10 Kasım 2019 Pazar 857 Okunma

“Yunus Emre’yi tüm şehirde layıkıyla tanıtıp anmalıyız” Gökçe Güneyoğlu ile kültür ve sanat hayatına dair bir söyleşi gerçekleştirdik.

Gökçe Bey, Mayıs 2018 tarihinde basılı olarak çıkarmaya başladığınız Porsuk Kültür –Aylık Kültür ve Sanat Dergisinin editörlüğünü yapmaktasınız. Derginizin aynı zamanda internet sitesi de mevcuttur. Öncelikle derginizin içeriği hakkında bilgi verir misiniz?


 


    Dergimiz Porsuk Kültür aylık olarak yayın yapan ve 2019 yazı itibariyle ulusal bir ağa sahip olan şehrimizin tek kültür sanat dergisidir. Bizler her ay belirli bir dosya konusu üzerine araştırma-inceleme çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Bu minvalde yazılar hazırlıyor ve okurlarımızın beğenisine sunuyoruz. Günümüz popüler kültür yayınlarından oldukça farklı bir içeriğe sahibiz. Özelikle altını çizerek söylemek isterim ki; bir edebiyat dergisi değil kültür-sanat dergisiyiz. İçerik olarak, popüler kültürde yer alan birçok konunun dışında hemen hemen aynı eş değere sahip ya da bilinmesi gerektiğini düşündüğümüz önemli olarak adlettiğimiz ama geri planda kalmış konuları ele alıyoruz. Kısa bir örnek vermek gerekirse mimari dosya konumuzda herhangi bir kültür-sanat dergisinden beklenen bir Mimar Sinan yazısı iken bizler bilinenin ve popülerin aksine Osmanlı döneminin önemli mimarlarından olan Balyan Kardeşleri anlatmayı tercih ettik.


 


   Porsuk Kültür –Aylık Kültür ve Sanat Dergisi, Eskişehir’in şu an itibarıyla tek kültür ve sanat dergisi olduğunu söylediniz.. Derginizin çıkış hikâyesi nedir? Derginiz hangi ihtiyaç ve kaygıdan dolayı yayınlanmaktadır. Yayın ilkeleriniz ve yayın felsefeniz nedir?


 


    Dergimiz aslında doğduğu konum itibariyle oldukça uygun bir zemine oturtulmuş ve kadrosu dahilinde de önemli bir temele sahip bir dergidir. Dergimiz imtiyaz sahibi Saniye Ezgi Sarıkaya Hanımefendi şehrimizde çekinilen ve korkulan bir projeyi hayata geçirmiştir. Bu tasvirin en büyük nedeni elbetteki maddiyattır. Aksi halde şehrimizde birçok popüler yayın ve cemiyet dergileri mevcuttur. Fakat kültür-sanat maalesef çoğu zaman para eden bir kavram değildir. Bizler bu cesareti Ezgi Hanımdan alıp, kendisine destek veren ve aynı özgüvenle çalışan bir ekibiz. Elbette geçimimizi sağladığımız Porsuk Kültür maddi anlamda destek bekleyen bir projedir. Fakat bizler ekip olarak hiçbir zaman maddiyatı ön planda tutmadık. İlk başta kendimizin keyifle okuyacağı bir yayın oluşturmaya çalıştık. Bu sebeple içerik anlamında da popüler kültürden ziyade kendimizin tatmin olacağı bir dergi hazırladık. Felsefe olarak bilgiye inanan bir ekibiz. Bu sebeple her yazımız bilgi içeren ve birikimler, uzun araştırmalar sonucu ortaya çıkarılan yazılardır. Dergimiz haricinde de yayınevimizden çıkacak yayınların içeriğinde de bu hususa özen göstermeye gayret edeceğiz.


 


   Porsuk Kültür –Aylık Kültür ve Sanat Dergisi, her ay belli bir dosya konusunu ele almaktadır. Şimdiye kadar hangi dosya konularını işlediniz? Dosya konularını nasıl belirliyorsunuz? Yazar kadronuzda kimler bulunuyor?


 


      İlk dört sayımızda şehrimiz mozaiğini oluşturan kültürleri tanıtmaya çalıştık. Karaçay Balkar Türkleri, Kırım Tatarları, Emirdağ ve Halk Edebiyatı dosya konularımız bu grubun sayılarını oluşturuyor. Daha sonra belirlediğimiz dosya konularının tek kelimelik ve derinlikli konular olmasına özen gösterdik. Çocuk, Su, Mimari, Ruh, Toprak gibi. Eylül ayında çalıştığımız 90’lar dosya konusu ile de okuyucularımızı biraz ters köşeye baktırmak hevesindeydik. Öyle de oldu. Kapağında kullandığımız popüler imgeler ile içeriğinde yer alan klasik Porsuk Kültür konuları okuyucularımızı içerik anlamında ters köşeye yatırdı. Ama amacına ulaştı ve her sayımızda olduğu gibi oldukça beğenildi. Dosya konularını yayın kurulu ile birlikte belirliyoruz. Bunun için ayrı bir toplantı organize etmiyoruz. Aslında laf lafı açıyor ve aklımızın tellerine takılan birkaç kelime dosya konusu olmaya hak kazanıyor. Buradan şunu da söyleyeyim; genelde önümüzdeki dört veya beş ayın dosya konusu önceden belli olmuş oluyor. Yazar kadromuzda başta siz Sayın Ahmet Urfalı gibi şehrinizin değerli kalemleri ve haricinde birçok ulusal yazar bulunmaktadır. Uzun zamandır bizlerle olan Lavinya Öz ve yine son dönemde dergimize değer katmış birkaç ismi saymam gerekirse başta Ahmet Balcı olmak üzere Engin Topuz ve Tamer Sağcan kitapları olan ve hali hazırda ülke genelinde Porsuk Kültür gibi birçok ulusal dergilerde yazıları yer alan yazarlarımız.


 


     Bir kültür sanat dergisi çıkarmanın kolaylıkları ve zorlukları nedir? Genel anlamda kültür sanat dergiciliği hakkında neler söylersiniz? Eskişehir’de bu alanı ne ölçüde doldurabiliyorsunuz? Hedef okuyucu kitlenize ne oranda ulaşabiliyorsunuz?


 


     Kültür-Sanat dergisi çıkarmanın kolaylıklarına henüz şahit olmadık. Çünkü bizler bu işi gerçek tanımına uygun yapmaya özen göstermiyor galiba birebir öyle yapıyoruz. Siyasi kimliği olmayan nadir yayınlardan bir tanesiyiz. Ülkemiz her dönem politik kalmayı başarmış jeopolitik ve tarihi anlamda her zaman siyasetin can damarının üzerinde dengeyi, sağlayan köklü bir ülkedir. Fakat güzel ülkem basılı veya dijital farketmeksizin herhangi bir mecmuanın siyasi bir amaca hizmet etmiyor olmasına alışık değil. Şehrimiz yaptığımız iş için oldukça uygun bir zemine sahip. Galiba bu işin en kolay yanı bu işi Eskişehir gibi modern ve açık görüşlü bir şehirde icra ediyor olmak. Fakat yine de bazı önyargılardan kaçamıyoruz. Bunlar bizi zorluyor mu? Zorluyor diyemem. Gelen her söyleve kulak assaydık dükkânı çoktan kapatırdık. Şehrinizin tek kültür-sanat dergisi olarak şehrin bu anlamdaki ihtiyacını karşıladığımızı düşünüyorum. Öyle ki, yaz başından beri ulusal dağıtımdayız. Porsuk Kültür artık oturmuş diyebileceğimiz bir projedir. Bizi örnek alarak farklı heveslerle yapılmaya çalışan birçok dergi yayın hayatına başlasa da ya vermek istedikleri mesajı taşıyamadılar ya da maddi yükümlülüklerin altında kaldılar. Yayıncılık, özellikle de dergicilik sabır, sabır ve gerçekten sabır isteyen bir iştir. Bizler bu sabrı göstererek hedeflediğimiz, gerçekten okuyan bir kitleye sahip olduk. Yaklaşık kırk farklı ilde özellikle akademik kadrolar ve entelektüel kimlikleriyle anılmayı seven, bizler dışında da okuyan ve araştıran üç yüzün üzerinde aboneye sahibiz.


 


     Geçmiş yıllarda yayınlanan kültür, sanat ve edebiyat dergileri verdikleri mesaj ve sağladıkları kültürel ortam itibarıyla bir tarz ve üslup da meydana getirirlerdi. Türk Edebiyatı, Çınar, Varlık, Orkun gibi… Siz böyle bir tarz ve üslup oluşturabildiniz mi?


 


       Elbette. Bizim üslubumuzu kültür oluşturuyor. Bir mesaj vermek gayretinden ziyade öğrenilmesi gerektiğini düşündüğümüz, bilinsin istediğimiz değerleri anlatmaya çalışıyoruz. Bu gayretimiz başta şehir kültürümüzü kapsamaktadır. Daha sonrasında ise dosya konusuyla ilişkilendirdiğimiz Türk ve dünya kültürlerini içine alıyor. Aslında bu sebeple de birçok okuyucumuz tarzımızı bilse bile yeni tahminlerde bulunmak zorunda kalıyor. Bizler omurga olarak gerçek manada Allah’ın bizlere dik durmamız için vermiş olduğu omurgamız haricinde bir sisteme bağlı değiliz. Okuyucuya hâlâ şaşırtıcı gelse de bunu sevdiler. Bizlerde onları sevdik.  Öncesinden böyle bir bakış açısına alışık değiller çünkü. Her bir yayın belirli bir gürûha hitap etmiş. Biz ise herkese hitap ediyoruz. Herkes tarz ve üslubumuz itibariyle bizleri kendinden biliyor. Yanılmıyorlar da. Bizler onlardanız. Kısacası insanız.


 


 


 


 


 


  Edebiyat dergileri ve şiir sitelerinin bolluğu içerisinde şairlerin çokluğu dikkat çekmektedir. Oysa şiir kitaplarındaki baskı adedinin çok düşük seviyelerde olduğunu da görmekteyiz. Bu çelişkinin nedeni sizce nedir?


 


     Şiir benim için edebiyatın zirvesidir. Fakat ülkemizde her zaman zirve popüler kültüründür. Bu sebeple insanlar şiirleri ya da şairleri kitaplarından değil sosyal medya hesaplarından okur ve takip eder hale geldiler. Şiirin tema itibariyle roman veya hikâyeden kısa olması günümüzde yayıncılığı dezavantajına denk gelmiştir. Bu sebeple ise şairler popüler kültürün içerisinde yer almaya heves etmiş ve kitap çıkartmak yerine okuyucuya dergilerden seslenmek zorunda kalmışlardır. Bence şiirin yeri dergi olmasa da ben de bu minvalde çalışmalar gerçekleştirmiştim.


 


     Porsuk Kültür –Aylık Kültür ve Sanat Dergisi olarak çeşitli etkinlikler de düzenlemektesiniz. Bu konuyla ilgili olarak düzenlediğiniz etkinlikler hakkında bilgi verir misiniz?


 


      Şehrimiz tam bir etkinlik şehri. Her ilçe her mahalle her sokak neredeyse yirmi dört saat hareketli. Fakat bizler bu kalabalık takvimde kendimize farklı bir yer edindik. Anlık eğlenceliklerden ziyade festival havasına bürünecek ulusal ve uluslararası anlamda şehrimize yarar sağlayacak hedefler edindik. Elbette bünyemiz içerisinde düzenlediğimiz imza günleri, sahne sanatları ve söyleşiler gibi etkinliklerimiz de mevcut.


 


      Eskişehir’de çok yoğun kültür sanat etkinlikleri yapılmaktadır. Bu etkinlikleri muhteva bakımından nasıl buluyorsunuz? Etkinlikdüzenleyicileri arasındaki işbirliği yapma konusundaki çekimserliği nasıl karşılıyorsunuz?


 


     Bu çekimserlik aslında tamamen maddi kaygılar. Meselâ son günlerde şehrimiz Anadolu Üniversitesinde düzenlenen Uluslararası Tiyatro Festivali öğrenciye yapılan bir hizmet amacıyla başlamış fakat biletlerinin protokole dağıtıldığı bir hezimete dönüşmüştür. Bunun nedeni ise bu tarz işlerin maddi külfetidir. Ülkemizde kültür-sanata verilen destek maalesef ki yeterli seviyede değildir. Örnek vermek gerekirse şehrinin tek kültür-sanat dergisi olarak, ülkenin en büyük şirketlerinden olan ve şehrimizin en önemli temsilcilerinden Eti grubuyla, kurulduğumuz günden beri randevu talebinde olmamıza rağmen hâlâ bir görüşme gerçekleştiremedik. İşte bu ve bunun gibi sürüncemeler maalesef maddi kaygılardan kaynaklanıyor. Kimse önündeki pastayı paylaşmak niyetinde değil. Oysa bizler bu anlamda her kulvardaki her kuruluşla çalışmaya açığız. Önemli olan şeyin şehrimizin tanıtımı ve yapılacak işin, ekmeğini yediğimiz bu şehre katkı getirmesi olduğunu düşünüyoruz.


 


   Şahıs olarak edebiyat ve şiir ortamına nasıl girdiniz? Kendi şiirinizi edebi akımlardan hangisine yakın görüyorsunuz? Şiir hakkındaki görüşleriniz nedir? Çıkarmayı düşündüğünüz “Bedihi Karalamalar” şiir kitabınız hakkında neler söylersiniz? Bir şiirinizi bizimle paylaşır mısınız?


 


Cevap: Ben yazmaya şair olan dayım Soner Güncan’a özenerek başladım. Şiire merakım bundandır. Okudukça şairleri taklit ettim. En son kendi üslubumu buldum. İkinci Yeni akımına daha yakın bir kalemim olduğunu düşünüyorum. Fakat bu tahminim sadece şiirle sınırlı. Nesirlerimdeki tavrımı henüz bende çözebilmiş değilim. Ama birçok kez Murat Menteş’i anımsattığımı söyleyenler oldu. “Bedihi Karalamalar” eskiden beridir burnumda tüten bir projedir. Fakat stratejik olarak geri plana attığım bir iştir. Sebebi ise biraz önce bahsettiğimiz şiir ve piyasadaki konumu ile alakalı. Öncelikle hazırladığımız “Rölanti Supi”hikayemizi basacağız. Çünkü dediğim gibi şiir benim için zirvedir ve bu yayıma ne ben hazırım ne de toplum. Biraz pişmesi gereken bir mesele. Sizlerle bir şiirimi paylaşmaktan keyif duyarım.


 


SENSİZLİK


Sensizlik


Atmak tüm köprülerini boğazın


Silmek vapurlarını


Yüzmeyi bilmemek gibi sensizlik


Ayırmak iki yakayı


İki şehir yaratmak


Martıların göç sebebi


Simit fırınlarının kapatılması


Kanlıca’da şekerin


Ortaköy'de mezenin bitmesi gibi bir şey


 


    Gökçe Bey, siz başka edebiyat ve kültür dergilerinde de yazı ve şiirler yazıyorsunuz. Yazı ve şiirleriniz hangi dergilerde yayınlanıyor?


Bu edebi yazılarınızdan birini bizimle paylaşabilir misiniz?


 


    Dergilerde yazılar yazmaya Ankara merkezli ulusal bir aylık kültür, sanat, edebiyat ve fikir dergisi olan Ayarsız’da başladım. Yaklaşık üç yıla yakındır Ayarsız derginin kadrosunda yer almaktayım. İlk başlarda şiirlerimle yer aldığım dergide uzun süredir denemeler yayınlıyorum. Kıymetli bir kadroya sahip olan Ayarsız Dergi bünyesinde olmak ayrı bir onur. Zaman zaman ise yerel ve ulusal olmak üzere farklı dergilerle yazılarımı paylaştım. Fakat düzenli olarak Ayarsız ve elbette Porsuk Kültür’deyim. Sizlerle Ayarsız Dergi Eylül 2019 tarihli sayısında yayınlanan yazımdan kısa bir alıntı paylaşmak isterin.


 


“Yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağışlı geçen memleketimin serin yaz gecelerinden biriydi. Nereden bilirdim üstüme aldığım ceketin içerisinde iklimsel koşullardan bağımsız terler dökeceğimi. Yağmur yağsa, ıslansam anlardım. Güneş sıyırsa gecenin perdesini terlerdim. Üstünde durduğum kaldırım beni taşısa bile ben bu caddenin altında ezilirdim. 16 Eylül 1961’de son nefesini verirken Hasan Polatkan, yirmi dokuz yıl sonra aynı gün doğacağımda, bilseydi otuz yaşıma gireceğim yılın temmuz akşamı adının verildiği bir caddede şu halde kalacağımı, sehpanın; ayaklarının altından kaymaması için ikinci bir planı olurdu şüphesiz.”


 


 


   Eskişehir ve ülke genelinde her yıl düzenlenmekte olan Yunus Emre Haftası sizce amacına uygun olarak anılıp kutlanıyor mu? 2019 yılında Eskişehir Valiliği tarafından yapılan Yunus Emre Haftası etkinliklerine destek vererek katkı sağladınız. Sağladığınız katkı ve etkinlikler nelerdi?


 


       İş bizim demeğe geldiği zaman herkes konuşuyor. Fakat maalesef kimse bir işin ucundan tutmuyor, elini taşın altına koymuyor. Bizler o taşı yerinden oynatmak için kendimize gayeler edindik. Bu doğrultuda da şehrimiz için önemli olan sahip çıkmaktan çok hatırlanmak ve anılmaya ihtiyacı olan Türkçe’nin en önemli seslerinden Yunus Emre’yi anma etkinliklerinde ön plana çıktık. Sunmuş olduğumuz proje kapsamında yapmak istediğimiz etkinliklerin hemen hemen tümü valiliğimiz tarafından özgün ve uygun bulunarak onaylandı. Bizler de böyle bir şerefle anılma fırsatı yakaladık. Bu anlamda tek düşüncemiz şehir kültürümüzün gelişmesi ve sürdürülebilir hâle gelmesi. Bu anlamda süreklilik gerektiren projeler ve yeni nesil fikirler ile bir anma programı hazırladık. Mihalıççık Belediyesi ile beraber yürüttüğümüz Ağaçlar Yunus Açtı etkinliği ile ağaçlara Yunus EMRE sözlerinden oluşan dövizler yerleştirdik. Sonrasında hafta boyunca süren Yunus EMRE ile Okuyorum adı altında bir sahaf festivali organize edip şehrimizdeki tüm sahafların katılımını sağladık. Yunus EMRE filmi gösterimiyle genç nesillere Yunus Emre’yi anlattık. Sizlerin de katkısıyla bir resim sergisi organize ettik. Tüm bunları valiliğimizden hiçbir bütçe talep etmeden gerçekleştirdik. Önümüzdeki yıl için ise şimdiden çalışmalara başladık. Amacımız öncelikle sahaf festivalini ulusal ve geleneksel hâle getirmek. Projeyi ise geliştirip yenilikçi etkinliklerle Yunus Emre’yi tüm şehirde halkın nabzını tuttuğu konumlarda layıkıyla tanıtıp anmak.


 


GÖKÇE GÜNEYOĞLU’NUN  ÖZGEÇMİŞİ


 


      16 Eylül 1990 tarihinde İstanbul’un Fatih ilçesinde doğdu. Çocukluk yıllarını İstanbul’da geçirdikten sonra 2001 yılında memleketi Eskişehir’e yerleşti.


      Süleyman Demirel Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği Bölümünü 2013 yılında tamamladı. Ahmet Yesevi Üniversitesi Yönetim ve Organizasyon Bölümünde yüksek lisans eğitimini aldı. Kendisi aynı zamanda İş Güvenliği Uzmanıdır. Daha sonra yeniden İstanbul’a yerleşerek, sinema-televizyon sektöründe metin yazarı olarak çalışmaya başladı. Müslüm Gürses, Harun Kolçak, Grup Vitamin gibi ünlü isimlerin albüm çalışmalarında yer aldı. Sanatçılara klip senaryoları yazdı. Daha sonra senaryosunu yazdığı “Gece Seansı” adlı korku filmi vizyona girdi.


 


       2017 yılı itibari ile memleketi Eskişehir’e döndü.  Şubat 2017 tarihi ile Kültür Sanat Edebiyat ve Fikir dergisi olan Ayarsız’da yazılar yazmaya başladı. Ekim 2018 tarihinde Porsuk Kültür Dergisinde Rölanti Supi isimli tefrika öyküyü yazmaya başladı.


 


Ocak 2019 itibari ile Eskişehir’in tek kültür-sanat dergisi olan Porsuk Kültür’ün editörlüğünü yapmaktadır.