kalbidir, beynidir.” der Atatürk.
Çünkü milli kimlik, milli benlik ancak anadili ile korunur, geliştirilir, sürdürülür.
Türkçe; Kerkük’te yaralı bir güvercin, Türkistan’da tutsak bir aslandır.
Yunus Emre’nin dilinde kut alır Türkçe:   
“Söz ola kese savaşı
Söz ola bitire başı
Söz ola ağulu aşı
Bal ile yağ ede bir söz.”
Söz, Türkçe’dir, Türk’ün yüreğinden kopup gelen insanlık özlemidir.
Ünlü dilbilimciler Türkçenin yetkinliğini ve kurallı oluş bakımından öteki dillerden üstünlüğünü, eylem çekimlerindeki düzenliliği övmüşlerdir:
 “Türklerle ilgili olarak kabul edilebilecek biricik tanım dilbilgisel olandır. … Türklerin dili çok büyük bir çekim gücüne sahip olduğundan ilişkide bulundukları birçok insan topluluğu tarafından benimsenmiştir.” Jean-Paul Rox
“Türkçe’nin bir dilbilgisi kitabını okumak, bu dili öğrenmek niyetinde olanlar için bir zevktir. Türlü dilbilgisi kurallarının belirlenmesindeki ustalık, eylem çekimlerindeki düzenlilik, bütün dil yapısındaki saydamlık, kolayca anlaşılabilme niteliği, insan zekâsının dil aracılığı ile beliren üstün gücünü kavrayabilenlerde hayranlık uyandırır… Türk dilinde her şey saydamdır, apaçıktır.” MaxMülleri
“Türk dili, seçkin bir bilginler kurulunun danışma ve tartışmaları sonucunda oluştuğu kanısını uyandırıyor. Fakat böyle bir kurul, Türkistan bozkırında kendi başına kalmış olarak ve kendi yasaları ya da kendi içgüdüleri itişiyle, insan beyninin yarattığı bu sonucu sağlayamazdı.” Jean Deny
Her Türk’ün görevi bu kutsal dille  konuşup yazmaktır, onu öğretmektir, soylu oğullarına,gökçek kızlarına.
Varlığını Türk olarak sürdürmek dileğinde olan herkes, yüzyıllar ötesinden Bilge Kağan’ın sözüne kulak vermelidir, beylik erkek oğlunun kul olmasını, hanımlık kız çocuğunun cariye olmasını istemiyorsa, “Türk adını bırakma,yabancılara itaat ederek kimliğini unutma.”
 Yurt dışında Türkçe yazan şair ve yazarlar özellikle Avrupa’daki vatandaşlarımızın milli kültürleri koruyup geliştirmeleri açısından  çok önemli ve kutsal bir görev üstlenmişlerdir.
Bunlardan biri de sevgili şair arkadaşımız Gazi Çakmak’tır. Bu hafta kendisiyle Pazar sohbetimizi gerçekleştirdik.

Şiir dünyasına nasıl girdiniz? Aile ve çevrenizde bir edebiyat ortamı var mıydı? Etkilenip esinlendiğiniz şair veya şairler var mı?

Aile ve çevremde şiir ortamı yoktu. Hatta başlangıçta şiir yazmamı durdurmamı istediler. Ama ben doğru bildiğimden şaşmadım ve şiir yazmağa devam ettim. Etkilendiğim şairler Necip Fazıl Kısakürek, Abdurrahim Karakoç, Cahit Sıtkı Tarancı, Can Yücel ve üstat olarak da Bestami Yazgan’ı örnek aldım. Bu şairlerin şiirlerini ezberleyip zaman zaman kültürel etkinliklerde okudum. Eşimle evliliğimizin otuzuncu yılına adadığım şiir denemem  çok beğenilip paylaşılınca  şiir yazma üzerinde yoğunlaştım.
Adı geçen şiirimi sizlerle paylaşmak isterim:
Otuz Yıllık Eşimsin

Sen gönlümün sultanı,
Hayalimsin, düşümsün
Dört çocuğun anası,
Gözde hilâl kaşımsın
Umudumsun, aşımsın,
Otuz yıllık eşimsin.

Bazen esen bir poyraz,
Kaba yel boran dalaz.
Sana yakışıyor naz,
Mevsimim, iklimimsin,
Baharımsın, kışımsın,
Otuz yıllık eşimsin.

Fidan gibi boyunu ,
Çeşit çeşit huyunu,
Bulamadım suyunu,
Batınım, zahirimsin.
Amelimsin, işimsin,
Otuz yıllık eşimsin
LEDİM
Ekmeğimde, aşımda,
Sevincimde, neşemde,
Her zaman başköşemde,
Sen ki temel taşımsın.
Batmayan güneşimsin ,
Otuz yıllık eşimsin.

Meyletmeden mallara ,
Çiçek oldun dallara,
Nice nice yıllara,
Yürüyen seyyahımsın.
Sen efkârlı başımsın,
Otuz yıllık eşimsin.

Tasta ayranım benim,
Sözde fermanım benim,
Gazi hayranın senin,
Can evimde döşümsün,
Ömürümsün yaşamımsın,
Otuz yıllık eşimsin.

Şiirinizi edebi akımlardan hangisine yakın görüyorsunuz? Şiiriniz üzerine yapılan görüşler nelerdir? Siz kendi şiiriniz hakkında neler düşünüyorsunuz? Şiirinizde beslendiğiniz kaynaklar üzerine neler söyleyebilirsiniz?

Şiirlerimi Türk Halk Edebiyatına yakın olarak görüyorum.Hem söyleyiş hem duygu ve hem de şekil özelliği olarak halk edebiyatı kaynaklarımızdan çok yararlanıyorum.
Şiirimde milli- gelenekçi bir anlayış hakimdir. Yayınladığım iki kitabımda da bu düşünceye sadık kaldım.
Türk halk şiiri, Türk edebiyatının en eski ve milli türüdür. Bu bakımdan, halk şiirimizin söz, biçim, renk, ses, uyum, anlam ve zevk derinliklerine inmek durumundayız. Türk şiir sanatı, her şeyden önce, Anadolu gerçeğinden doğmaktadır.  Halk şiiri yoluyla yöreselden, evrensele gitmenin yollarını bulmalıyız.
Şiir duygunun deyiş hâline gelmesidir. Ama her deyişi de şiir kabul etmek mümkün değildir. Şiirin kendine özgü bir ifade edişi bulunmaktadır. Bunu yakalayabilmek için çok okumak, çok araştırmak gerekmektedir. Şair Cahit Sıtkı Tarancı bu konuda şunları söyler: “Halk şiiri, bugünkü şiire örnek olmaktan ziyade, onu besleyecek, onun gelişmesine, zenginleşmesine yardım edecek kaynaklardan biridir. O kaynağa şair susuzluğu ile eğilenler, susuzluklarını tamamen gideremezlerse de, giderebilecek unsurlardan birkaçını yakalayabilirler.”
Her dilin en güzel ifadesine şiirle ulaşılır.
Şiirlerimde halkımızın özlem, ayrılık, sevinç, serzeniş ve ihtiyaçlarını akıcı bir üslupla dile getirmeğe çalışıyorum.

Geleneksel ve modern şiir hakkında ne düşünüyorsunuz? Geleneksel şiire yaslanmadan modern şiirde başarılı olunabilir mi?

Modern şiirlerimde var ama modern şiirlerin hikâye gibi olduğunu,hece şiirlerinin sanatsal özelliğinin daha etkin olduğunu düşünmüyorum. Geleneksel şiire yaslanmadan başarı şansının olmadığı görüşündeyim.
Modern şiir mutlaka geleneksel şiirden yaralanmalıdır. Zira kullanılan dil ve içinde yetişilen kültür aynıdır. Geleneksel şiirimizde  gördüğümüz temalar modern şiirinde ilgisi içerisindedir. Bu bakımdan modern şiir, geleneksel şiire yaslanmak zorundadır. Modern şiirde, halk ve divan şiirinin izlerini görmek her zaman mümkündür.
  
Edebiyat dergileri ve şiir sitelerinin bolluğu içerisinde şairlerin çokluğu dikkat çekmektedir. Oysa şiir kitaplarındaki baskı adedinin çok düşük seviyelerde olduğunu da görmekteyiz. Bu çelişkinin nedeni sizce nedir?

Bu çelişkinin sebebi; bin bir emek verilerek yazılan şiir kitaplarının alıcı bulmaması şairlerin hevesini kırdığından kitap çıkarmayı tercih etmemesidir. Şairler, şiir kitaplarını okumuyor. Kelimeler istifleniyor, böylece ortaya  söz karmaşası çıkıyor. Zaman içerisinde birçok şair eleniyor ve edebiyat alanından çekiliyor.Şairlerin okuması, araştırması gerekiyor. Bir kuyumcu dikkat ve itinasıyla şiirler düzenlenmelidir.
 
Şiir yarışmaları, şiir günleri hakkında neler söylersiniz? Bu tür etkinlikleri nasıl karşılıyorsunuz? Genel anlamda halkın şiire bakış açısını değerlendirir misiniz? Türk halkının şiire ve şiir etkinliklerine katılımı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şiir yarışmalarının  adil olarak yapıldığında topluma çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Ancak görünen odur ki, araya hatır-gönül giriyor. Dost- ahbap ilişkisi ön plana çıkıyor. Böylece amaç dışına çıkılıyor.
  Şiir dergi ve dijital sayfaların ancak basılan kitap sayısına bakıldığında durum acı bir gerçek olarak ortadadır.
Kültür ve Turizm Bakanlığının konuya mutlaka müdahil olması gerekmektedir. Türk kültürüne, serbest piyasa ekonomisi anlayışı ile yaklaşılmamalıdır.

Şiirinizden ilham kaynağını belirterek bir örnek verir misiniz?

İlham kaynağım bir resme, bir cisme nazar ederek o anın atmosferini dile getirme olarak görüyorum. Dostla bir araya geldiğim anın sevincini anlatan bir kıta, hâl diliyle ifade edilirse asıl murada ulaşılır.
Sevgisiyle dost yolunu,
Bulanlara selam olsun.
Ahvaliyle dost halini,
Bilenlere selam olsun.

Mevlana'nın sevgisiyle,
Yunus Emre duygusuyla,
Resulüm ün övgüsüyle,
Gülenlere selam olsun.
  Selamımızı verdikten sonra, sizlerle Ömrüm başlıklı şiirimi paylaşmak isterim:
Dert edindim her dertlinin derdini,
Yükleyerek geldi geçti bu ömrüm.
Bir tutmadım namerdini merdini,
Aklayarak geldi geçti bu ömrüm.

Can diyene uzatarak canımı,
Çekinmeden şöhretimi şanımı,
Vefa görmediğim O boş yanımı,
Yoklayarak geldi geçti bu ömrüm.

Gasevet ederken tüm günahıma,
Keşkelerim kondu zir ervahıma,
Dertleri eksilen bin bir ahıma,
Ekleyerek geldi geçti bu ömrüm .
Çok aradım yiğitlerin hasını,
Paylaşmaktı matemini yasını,
Vefasız kulların kiri pasını,
Paklayarak geldi geçti ömrüm.

Bir çare gönlümün kör kurağında,
Dökerek nağmeyi saf yüreğimde,
Şu Yalan ömrümün son durağında,
Bekleyerek geldi geçti bu ömrüm.

Gazi rüyaları hayıra yordu,
Hayıra yorarken belki diyordu,
İniş tökezletti yokuşlar yordu,
Tekleyerek geldi geçti bu ömrüm.

Gurbette şair olmak nasıl bir duygudur? Fransa’da katıldığınız etkinlikler nelerdir?

Gurbet; gariplik, yabancılık, yuvasından, yurdundan veya kentinden uzakta olma durumudur. Ama göçün 50. Yılında gurbet vatanlaşmaya başlamıştır. Özellikle 4. Nesil için kaygılarımız vardır. Zira bu neslin anavatana bağlılığı zaman içerisinde azalmaktadır. Bunun tedbirleri alınmalıdır.
Gurbette şair olmak, balı tatmamış birine balı anlatmak gibi bir şey. Güzel bir duygu. Kültürel derneklerin düzenlediği şiir etkinliklerine şiir gecelerine ve şiir günlerine festivallere katılıyorum.
Türkçe’nin güzelliğini yurtdışında yaşatmaya çalışıyorum.
Fransa’daki gurbetçi vatandaşlarımızın yeterli olmasa da Türkiye de yaşayan vatandaşlardan daha duyarlı ve daha sık kültürel etkinlikleri bizi memnun ediyor. Bu konuda  Gurbet şiirimi zikretmek isterim.

Otuz beş senemi aldın götürdün,
Bu beden bu yükü çekmiyor gurbet.
Umudu hevesi sildin bitirdin,
Özümden hüzünün çıkmıyor gurbet.
Güneş üzerinde başka batıyor,
Riyakarlar sende cirit atıyor,
İnsanlar insanı ucuza satıyor,
Kimseler kimseyi takmıyor gurbet.
Ayar tutmam dağılmışım sarkarım,
İçimde bir stres senden ürkerim,
Güllerine dokunmaktan korkarım,
Gül'ün bile sahte kokmuyor gurbet.
ÖZLEDİM
Yıllarca uğrunda akıttık teri,
Görmedim yoluna konulan seri,
Bulamadım sende sözünün eri,
İnsanlar yalandan bıkmıyor gurbet.

Dürüst sesler göçtü kısıldı sende,
Duygular duvara asıldı sende,
Gençlerden ümidim kesildi sende,
Gönüller gönüle akmıyor gurbet.

Gazi ne söylesin şaştı arada,
Bir Fransa bir Türkiye sırada,
Cismim üzerinde ruhum orada,
Dönüp arkasına bakmıyor gurbet.

 Yeni kitabınız ‘’Özledim’’ hakkında bilgi verir misiniz?

Yeni kitabımın sunusu arz edersem  sorunuzu da cevaplamış olurum:
Son zamanda iyice yozlaşma yolunda mesafe kadeden ŞİİR ve EDEBİYAT adına bu eseri kaleme aldım.Hayatı, edebiyatdallarını da şiir olarak düşünürsek, sanattaki yozlaşmanın boyutunu şöyle bir geçmişe göz atarak anlarız. Bir zamanlar dinleyeni mesteden, sevgiliye “siz “ diye hitap eden şarkımız vardı.“Bir bahar akşamı rastladım size. Sevinçli bir telaş içindeydiniz, Derinden bakınca gözlerinize Neden başınızı öne eğdiniz?’’ diye dinlerdik. Sonra sanatta kokuşma başladı. Önce, birisi çıktı, “yakalarsam öperim” dedi, anlamadık. Sonra Öbürü bir parçasıyla “bandıra bandıra ye beni” diyerek insanı “et” derecesine düşürdüğünde zaten çok geç kalmıştık. Fakat dibi bulmamıştık henüz. Şah damarımızı koparan darbeyi ötekisi vurdu: “ALLAH belasını versin” adlı bu aşk (!) şarkısı sanatı da, insanı da, diri diri toprağa gömdü. Ve yozlaşmada dibi boyladık. Ve içinde bulunduğumuz sanal internet ortamında yeni bir şeyler üretelim derken hepten kültürümüzü de yozlaştırdık. Velhasıl
Sanat adına ne varsa hepsini hem de hiç acımadan çılgınca tükettik. Bütün bu olanlardan herkesin üzerine düşen sorumluluğu çerçevesinde, bir şeyler yapması gerektiğini düşündüm. Ve sorumluluğum dairesinde bizimde sofrada tuzumuz olsun, belki de yozlaşmanın önünde bir set oluşturma mukabilinden bu Şiir kitabını sizlerin beğenisine sunuyorum inşallah takdirlerinize layık olabilmişimdir.