8 Aralık 2019 Pazar 1347 Okunma

“Medeniyetimizi batılılar okursa tarihi kendilerine göre yazarlar” Eskişehirli araştırmacı Bilal Özel ile bir sohbet gerçekleştirdik

 


    “Soy kütüğümü araştırırken yolum Boynuyoğunlu oymağına çıktı. Bende köklerimi öncelikle oymağımdan başlamam gerektiğine inandım diyorsunuz. Bu yüzden Boynuyoğunlu oymağını araştırmaya başladım” Diyorsunuz.Oymağınızla ilgili elde ettiğiniz bulgu ve belgeler kayıtlar nedir? Bu oymağın tarihsel süreci, yerleşim alanları, kimliği ve sosyal yapısı ile ilgili neler söyleyebilirsiniz.


     Boynuyoğunlular OğuzTürklerinin Çavundur boyuna bağlı bir obadır. Oğuz Türklerine Anadolu’nun kapılarını açan Malazgirt savaşında bulunan boylardan birisidir. Boy beyimiz Çaka Bey’dir. İlk yerleşim yerimiz Maraş-Sarız’dır. Bugünde bölgede Boynuyoğunlu isimli bir köy vardır. Daha sonra İzmir’i alıp Çaka Beyliğini kurduk. Orada ilk Türk tersanesini kurup donanma inşa ettik. ( yıl 1081) Bu tarihte Türk Deniz Kuvvetlerinin kuruluş tarihi olur. Ege’de kuzeye doğru fetihlere başladık. Koyun Adaları Savaşında Bizans donanmasını yendik. İlk deniz zaferimizdir. Denizci askerlerimizin paletindeki üç çizgiden ilki, bugünün anısıdır. Çaka Bey’in ölümü ve Haçlı Seferlerinin başlaması ile geri çekildik. İzmir Tire’deki Boynuyoğunlu köyü bu dönemin anısıdır. Çekilme ile beraber tek başına bir varlığımız görülmez. Diğer boyların yanında ikincil üçüncül unsur olarak görürüz. Moğol istilası ile bir kısmımız kuzeye çekildi Giresun Tirebolu’daki  Yukarı Boynuyoğunlu (Kabasakal) Aşağı Boynuyoğunlu (Aksakal) bu günlerden kalmadır. Moğollara direnen diğer boylar ile birlikte güneye çekilen gurup ise Halep, Şam Türkmenleri içinde yer aldı. Hatay Altınözü’nde ve Adana Sarıçamdaki Boynuyoğunlu köyleri o günlerin anısıdır. Dulkadirli Beyliği bünyesinde yer alan kısmın ise bu beyliğin Osmanlı idaresine girmesi ile Osmanlı devletine bağlanmış oldu. Bu kitaplarımda incelemeye çalıştığım Afyonkarahisar Emirdağ’ bağlı 14 köy ve Eskişehir’e bağlı 4 köy ise arşiv kayıtlarında Boynuyoğunlu köyleri olarak geçer. Bir dönem Üsküdar’da bulunan Nur Banu Sultanın Camisinin evkafına bağlandığı için Üsküdar Türkmen’i olarak geçer.  1675-1676 yıllarına ait Karahisar-ı Sahip Şeriye Sicilinde bu günkü bölgemizde görülmekte ana unsur Boynuyoğunlu daha sonra gelen katılmalar olmuş. Bunlar Beğdili (Kılıçlı), Gündüzlü Avşarı, Köpekli Avşarı diğer boylardan da var. Bunlar Yeni İlde ve daha önce beraber yaşadığımız boylardandır. Bu dönemde Haremeyn Evkafına bağlandığımız için adımız Haremeyn-i Şerefeyn aşiretler arasında geçer. 1840 yılından sonraki Nüfus Vukuat Defterlerinde Haremeyn’e merbut aşiretler arasında geçer. Bunların dışında Güneydoğu bölgesinde Kuzey Suriye’de ve Anadolu’nun diğer bölgelerinde olanlar artık tarihi kökenlerini unutmuş vaziyette Türk milleti kavramı içinde erimiştir ki olması gerekende budur.


     Boynuyoğunlu oymağı ekseninde üç kitap yazdınız . İlk kitabınız “Boynu yoğunlu Yörük Türkmenleri Tarihin Sayfalarında Kaybolmuş Bir Oğuz Boyu” hakkında bilgi verir misiniz?


     Bu kitap Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Kültür Yayını olarak çıktı. Bugün elde mevcudu yok. www.bilalozel.com adresinde elektronik ortamda mevcut okumak ve indirmek mümkün. Kitabı yazarken kültürel öğelere de yer verdim. Okuyucuyu sıkmamak için az belgeyi koydum.  Arşiv kayıtlarını verdim. Kitap çıktıktan sonra birçok kişi ilk defa boyu hakkında bilgi sahibi olduğunu belirtti. İlk kitabı yazarken arşiv araştırmalarının yanı sıra saha araştırması olarak yaşlılarla sohbetler ve mezarlıkları gezince mezar taşlarında gördüğüm şekillere bir anlam veremedim. Belgelemek maksadı ile kitaba aldım.


       İkinci kitabınız “Mezar Taşları Neler Söylüyor? Boynuyoğunlular Yörük Türkmenleri”nde ölüm, defin, adetleri konularında neler söylersiniz.


     Ölüm ve defin adetlerimiz genç ölümlerinde ağıt yakılır ama genelde tevekkül ile karşılanır. Taziye ziyaretlerinde ‘’hüküm Allah’ın’’ demeye gidilir. Komşuları ve yakınları cenaze evine yemek götürür, cenaze evinde telaş esnasında yemek yapılmasın diye. Mezarın kazılması komşular ve yakınlar tarafından yapılır. Defin ölümden sonraki ilk öğlen namazı veya ikindi namazından sonra yapılır. Cenaze gece evde kalacaksa üzerine kesici bir alet konur eski bir geleneğimiz olmalı. Başucunda Kur’an okunur. Mezara indirir iken bayan ise nikah düşmeyen yakını öncelikle oğlu, kardeşi erkek ise oğlu kardeşi yakınları önceliklidir. Bu ilerisi için iç huzuru olarak anlatılır. Tabutu taşımanın bir usulü vardır sağ ön iç taraftan başlanır, sağ arkaya geçilip çıkınca sol önden iç taraftan başlanır dışa kayılır oradan çıkılıp sol arkaya içten girilip omuza alınır. Tabutun üzerine namazlağa (seccade) örtülür daha sonra bu camiye serilir. Sağlığında da camiye kilim sermek makbul bir âdetimizdir. Bugün bu kilimlerin yerinde yeller eser. Resim çekmek için bile bulmak mesele. Mezar kadın için göğüs hizasına kadar erkek için bel hizasına kadar derin kazılır. Mezarın üzerine açılan oyuğa testi ile getirilen su ayak ucundan başlayarak başa doğru bir defada dökülür.


   Yine ikinci kitabınızda görsel örnekleriyle incelediğiniz mezar taşlarında görülen semboller hususunda vardığınız sonuçlar nelerdir?


     Mezar Taşları neler söylüyor isimli kitabımda geçen bu mezar taşları günümüze ulaşabilen taşlardır. Genelde başucuna bir kaya ayak ucuna daha ufak bir kaya dikilip etrafına taşlarla sınır çizilir. Yazı ve şekil olan taşlar kefeki taş dediğimiz yumuşak bir taştan yapılır, kısa ömürlüdür ama işlenmesi kolaydır. En eskisi üç yüzyıllıktır çoğunluğu 1850 yıllarından sonradır. Yakın tarihli olanlarda İslami usulde yazılar var ama eski sistemden gelen şekillerde mevcut eski olanlarda yazı yok, şekiller var. Bunlarda anlatılanlarda İslami kavramlar. Buna sebep ise 1840 nüfus sayımlarında yaptığım taramalarda okuryazar oranı binde üç dört gibi.  Burada kullanılan semboller; Allah (cc), Tuba Ağacı, Cennet, Dünya, Hayatağacı, Gayp perdesi, Allah yakın olma, gibi semboller ile bir ölünün ardından dilenebilecek şeyler anlatılır.        Mezar taşı üzerindeki hilal buranın bir bayan mezarı olduğunu, kaz ayağı Allah(C.C) a yakın olmayı, Tuba ağacı mevta için cennet dileğini, üçgen cennet dileğini ifade eder. Daire doğrudan Allah demektir. (Hüvvel baki ) İbrik, abdesti namazı, elif doğruluğu simgeler. Merdiven, Hakk’a yürümeyi ifade eder. Bunların değişik şekillerde bir araya getirilmesi ile daha farklı şeyler anlatılır. Burada kullanılan sembollerin bir kısmı tarihin en eski sembollerindendir. (Damga). Varlığı veya yokluğu tartışılan Tarihin en eski uygarlığına dayanır. (Mu Uygarlığı)  Bu da bizi tarihin en eski milletlerinden birisi olduğumuza götüren delillerden birisi olur.


 


 


Bu mezar taşı en üst kısımdaki ters hilalden burada bir bayan yatıyor. Ters L ye benzeyen şekil Mu Uygarlığından 13 demek Mu’nun batışı (Beyaz Ayın on üçü) ölüm demek. H ise dört büyük melek demek. Yorumlar isek, bir bayan öldü burada yatıyor, meleklere karıştı. 


 


Bu mezar taşında ise en alt kısımda güneş var. Üzerinde iki çizgi ikili hayat demek Dünya hayatı ve ahiret hayatı . Üzerinde ibrik ve elif var. Musalla taşında imamın sorusu olan ‘’nasıl bilirdiniz’’in cevabı var. İbrik, abdest namazı elif doğruluğu anlatır. Üzerinde sağ ve solda merdiven benzeri çizgiler var. Tahta giden yol demek ortada daire ise, Allah                demek. En üstte ise üçgen var cennet demek.


 


 


 


 


     Üçüncü kitabınız “Yörük Türkmen Kilimlerinin Dili ve Kilim motiflerinde Türklük Sırları Boynuyoğunlular Yörük Türkmenleri”nde Kilim damgalarını incelediniz. Bu çalışmanızda hangi kaynaklardan yararlandınız? Damgalardaki Türklük sırları nelerdir?


      Zihnimi kurcalayan şekillerin kilim ve dokumlarımızda da olduğunu gördüm bunları araştırmaya başladım.Bir kısmı James Churcward’ın kayıp kıta Mu serisi kitaplarındavar. Dünyanın birçok yerinde var, yetmeyince Türk mitolojisine başvurdum. Destanlarımızda bazılarının sembolik anlamını buldum. Daha sonra İslamiyet’in kabulü ile gelen bazı motifler var. Bütün bunlara Damga (Tamga) deniyor. Bu, bana yetersiz geldi.  Mısır hiyeroglifi gibi bir sistem oluşmuş. Belki de Türk resim yazısı demek daha doğru olacak.


   Yörük Türkmen Kilimlerinin Dili  ve Kilim Motiflerindeki Türklük Sırları İsimli kitabımda anlatmaya uğraştığım konu;  kilimlerde görülen şekillerin bizim için çok önemli olan bazı konuları ifade için bir çeşit resim yazısı olduğunu, şekillere bazı ilaveler yapılarak yeni anlamlar kazandırıldığını, bazı kitaplarda ifade edildiği gibi batıl inançları anlatmadığını veya geometrik bezemeler olmadığını (Bazı estetik düzenlemeler olsa da) bazı dini veya mitolojik kavramları anlattığını ifade etmeye çalıştım. Konu sadece bizim aşiret gibi gözükse de tüm Türk dünyasında ayni şekiller veya çok yakın şekillerin kullanıldığını görüyoruz. Kurtağzı motifinin Oğuz Han Destanı, Kaz ayağı ve kaz kanadı motifinin Altay Türklerinin Yaradılış efsanesine, Koç başı motifinin Türklerin atası kabul edilen Ayata ( belki de Hz. Adem) in nefes almaya başlaması olduğuna dair mitolojiyi anlattığı, efsanevi Mu Uygarlığında kullanılan bazı motiflerin bizde de kullanıldığı İslamiyet’in kabulü ile gelen motiflerin olduğu, bunların karmalarından da yeni motiflerin türetildiğini, böylece yeni resim yazısı denebilecek bir sistemin olduğu, bu sistem ile İslami değerlerin anlatıldığını görüyorum. Umarım benden başkaları da bu konuya eğilir. Konuyu tartışacak kimseler bulmakta zorlanıyorum onun için bazı yanlışlarım olabilir. Bu konuya bir pencere veya kapı açtığımı düşünüyorum.


     Bu konuları incelerken James Churcward’ın Mu uygarlığı ile ilgili seri kitapları, Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün Kur’an’ı Kerim Meali, Prof. Dr.Abdulkadir İnan hocanın Tarihte ve Bugün Şamanizm isimli eseri, Prof. Dr. Necati Demir’in Ulu Han Ata Bitiği, Ali Öztürk’ün Türk Destanları, M. Selim Kudar’ın Muatazameyinşatura isimli eserlerini inceledim, faydalandım,


 


 Türk dokuma tekniği nedir? Nedir belli başlı damgaların anlamını söyler misiniz?


Dokuma teknikleri konusundan ziyade damgaların anlam ve kökeni üzerine eğildim.


 


 


Bu iki motif de ayni şeyi anlatıyor: İnsanın ikili bir hayatı olduğunu. Üçgen cennet demek, birisi bu dünya, cenneti diğeri ahiret dediğimiz ölümden sonraki cenneti anlatıyor. İki hayat arasında geçiş var. İki üçgenin arasında görülen S harfine benzeyen şekil gayp perdesi veya halk arasında Sırat Köprüsü olarak ifade edilen şeydir. İkincide bu düz bir köprü gibi işlenmiş. Bu motifler yanlış olarak hayvanların ayaklarına bağlanan kösteğe benzetilerek bukağı olarak isimlendirilmiş


 


 


Bu iki motif yanlış olarak akrep olarak isimlendirilmiş ve akreplerden korunma maksatlı olarak yapıldığı anlatılır. Halbuki bu karma bir motiftir soldakini inceler isek sarı zeminde S harfi var. Gayp perdesi, sır perdesi demektir. Şekli dik karedir yani bir köşesi üzerine oturur, anlamı dört büyük melek demektir. Karenin kenarları üzerindeki şekiller kurt izi, ejderha izidir koruma muhafaza etme anlamına gelir. Sağ ve sol köşeden çıkan kurt ağzı motifleri ise Cebrail’in sembolüdür eğitme, öğretme anlamına gelir genel olarak bakar isek gayp perdesinin meleklerin koruduğunu ve bunun öğretildiğini anlatır. Sağdaki şekilde iç kısımda iki üçgen ortasında çizgi var insan demektir. Korunma ve eğitilmenin insan içinde geçerli olduğunu anlatır. Ortaya gül koyarsanız Peygamberimiz Hz. Muhammed’in korunup eğitildiğinin onun öğrettiği İslamiyet’in korunup öğretildiği anlatılır. Bu örnekler çokça var.


 


    Bilal Bey çalışmalarınızda Boynuyoğunlular Yörük Türkmenleri üzerinde yoğunlaşmış görünüyorsunuz. Bunlardan sonra sırada ne var? Hangi konularda araştırma ve inceleme yapmayı düşünüyorsunuz?


     İnsan önce kendisini tanımalı bende öyle yaptım. Önce soyağacım sonra boyağacım ve boy kültürümü anlattım. Boy kültürümün Türk dünyası ile bağlı olduğunu gördüm. Tam olarak kendimi emekli edince. Boş durmak yerine bir soy ağacı çıkarayım dedim. Baktım öyle kolay değil, önce biraz Osmanlıca öğrendim. Baktım aşireti bilmeden olmuyor.  İşe bir daldık baktım üç kitap olmuş.  Ben bu kitaplarla içinde yaşadığım kültürü inceledim bazılarını zaten çocukluğumdan beri tanıyıp biliyorum. Bu yörenin kilimleri yüzlerce kilimin içinden beni kendine çağırır. Bundan sonra yerelden Türkiye çapında genel yazmayı düşünüyorum. Bazı saha çalışmaları da yapıp doküman topluyorum. Her şey  nasip meselesi. Allah ömür verdikçe devam. Milli Alfabemiz olan Gök Türk alfabesini Danimarkalı bir bilim adamı olan Wilhelm Thomsen okudu, biz ondan öğrendik.  Bari resim yazımızı biz okuyalım. Tarihi köklerimizin birisini biz bize göre yazalım. Batılılar okursa tarihi kendilerine göre yazarlar.


    Bilal Bey, nasıl bir kültürel ortamda yetiştiniz? Sizi bu konuları araştırmaya yönelten sebepler nelerdir? Bu çalışmalar oymakta karşılık buluyor mu?


     Okulun zengin bir kütüphanesi vardı. Okul bitiğinde çok sayıda dünya klasiklerini çok sayıda arkadaşım gibi bende okumuştum.  Sıkı ve disiplinli bir eğitim süreci geçti. Okulda tiyatro, sinema, müzik gibi sosyal konularda oldukça önemli idi. Okulda yöremizi anlatan yazar Ali Yürük’ün “Çatallı Köy” İsimli oyunun prova ve ilk sahnelenişi Rahmetli Hulusi Kentmen ve Hüseyin Baradan tarafından bize yapıldığını hatırlarım.


BİLAL ÖZEL’İN  ÖZGEÇMİŞİ


     İlkokul birinci sınıfı Çatmapınar (Büngeşik) köyünde, kalan kısmını Eskişehir’de okudum. 1960 yıllarında her köylü çocuğu gibi ilkokula dayalı, yatılı okullar tek çıkış yoluydu Ben de öyle yaptım. İstanbul Beylerbeyi’ndeki Deniz Astsubay Okulunda ortaokulu ve liseyi okudum. 1969 yılında mezun oldum. Yurtdışı görevlerim oldu. Gittiğim yerlerde daima bir gözlemci gözü ile baktım.  Deniz Kuvvetleri Komutanlığında 10 yıllık mecburi hizmetimi tamamlayıp ayrıldım. İstanbul’da esnaflık yaptım.