1 Aralık 2019 Pazar 673 Okunma

“Şiddet içeren sahneler toplumu hipnoz etti” Gazeteci - Yazar Emine Taştepe ile bir sohbet gerçekleştirdik.

 


 


       Emine Hanım, sohbetimize editörlüğünü yaptığınız edebiyat ve sanat sayfası BEYAZ FIRTINA’dan başlayalım. Beyaz Fırtına’nın konusu, amacı, etkinlik alanı nedir? Bu düşünce hangi kaygıdan doğdu? Hangi etkinlikleri gerçekleştirdiniz? Amacınıza ne oranda ulaşabildiniz?


 


     Beyaz Fırtına’nın konusu “Güzele dair ne varsa.” Buna orantılı olarak iyiyi ve güzeli görünür kılmak. Üstelik bunu ilkokul öğrencisinden tutun, üniversite öğrencisi ve usta yazarlarla yapıyor olmak ayrı bir güzellik. Bu düşünce, gençleri algı kurbanı olmaktan koruyabilme kaygısıyla doğdu. Gördüm ki, hiç ummadığınız gençler yazılarında konuşurken söylemediklerini, kendilerine bile itiraf edemediklerini ifade ediyorlar. Bu ifade edip kişiye psikolojik tedaviden çok daha fazlasını geri dönüşüm olarak veriyor. Kısaca yazarken hem kendilerini keşfediyorlar hayretlerle, hem kendilerindeki güzelliklerle başkalarına keşif oluyorlar. Amacımız buydu ve öyle oldu şükürler olsun.


İşte tam da bu sebepten yerelden çıkıp daha geniş alanda daha geniş haliyle bunu yapabilmenin derin hayali göğsümde bekliyor. Bir tohum gibi toprağa sarılarak…


 


Sizin kadın sorunlarına farklı bir yaklaşımınızın olduğunu görmekteyiz. Ülkemizde ve dünyada kadın sorunları nedir? Çözüm nereden geçmektedir?


 


      Bir sorun varsa kadın sorunu değil, insan ve sistem sorunu vardır. İnsan kapital, yani sadece nefsten ibaret bir ağa düşürülmüştür. “Sen değerlisin!” sloganıyla egosu pofpoflanan insan kibirde sınır tanımaz haldedir. Konfor ve emeksiz para kazanma yolları açılmış. “Ben!” putuyla tanrıcılık oynaması şiddetle teşvik edilmiş. Başaramayanlar, etiket sahibi olamayanlar ve tüketimde aşırılık yapamayanlar mutsuz ve perişan olmuştur. İnsanları bir yandan mutsuz edenler, öte yandan mutlu nasıl olunur senaryosunu da ustaca yazmışlar ve hepimizin düştüğü bir tuzak kurmuşlardır. Şiddet içeren ve gayri ahlaki haber, dizi, oyun ve filmlerle hipnoz sağlanmış, kimsenin bir şeye itiraz edecek, belki içinde nokta kadar olan hakikati bile haykıracak cesareti kalmamıştır. Hiçbir dilde karşılığı olmayan GÖNÜL elden gitmiştir. Çünkü, bizde gidenin arkasından bakıp kalmışız taş bir heykel gibi. Kadın narin, zarif ve naif yaratılmıştır, en çok anlaşılmaya ihtiyacı vardır. Sistemle gelenek arasında sıkışan erkek ahlaki kaygılarını, merhametini ve en önemlisi inancını yitirmiştir. Her şeyi yapabilir. Yine hutbelerden sadece kadının erkeğe hizmetkâr olması ısrarla söylenir, kadının hassas kalbinden ihtiyaçlarından söz edilmezdi. Şöyle bir kısır döngüde vardır, erkeği yetiştiren kadındır. Erkek bir annenin elinde öğrenir her şeyi. Ve insan çocukluğunda ekilen tohumların yetişmesinden başkası değildir. Bunun için sorun insan, yani inanç sorunudur. Kadın erkek, göğsüne hakikat nakşolmuş kimse, kimseye zarar vermeyi bırakın, birbirlerini kendilerine tercih ederek yaşarlar.


 


     Yerel bir gazetede köşe yazarlığı da yapıyorsunuz. Yerel bir gazetede yazmanın olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir? Köşenizde daha çok hangi konuları ele alıyorsunuz?


 


       Tavşanlı’nın Sesi Gazetesi sahibi Selma Kocabaş’ı anmadan olmaz. Bize gazetesinde sınırsız bir yayın alanı vererek, benim yazdığım acemilik yazılarımı dahi onere ederek destek olmasıyla gelişme yoluna girebildim. Şükran borçluyum. Ancak yerelde yazmanın olumsuz yönleri tamamen teknik olarak yansıdı hep. İşimin hakkını vermeye çalışarak halkın sevdiği insanlarla da röportajlar yaptım, yazılar aldım. Teknik sorunlar bu kişilerle aramda büyük sorunlar oluşturdu ve hep bu böyle devam ediyor halen. Bu sebepten daha ileri götüremedim kendimi. Ama gönlüm orada ileride duruyor tam umudun içinde. İlk soruda dediğim gibi güzel olanları ele almayı seviyorum, çünkü güzeli yazmak içimdeki güzellikleri cilalamaya iyi geliyor açıkçası.


 


     Yerel bir radyoda hem program yapımcısı hem de sunucu olarak görev yaptınız. Programınızda işlediğiniz ana düşünce, ana tema neydi?


 


      Radyoda çerçeve belliydi, Cuma günleri o günün ağırlığına uygun ve kadınlara yönelik olması istenmişti. “Kadının Mihrabı” programını sekiz ay kadar devam ettirip genç bir arkadaşa devrettim. Dedim ya bizim işimiz bu, gençlere güzeli gösterebilmek, tabi görebildiğim kadarıyla…


 


     Ulusal çapta pek çok çevre, eğitim ve yardım projelerinin hazırlanmasında bulundunuz. Bu projeleri hayata geçirdiniz. Söz konusu projelerinizden bahseder misiniz?


 


        “Temiz İnsan temiz çevre” sloganıyla poşete karşı bez çanta kullanımını teşvik etmek ve bilinçlendirme amacıyla yarışmalar yapıldı. Derneğimiz çalışanlarının fedakârca gayretleriyle birlikte. Ama yerelde alanda kimseye bunu anlatamadık, anlaşılamadık. Fakat sanırım bu poşet yasağının kolaylaşmasına bir zemin hazırlamış olduk. İhtiyaç sahibi ailelerin kalkınması projeleri vs.


 


      Sizin gibi kültürel alt yapısı donanımlı,  düşünce dünyası zengin İstanbul hanımefendisi bir insanın megakent İstanbul’dan Anadolu’nun orta büyüklükteki bir ilçesine evlilikten dolayı gelip yerleşmesinin etkileri neler oldu? Uyum sağlamada sorunlar yaşadınız mı? Çalıkuşu romanındaki Feride karakteriyle aranızda bir benzerlik doğdu mu?


 


        Güzel bir soru. Ancak kendimi kimseyle karşılaştırmadım, neden derseniz bazı hikâyeler benzer gibi görünse de, aslında her bireyin geldiği yer ve yürüdüğü yol.  Kavuşmayı hayal ettiği şey başka. Babaannemin babasına saraylı derlerdi ve babaannem İstanbul hanımefendilerinden olup saray terbiyesiyle büyümüş. Bize de babaannemden aktarılan çok kıymetli naiflikler vardır. Üç katlı köşk misali bahçesi meyvelerle dolu güzel bir yerde İstanbul’da büyüdüm. Sonra beni büyüten bu şehre vefamı ona âşık olarak ödemeye çalıştım. Dediğiniz gibi Anadolu’nun bu şirin ilçesine gelince önce kendimi yabancı hissettim, gelenekler ve gezip görebileceğiniz sınırlı alan. Ama sonra karıştıkça insanlarına, gazeteye, sokaklarına, pazarlarına ve dahi akrabadan yakın komşularıma. Gördüm ki, İstanbul’a duyduğum aşk,  aşk değilmiş. Eksikliğimi görecekmişim meğer. Tavşanlı eksiklerimi tamamlayan yanım ikinci memleketim oldu. Gönül dolusu şükranlarımı sunuyorum, beni hiç yalnız bırakmayan güzel dostlara…


 


       Emine hanım, sizin bir de şairlik yönünüz var. Şiirinizi farklı bir tavırla yazıyorsunuz. Şiirlerinizde tevriye ve kinaye sanatını bolca kullanıyorsunuz. Sizce şiir nedir? Şiirde ulaşmak istediğiniz hedef neresidir? Şiirlerinizi bir kitapta toplamayı düşünüyor musunuz? Şiirlerinden birkaç örnek paylaşabilir misiniz?


 


        Teşekkür ederim yazdıklarımı şiir olarak görme inceliğinizden dolayı. Şiir okumayı ve şairleri, şiir gibi yazanları, edebiyatı çok seviyorum. Okuduklarımdan, duyduklarımdan ve görebildiklerimden gönlüme düşen kırıntıların acizâne bir yansımasıdır yazdıklarım. Şiirin, benim pasları çok gönlümdeki tarifi histir, hayaldir. Yazmanın ruhla yapılan o kutsal alanına girmeye çalışırken orada aklın susmayı tercih etmesidir bunu bana söyleten. Yanlış bir tanım da olabilir, olsun benim hakikatim bu. Kinaye aşırı kullanıyordum aklımla el ele verdiğim geçmiş zamanlarda. Şimdi o kullandığım kinayelerin vebali altında ruhum, kendi adıma güzel bulmuyorum. Alaycı, sitemli ve yaralayıcı olmak değil de, Mevla’nın buyurduğu “İyinin ve kötünün ötesindeki tarla”sında BİR olmak istiyorum. Tevriye var, evet yazdıklarımda, sanırım bu edebiyatı ve kelimeleri çok sevmemden kaynaklanıyor olabilir, üzerinde düşünmedim. Ama kelimeleri çok severim, bir Osmanlıca, Arapça ve Farsça sözlük alırım seçtiğim kelimeleri yazılarımda kullanırım.


       Kitap konusunda gazetem dahil çok teşvik oldu. Acizâne benim yazdıklarımda ne var ki? Hem iyi ve güzel adına yazdıklarımı neden paraya dönüştüreyim, para bana huzur mu verecek? Huzura talip bir aciz olarak…(Eğer olur da kitap çıkarırsam bir gün, mutlaka hizmet olduğuna inandığım içindir.)


 


ARAYIŞ


Çok şey aradım


Sonz’amanlarda,


en çok ruhumu


elmanın kokusunu,


topraktaki yurdumu


gökteki sırrımı,


büyükgün'ahlarımı,


annemin gözlerini


babamın gölgesini,


yamalı çorabımı


kızarmış ekmek kokusunu,


dut bahçesini


çitlembik ve muşmula ağacını,


çok şey aradım


sonz'amanlarda...


 


BIRAKMAYI BIRAKTIM


Kahveyi bardakta


aklımı havada


sevgimi kundakta


gülü çardakta


annemle babamı toprakta


düşlerimi pervazda


yolumu uğrakta


paramı kursakta


ve bırakmayı bıraktım


O göz kırpınca bana...


 


 


DİZLERİM KANIYOR


Ezelden dünyaya düşen bir garipsin işte,


Hepsi bu,


O düşüşte başlamış ağrılar göğsünde,


Düştüğün yere mıh kalmış ayakların,


Dizlerin, dizlerin kanıyor her sabah yeniden,


Gitmek istiyorsun güneşe, aya, yıldıza,


Bulutu öpmek geçiyor aklından hep,


Kuşları seher vakti dinlemek en çok da,


Sonra kuş bile olmak var hayallerinde,


Suretini kırıp özgürlüğe uçmak renkli balonlar gibi,


Hep bir gitme sevdası fısıldıyor kulaklarına insanın bu gurbet,


Rahatlık vermiyor sonu olan şeyler sanki,


Birer birer bitiyor yediklerimiz, içtiklerimiz,


Teker teker eskiyor aldığımız eşyalar, elbiseler, çantalar,


Gidiyor en sevgili diye tutunduklarımız,


Her biten, her eskiyen ve her giden bir çıra yakıyor içimizde,


Yangınımız bu sebepten sönmüyor hiç,


Üfledikçe tutuşuyor göğsümüzdeki hutame,


Biliyorum gitmek istiyorsun her sabah yeniden,


 


Ezelden dünyaya düşen bir garipsin işte,


Hepsi bu,


O düşüşte başlamış ağrılar göğsünde,


Düştüğün yere mıh kalmış ayakların,


Dizlerin,  dizlerin kanıyor her sabah yeniden,


Gitmek istiyorsun ismini Gayb edene,


Ve isminde kaybolduğun yere…


 


       Sizin kültürel ve düşünsel dünyanızın oluşmasında etkin olan aile, sosyal çevre gibi unsurlar neler oldu?


 


      Çocukluğumda tohumları çok kıymetli yazar ve senarist Ömer Lütfi Mete ağabeyim ekti gönlüme ve aklıma. Onun şiir eleştirileri yaptığı dergileri takip eder, o edebi konuşmasını hayranlıkla dinlerdim. Askere gittiğinde iki yıl boyunca mektuplaşmıştık ve her mektubunda yazma kabiliyetimi överdi. Ben de onun yazılarındaki edebiyata hayranlıkla tekrar tekrar okurdum. Ahmet Kabaklı hocamın da yazılarını çok takip ederdim ve kendisine eleştirel bir mektup yazmıştım cahil cesaretiyle. O da bana çok anlamlı bir cevap vermişti. Mektup dergisini çıkardık. Camilerin önlerinde dergi satardım. Dini-milli  hassasiyeti olan yazarlarla yakından tanıştım.Ve daha bir çok güzel insandan güzellikler almaya çabaladım. Yazılarım ulusal ve yerel basında internet sitelerinde yayınlandı.


 


    Gelecek için planladığınız projeler var mıdır?


 


        Gelecek bilmiyorum ne kadar, kaç zaman gelecek? Fakat yukarıda bahsettiğim gibi BEYAZ FIRTINA sayfamı imkânları daha olumlu olan bir gazeteye taşımak isterim. Daha çok genç yazsın ki,  daha güzelleşelim. Üstelik maddi beklentim de yok. Sadece benimle aynı kaygıyı taşıyan ve Hakk’ı hakikati açığa çıkarmada karınca misali su taşımayı sevenlerle karşılaşmam ve tanış olmam gerek. Bu projeyi öğretmenlerle, milli eğitimle işbirliği içerisinde.


              Bir projem de kadın gazetesi çıkarmak. Belediye bünyesinde veya Kızılay’la birlikte. Bir hayalim de bir faydam olacaksa Afrika’ya gidebilmek. Ben bütün bu iyi işler için varım, umarım varlığıma hizmet nasip olur.


              Bu samimi sohbet için değerli hocam sizlere ve gazetenize şükranlarımı sunuyorum.


 


 


 


  EMİNE TAŞTEPE’NİN ÖZGEÇMİŞİ


       1962 Yılında İstanbul’da doğdu. Edebiyata ilgisi, senarist Ömer Lütfi Mete ağabeyine askerde yazdığı mektuplarla başladı. Liseden tahsilinden sonra Mektup Dergisi’nin hazırlanışında çok emek vermiştir. Okul harçlıklarıyla kitaplar dergiler alarak evde kocaman bir kütüphane doldurmuş ve gece gündüz okumayı hiç bırakmamıştır.


    Evlenip Kütahya’nın Tavşanlı ilçesine yerleştiklerinde yerel gazetede çalışmaya başlamıştır. Köşe yazarlığı onu doyurmamış, gençleri ve çocukları yazmaya teşvik etmek için editörlüğünü yaptığı BEYAZ FIRTINA edebiyat ve sanat sayfasında devam etmiş. Kızlarını, etrafında tanıdığı ilkokul çağındaki çocukları ve gençleri sayfaya taşımış. Bazen Türkiye’nin ücra bir köyünde ümitsiz bir genç kızın yazarak umudu yakalamasına vesile olmuş. Sayıları yüzlere yaklaşan yazarlardan bir kısmı kendi kitaplarını yayınlaması gurur kaynağı olmuştur.


    Yine Tavşanlı’da yazmak dışında ilk yerel radyoda ilk bayan programcı olarak, hem hazırlamış hem sunmuştur. Daha sonra Dost Kalpler Derneği yönetiminde Basın Sözcüsü olarak çalışmış. Çeşitli ulusal çevre, eğitim ve yardım projelerinin hazırlanmasında bulunmuş. Yine yerel televizyonda söyleşi hazırlayıp sunmuştur.


     Halen Eskişehir’de ikamet etmekte ve gazeteciliğe devam etmektedir. Tavşanlı’da gerçekleştirdikleri gençleri ve çocukları yazmaya teşvik projesini Eskişehir’de de gerçekleştirme hayali taşımaktadır. Çünkü onun için yazmak, yolculuktan başka bir şey değildir…