6 Ekim 2019 Pazar 756 Okunma

Şair Fatma Gül Özcan ile bir sohbet gerçekleştirdik:“Eskişehirliler diğer şehirlere göre şiiri daha çok seviyor”

FATMA GÜL ÖZCAN’IN ÖZGEÇMİŞİ


21 Haziran 1974 yılında Emirdağ'ın bir dağ köyünde doğdu. Muhtar olan babası köye imam ve öğretmen getirtmek için çok uğraşmasına rağmen isteği bir türlü gerçekleşmemiş. Bunun üzerine okumak için annesinin köyü , Çifteler- Kadıkuyusu’na gittiler. Çocukluğu hem okul hem bahçe işleriyle geçti. Köyde kuzu otlattı. Ankara üniversitesi tıp fakültesi sağlık Bilimleri Kolejinde yatılı olarak hemşirelik okudu.
Mezun olduktan sonra 14 yıl Ankara Tıp Fakültesinde  anestezi teknikerliği yaptı. Ardından 8 yıl Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde Anestezi ve Reanimasyon bölümünde çalıştı.
Halen Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapmaktadır.
Fatma Gül Özcan, iki oğul annesidir.
Büyük oğlu Gökhan, Akdeniz Üniversitesi Makina Mühendisliği, küçük oğlu Göktuğ, Balıkesir Üniversitesi Bilgisayar Bölümünde eğitim görmektedir.


Sohbet:


Şiirdir Damlada Deryayı Görmek
Şiir, bir kaygının dışa vurumudur.
Şiir, ulu hasretlerin diğer adıdır.
Şiir, bilen insanın sorumluluğudur.
Şiir, paylaşmanın ilk adımıdır.
Şiir, zorluğun mengenesinde bir kanatlanıştır.
Şiir, insanın yürek ürperişleriyle sonsuzluğa uyanmasıdır.
Yoksul bir hıçkırık gelir de bütün ağırlığı ile göğse oturur, tatlı canı daraltır, çaresizlik iki damla gözyaşı olup yanaklarından süzülür,sessiz bir feryat, mavi göğün yücesinden masum bakışlara teselli olsun diye ağıtlar yakar ve tutulmazsa muhtaç bir yetimin elinden sorgulanmak mukadder olur, sonrasında vakti gelmiştir yazmanın.
Şiir; tan ağartısıdır, gün ortası aydınlıktır.
Yazıya dökülmeyen hiçbir çığlık, içteki depremin sesini ne derecede etkili anlatabilir?
Şiir, yitik tarihlerin esatire bürünmüş macerasının tanığıdır.
Şiir, acısına kırağı düşen anaların uğunup ağlamasının hüzzamdan tutanağıdır.
Şiir, karayel kavruğu bozkırın uzak sulara duyduğu özlemdir.
Şiir, çıvgın fırtınalar ortasında asude baharların yeşermesidir.
Şiir, eldeki imkânların nerede ve nasıl kullandığının yargılanması ve giydirilen ateşten gömleğe dayanma gücünün sınanmasıdır.
Şiir; insanın gönlünde birlikte bulunan cemali ruh ile celali nefsi, edeple terbiye ederek kemale ulaşmaktır. Başkalarına, iletilecek bir sözü olanlar yazar.
Şair herkesin göremediği bir şeyi görür, tatmadığı bir duyguyu tatar. Bir sevinci, bir üzüntüyü edebi-estetik süzgecinden geçirir ve yazmaya başlar; ama aslında o, ilkönce kendisi için yazar. Şair, beşerin hayrına doğmuştur ve insanlık için yaşamaktadır.
Her çağda bunalımların, ümitsizliklerin karanlığına şairler ışık tutmuştur.
Şiir, bozkır insanın hüzünlü bir feryadıdır.
Şiir; dayanılmaz hasretlerin, akıl almaz kahramanlıkların, Kerem yanığı sevdaların terennümüdür.
Şiir; umudunu yitirmeyen insanların bir niyaz dilidir.
Şiir; ince bir gönül sızısıdır, elemi gözlerden yaş olup damlayan.
Şiir; bir akşam vakti mavi göğün altında, kerpiç duvara yaslanıp Allah’a meramını açmak, içini dökmektir.
Şiir; kıraç toprağın sesidir,yel tozunu kaldırdığında,önüne alıp götürdüğünde gevenleri.Acısı yüreğe düşen bir bıçak yarasıdır;
ağlaması göze düşen,
üzüntüsü yüze düşen,
uğunması dize düşen…
Lokman Hekim’in tedavi için verdiği ilacın yaraları azdırmasıdır şiir.
Yaylada yazıda bir göç çığlığıdır, mayası çilelerle yoğrulmuş.alnı akıtmalı tayların kişnemesi,karagöz kuzuların melemesi,bozca potukların bozulaması ile çiğdem kokulu dağ rüzgârlarının uğultusudur şiir.
Şiir; nasırlı ellere yağmurun çisil çisil yağmasıdır, bir anne merhametiyle sarıp sarmalamaktır nasır aralarını. Şiir, duyuşu deyiş hâline getirmektir. Şiir, asırlık bekleyişlerden alır ilhamını.
Şiir; tabiatın sesidir, boran uğultusudur, sel gürleyişidir, sarı buğdayın boyun büküşüdür hasretlere…
 Şiir; ay ile hâlleşmek, karayelle dertleşmektir. Ahları göğü sarsan bir çığlıktır Ümitlerine ayaz değen insanın sızısını içine ılgıt ılgıt akıtmasıdır şiir.Metruk  evlerin hicranı, gurbetlerin ağıtı, zamansız gidişlerin hüzünlü sesidir şiir.  Şiir, kederle yoğrulmuş gözyaşıdır.
Şiir, can nimeti sözün en etkili ve en güzel söylenişidir. Söz aynadır, insanın içini yansıtır. İnsan sözünden tutulur. Söz; akılla yol alır, duyguyla sevinir veya hüzünlenir. Yeni kapılar açar, yeni ümitler doğurur. Sevgi onunla taçlanır, nefret kör kuyulara düşer. Şiirdir, güzel sözün özü. Şiirdir; sözü, sevgi diliyle söylemek. Şiirdir ulu emre itaat: ‘’ Sözü gönül alıcı bir biçimde güzelce söyleyiniz.” (İsra 23)
Pazar Sohbetlerinde bu haftaki konuğum Fatma Gül Özcan. Fatma Hanımın; naif, hoş, sevgi dolu bir üslubu var. Sosyal eleştiri de içeriyor bazı şiirleri.
‘’Ben hep yan cebim boş gezerim.
Bilirim ki insan yerine koyduklarım oraya sığmaz.
Yanımda taşırım kimisini
Kimisini aklımda.
Ama rağmen sevdiklerimi
Koyarım yüreğimin ortasına
Hem yanımda taşırım hem aklımda’’
Buyurun sohbetimize…

Fatma Hanım, şiire nasıl başladınız? Nasıl bir kültürel ortamda yetiştiniz?

Şiir ile ilk tanışmam ilkokulda iken ezber edip okuduğum o meşhur Bayrak şiiri ile oldu. Ortaokul yıllarımda ara ara kitap köşelerine defterlerimin yaprak aralarına yazarak başladım şiire. Aslen şiiri derinlemesine sevgim, Cahit Külebi'nin Ankara’da yatılı okulumuzdaki bir şiir söyleşisiyle başladı. Onun ‘’Hikâye’’ şiiri beni o koca kentten küçük dağ köyüme sevdiklerime o kadar güzel götürmüştü ki,  etkisinden günlerce kurtulamadım. Bununla birlikte lise yıllarımda daha yoğun yazdım. Fakat sonrasında eş, iş, çocuk derken bir süre ayrı kaldım yazmaktan. Şimdi ise şiir hayatımın tamamen merkezini oluşturuyor.
Nasıl bir kültürel ortamda yetiştiğime gelince, işte orası rengarenk. Mutlu bir ailede yetiştim. Babam tarafı Selanik göçmeni, annemler Türkmen ve Yörük. Bunlarla birlikte yoğruldum hep. Küçük köy yaşantısından, kuzu otlatıp nohut yolarken ortaokul sonunda kendimi bir anda başkentin göbeğinde buldum. Etrafımda farklı kültür ve inançta olan insanlar oldu. Bunların hepsi beni renklendirip zenginleştirdi.

Sizce şiir nedir? Şiirin güzel sanatlar içindeki yeri nedir?

Şiir, kendine münhasır evrensel bir dildir bence. Her türlü duygu düşünceyi insanı değerler çerçevesinde akıcı ve anlamlı bir şekilde ifade etme tekniğidir. Elbetteki güzel sanatların her bir dalı ayrı ayrı çok kıymetlidir. Ama ben bu anlamda biraz taraf tutuyorum. Bana göre şiir güzel sanatların birçok alanında kendine yer buluyor. Hatta gereksinim duyuruyor. Hemen hemen herkesin kendini ya bir şarkının içinde kaybetmişliği ya da bir türküde bulmuşluğu vardır. Şiir insanın ta kendisi. Dolayısıyla ben, şiirin güzel sanatların merkezinde yer aldığına inanıyorum

Son yıllarda Türk şiirinde konu, tema ve şekil yönünden bir tıkanma gözlenmektedir. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Bana göre şiir de konu, tema ve şekil yönünden söylenildiği kadar bir tıkanma yok. Asıl tıkanıklık insanlarda mevcut. Okunmuyor, gezilip görülmüyor. Artık insanlar sanal yaşama kaymış durumda. Kişiler arası ilişkiler yüzeyselleşiyor. Bu da bizim duygularımızı eksiltiyor. Hâl böyle olunca da şiire yüklenen anlam azalıyor. Ve şiir zayıflıyor.

Şiirinizi edebi akımlardan hangisine yakın görüyorsunuz? Kendi şiiriniz hakkındaki görüşleriniz nedir?

Şiirimi, edebi akımlardan hümanizm ve realizm ile yakınlaştırabilirim.Buna az da olsa geleceklik ve gerçeklikte ekleyebilirim. Benim şiirlerimde genelde duygusallık ön plana çıkıyor. Ağırlıklı olarak aşk, sevgi, hasret şiirlerim mevcut. Şiirlerimde betimlemelerimin güçlü ve başarılı olduğuna inanıyorum. Devrik cümlelerim de kendimi sanki daha iyi ifade ediyorum. Şiirlerimi seviyorum ama yazdıktan bir süre sonra okuduğumda daha iyisini yazabilirdim diye kendimi yargılıyorum

Geleneksel ve modern şiir hakkında ne düşünüyorsunuz? Geleneksel şiire yaslanmadan modern şiirde başarılı olunabilir mi?
Geleneksel şiir bir toplumun kültürel zenginliğinin birikimidir. O toplumun renklerinin ahenkli cümbüşüdür. Aşık Veysel, Karacaoğlan gibi değerlerimiz kültürümüzün zenginliğidir.Fakat geleneksel şiir belli kalıp ve ölçülerle kısıtlar yazanını.Modern şiirin sınırı yoktur, belli bir akıcılıkta ölçüsüz yazabilirsiniz. Geleneksel şiire yaslanmadan modern şiirde başarılı olunacağına inanıyorum. Fakat geleneksel şiir ile modern şiirin harmanlanması taraftarıyım.

Edebiyat dergileri ve şiir sitelerinin bolluğu içerisinde şairlerin çokluğu dikkat çekmektedir. Oysa şiir kitaplarındaki baskı adedinin çok düşük seviyelerde olduğunu da görmekteyiz. Bu çelişkinin nedeni sizce nedir?

Günümüzde edebiyat dergileri ve siteleri o kadar çokki sayısını neredeyse hiçbirimiz bilmiyoruz. Şiir yazdığını sanan herkes kitap bastırıyor. Maliyeti düşürmek içinde sayıyı az tutuyor. Buradaki en büyük handikap şiir kitaplarının alıcısının olmaması, satılmaması. Maalesef durum böyle olmasına rağmen üç beş şiir yazan herkes kitap sahibi olup kendini şair ilan ediyor. Bana göre kişi ben şairim diyemez. Onu okuyucusu şair yapar.Şairle müteşair arasındaki farkı düşünmek gerekir.

Eskişehir halkının şiire yaklaşımını nasıl buluyorsunuz? Eskişehir’deki şiir etkinliklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eskişehir halkı diğer birçok şehre kıyasla şiiri daha çok seviyor. Şiir yazana değer veriyor. Fakat çoğu kez kaliteyi de teğet geçiyor. Şehrimizde fazlasıyla şiir etkinliklerinin olduğunu gözlemliyorum. Hatta diğer illerden gelen yerel şiir yazanların bile kendini tanıttıkları şiir etkinliklerini sıkça görüyorum. Evet, şiir her yerde sözüne katılıyorum. Ama kalitenin de buna dahil edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Birçok dernek ve topluluk sık sık etkinlik düzenliyor. Bunların çoğunun yavan olduğunu düşünüyorum.

Yayınlanmış şiir kitabınızdan
bahseder misiniz?

Yayınlanmış bir kitabım var. Adı, '' AŞK EN ÇOK BİZE YAKIŞACAK''. Kitabımda ağırlıklı olarak aşkın her haline dair şiirlerim mevcut. İlk kitabımda acemiliğimin verdiği bir takım eksiklikler olduğunu düşünüyorum. Ama o benim ilk çocuğum. Bana göre okunası bir kitap derken kabalık etmek istemiyorum. Zira her zaman karar okuyucuya aittir.

Gelecekte şiirle ilgili neler yapmayı tasarlıyorsunuz?

Gelecekte şiirle ilgili planlarımın ilk sırasını gençler alıyor. Önceliğim onlara şiiri sevdirmek. Daha kırsaldaki gençlere ulaşıp onlara şiirin güzelliğini aşılayabilmek. Sadece şehir merkezinde değil, ilçe ve köylerde şiir etkinlikleri düzenlemek. Kendi adıma da şiirde daha iyisini yapabilmek adına uğraş vermek. Hep daha iyisini kendime hedef seçerek ardımda kalıcı güzellikler bırakmak istiyorum.

Hikâyesiyle birlikte bir şiirinizi
bizimle paylaşır mısınız?   

Şiir yazanlar bilir. Yazdıkları her duyguyu kendileri yaşamaz ama yaşanlar kadar hisseder ve yazar. Ben de gözlemler hisseder ve yazarım. Bunlardan birisini sizinle paylaşayım bir genç kızın hikayesinde öfkeyle karışık. Aşkı unutuyorlar dedim kendi kendime ve aşağıdaki şiir döküldü kalemimden. O zamanlar kadın doğum ameliyathanesinde çalışıyorum. Sonbahara yeni girmişti mevsim. Hava almak için öğle arası bahçeye çıktım. İnanılmaz tatlı bir çift. Adamın kızdan yaşça büyük olduğu da kaçmadı gözümden. Varlıklı bir esnaf. Birlikte çalıştığım hocayı bekliyorlar. Konuştuk ayaküstü sohbet ettik. Muazzam bir aşk hikâyesi dinledim. Çok geçmedi 3.5 hafta sonra gece nöbetim de kanamalı acil bir hasta geldi. O kızdı. Kürtaj haftası geçmiş olmasına rağmen özel bir muayenede bebeği zorla kendinden koparılmıştı. Gerekli müdahale yapıldı iyi olacaktı, ama artık anne olamayacaktı. Sabaha doğru odasına gittim. Yalnızdı. Okumak için uzak şehirden gelmiş bu arada da aşık olmuş sevildiğine inanmış. Ve beklenmedik şekilde hamile kalmıştı. Fakat sevdiği sevildiğini sandığı adamdan dolayı bir anda  tüm hayallerini yıkmıştı.  Kızcağız onun için oyuncaktı.
Ben yanında kimsesi olmadığı için onu yardımcı oldum. Ve bu şiir döküldü işte o zaman.

Aşkı Unutuyorlar

Eskiden anne memesi sıcaklığında doyumdu geceler
Baba kudretinde güvendi azimdi yaşamak.
Murdar tenlerde değil,
Naftalin kokulu sandıklarda
Katlanarak saklanan çeyizdi düşler.
Baharın cemresiydi aşk.
Arsız sarmaşıklar gibi
Sevdiğine dolanıp sarılı kalmaktı .
Güdül çalı diplerine saklanan
Dağ çiçekleri gibi
Rengarenk açıp, dibine solmaktı.
Aşk sanıyorlar şimdi
Çıplak tene dudaklarını sürmeyi.
Murdarlaşmış nefesi,
Aşk diye soluyorlar.
Ahhh aşkı unutuyorlar.