15 Aralık 2019 Pazar 873 Okunma

Eğitimci Abdullah Yiğit ile bir sohbet gerçekleştirdik:“Mesleki eğitime iyi bir bütçe ayrılmalıdır”

Abdullah Bey, asıl mesleğiniz öğretmenliğin yanı sıra pek çok resmi kurumlarda da şahsınıza görevlendirmeler yapılarak çalışmalarda bulunuyorsunuz. Bu çalışmalar nelerdir?


 


 


 


   2006 yılında Eskişehir Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü 7-12 yaş Çocuk Esirgeme biriminde öğretmen olarak 8 ay çalıştım. Burada yaklaşık on beşe yakın öğrenciden bire bir sorumlu olmakla birlikte diğer öğretmenlerle birlikte, kırk beş öğrencinin olduğu bir aileden de sorumluyduk.


 


    Burada ilkin bu öğrencilerin psikolojik ve sosyolojik yapılarını anlamak için gözlem yapma, bol okuma yaptım. Daha sonra öğrencilerin okullarına bizzat ziyaretlerde bulundum. Boş vakitlerinde bilgisayar kullanma, sorumlu bayanlarla (anne) kitap okuma etkinlikleri, sinema etkinlikleri düzenledim. Çocuk Esirgemedeki birçok öğrencinin çiçek dikmelerini sağladım. Arka bahçedeki kullanılmayan alanı tarım yapılabilir hâle getirdim. Burada öğrenciler domates ve salatalık ekimi yaptı ve ürünleri topladılar.


 


     Orada iken o dönem hiç yapılmayan bir şeyi yaptım. Bu öğrencilerin bir anıları, fotoğrafları olsun istedim. Bu nedenle orada bulunan kırk beşe yakın öğrencinin fotoğrafını çekerek, bir web sitesine yükledim. Site hâlâ çalışır durumdadır.


 


     Buradaki eğitim öğretim tecrübesi manen çok yorucu olsa da bana birçok beceri kazandırdı.


 


      Elektrik Öğretmeni olarak eğitim öğretim kalitesini arttırıcı uygulamalar yapmak istediğimizde, tüm okullarımızın genel sorunu olan maddi kaynak bulmakta sorun yaşadım. Bu sorunu çözmek için hem AB hem de BEBKA Kalkınma Ajansı hibe programlarını takip ettim ve proje yazdım. Bu projelerden BEBKA Kalkınma Ajansına yazdığım iki proje fon desteği almaya uygun bulundu.Bu amaçla önce Odunpazarı Kaymakamımız Abdullah Selim Parlar’ın istekleri doğrultusunda önce Odunpazarı Kaymakamlığında, sonrasında Eskişehir Valiliği AB Proje Biriminde şef olarak geçici görevle çalıştım. Odunpazarı Kaymakamlığında ve Eskişehir Valiliği AB Proje Birimindeki görevlerimde Odunpazarı Kaymakamlığına ve Valiliğe bağlı kurumlarda AB Bakanlığının işlemlerini yürütmek ve kamu kurumlarının proje yapma kapasitesini arttırmaktı. Kaymakamlık görevimde proje yürütmek dışında,  ilçeye bağlı kurumlarla proje yazma konusunda danışmanlık yapmaya çalıştım. Ayrıca İş Güvenliği Uzmanı olmaM dolayısı ile bu konuda da danışmanlık yaptım.


 


       Eskişehir Valiliğinde Proje Biriminin sorumlusu olarak da aşağıdaki çalışmaları yaptım:


 


2016 yılı sonuna kadar 2016 Ocak ayına AB Bakanımızın Atatürk Kültür ve Kongre Merkezinde STK’larla ve kamu kurumları ile buluşması toplantısına hazırlık yaptık. Vali yardımcılarımızın istekleri doğrultusunda kamuya yeni hibeler kazanma adına çalışmalar gerçekleştirdik. Üniversiteler ve Belediyelerin proje ekipleri ile işbirlikleri için görüşmeler yaptık.


 


    Kamu Kurumlarına Proje Eğitimleri verilmesini sağladık. AB projelerinin duyuruları ve yapılan bilgilendirme seminerlerinin duyurularını kamu kurumundaki çalışanlara duyurduk. Eskişehir’deki derneklerin bir kısmı ile proje kapasitelerini arttırmak için görüştük.


 


 


 


 Yine resmi kurumlar için pek çok proje hazırlayarak hayata geçirdiniz. Bu projelerden bahseder misiniz?


 


 


 


      Odunpazarı Kaymakamlığı için yazmış olduğum “Odunpazarı Teknoloji Transfer Ofisi” projesinin ortakları Osmangazi Üniversitesi ve Meteoroloji Bölge Müdürlüğü idi. Bu proje BEBKA ve Eskişehir 2013 Türk Dünyası Başkentliğinin mali desteği ile yürütüldü.


 


 


 


     Bu proje, Türk Telekom Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Plevne Özel İdaresi Ortaokulunda Enerji Verimliliği, Güneş Panelleri ve Rüzgâr Türbinleri kurulumları ve ARGE çalışmalarını içeriyordu. 2015 yılında bu kapsamda iki okula kurulumlar yapıldı. Ben dâhil elektrik ve elektronik öğretmeni arkadaşlarım enerji konusunda ilave eğitimler alma şansı bulduk. Öğretmen arkadaşlarımla beraber, güneş paneli kurulumlarını ve enerji verimliliği ölçümlerini yaptık.


 


    Eskişehir Valiliği adına yazdığım ikinci proje de, Seyitgazi Bölgesi Turizminin Geliştirilmesi ile ilgili kırsal kalkınma projesiydi. Bu proje de BEBKA  mali desteği ile yürütüldü. Bu projedeki amacımız Seyitgazi ilçesindeki turizm varlıklarını öne çıkartacak, turizm faaliyetlerini organize edecek yapıyı kurmak olarak kısaca özetleyebiliriz. Bu proje kapsamında Seyitgazi ile ilgili ayrıntılı bir web sitesi(www.seyitgaziturzimi.gov.tr), ilçe tanıtım kitapçığı, harita, kültürel varlıkların güneş enerjisi ile aydınlatılması, tanıtım tabelaları, Turistlerin gezebilmesi için iki elektrikli golf aracının alınması sağlandı.Elektrikli araçların enerjisi için de güneş panelli sistemleri kuruldu. Belediye için seyyar güneş enerji destekli tuvalet ve banyo konteyneri alındı. Seyitgazi Belediyesinin yanındaki parktaki 150 m2’lik kapalı alan, Seyit Battal Gazi Türbesi ve Çukurca Köyünde de 60 m2’lik kıl çadırlar da bu proje kapsamında alınmıştır.


 


   Bu projedeki en önemli adımlardan biri Seyitgazi ilçesinin Hollanda Amsterdam’daki Allard_PiersonArkeoloji Müzesinde bir tanıtımın yapılmasını Valilik adına organize ettim. Bu projede en çok hoşuma giden etkinlik bu oldu. Hollandalı müze severlere, kendi dillerinde Seyitgazi ilçesini anlattık ve çok güzel dönütler aldık.


 


    Proje aşamasında elde ettiğimiz turizm verisi de oldukça enteresandı. İllerde ilçelere ait turizm istatistikleri tutulmuyordu. Projemizde Seyyit Battal Gazi ve Sücaeddin Veli Türbesinde turizm kayıtlarının tutulmasını sağladık. 2016 yılında on aylık bir süre için ilçeye bu iki türbe için çoğunluğu yerli 150.000 turistin geldiği öğrendiğimizde şaşırdığımızı belirtmek isterim.


 


 


 


    Son zamanlarda gündemde olan elektrikli araçlar konusunda bir Elektrik Öğretmeni olarak neler söylersiniz?


 


 


 


    Elektrikli araçlar ilk olarak, 20. Yüzyıl başında üretilmiş ve başarılı örnekleri yollarda yerini almıştır. O yıllarda ilerleme hususi araçlardan ziyade, tramvaylarda ve troleybüste olmuştur .Tramvaylarda hızlı tren ve metroya geçiş şeklinde toplu taşıma alanında ilerleme devam etmiştir. Ancak hususi araçlarda ilerleme olmamıştır.


 


     Bu yüzyıla geldiğimize Japonya ve AB ülkelerinin önderliğinde, Çin ve Amerika dâhil birçok ülke son on yıl içinde ciddi araştırma fonlarını bu alana yönelttiler. Bu yoğun destek sonucunda AB ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede elektrikli araçları yolda görmekteyiz.


 


Şu an AB ülkelerinde elektrikli araç satış alım miktarı, yıllık bir milyonu bulmaktadır.


 


Türkiye’de ise TÜBİTAK’ın AB ülkeleri fonları ve Türkiye’deki fon kaynakları ile yaptığı çalışmalar sayesinde, elektrikli araçlar konusunda ciddi bir alt yapısı mevcuttur.


 


    Özel sektörde de bildiğim kadarı ile birkaç firmanın sedan tarzı hususi amaçlı elektrikli araç üretimi var. Bunun yanında elektrikli otobüs, elektrikli minibüs üreten firmalarımız da var. Tarım amaçlı kullanılacak elektrikli traktörün de üretim fikri oluştu.


 


     2018 rakamlarına göre, Türkiye’de elektrikli araç alım miktarı da 150 adet civarındadır.Şu anda ülkemiz yollarında dolaşan 1.126 otomobile karşılık ise 582 adet şarj istasyonu mevcuttur.


 


    Eskişehir genelinde de Eskişehirli birkaç ailede sedan tarzı elektrikli araç kullanımı mevcuttur. Gelecekte ise, var olan otomotiv sektörünün dönüşümüne bağlı olarak zaman içinde elektrikli araç sayısı hızla artacaktır.


 


 


 


Ülkemiz güneş ve rüzgârdan elektrik elde etme konusunda ne oranda başarılıdır?


 


 


 


     2008 yılından beri sektörü takip ediyorum. Ülkemizde güneş enerji sektörü AB ülkelerinin özellikle de Almanya destekli firmaların öncülüğünde ilerliyor, diyebilir. 2008 yılından 2014 yılına kadar teknik yeterlilik anlamında yeterli bilgi ve beceri düzeyi varken, sanayici ve bürokrasinin ilgisizliği nedeniyle hiç ilerleme olmadı diyebilirim.2014-2016 yılları arasında güneş santralleri konusunda alınan yol ile 2019 yılında ülkemizde üretilen elektriğin % 3,31’i güneş panellerinden karşılanmaktadır. Şu an da ise 2016 yılından bu yana yatırımlar ciddi oranda azaldı. TEİAŞ verilerinin 2016 sonrası oluşmaması nedeniyle güncel bilgileri veremiyorum. İyi bir haber olarak da, Tarım Bakanlığının sera ve hayvancılık tesis kurulumlarında güneş panellerine verdiği %50 hibe desteği bu alanda var olan ilgiyi canlı tutuyor.


 


      Rüzgârda ise 2008 yılından itibaren sürekli bir gelişme kaydedildi. 2016 sonrasında ise yatırımların azaldığı söylenebilir. Burada da 2019 yılı itibarı ile ülkemizde üretilen elektriğin  %7,13’ü rüzgâr türbinlerinden karşılanmaktadır. Rüzgârda da Danimarka, Hollanda ve Almanya öncülüğündeki firmalarla yol alınmaktadır. Türkiye’nin güneş enerji potansiyeli çok ciddi anlamda yüksektir. Rüzgâr da dünyaya göre daha az rüzgâr potansiyeli olsa da hâlen bu kapasitesinin önemli bir kısmı kullanılmamaktadır. Hem güneş hem de rüzgârda bireysel algının az olması, sektörün gelişmesinin önündeki en büyük engeldir. Diğer bir engel de Enerji Bakanlığının taşra teşkilatının hâlâ kurulmamasıdır. Kamu ve sanayide güneş paneli ve rüzgâr türbini yatırımlarının önündeki engellerden biri de, yöneticilerin güneş ve rüzgâr elektrik üretimi ile ilgili genel kültürlerinin zayıf olmasıdır. Bu engellere bir örnek vermek gerekirse, Türk insanın ev için ayırdığı yatırım harcamalarının büyüklüğü yanında 15 bin liralık bir güneş paneli yatırımını yapmaktan kaçınmaları gösterilebilir. Bu yıl için ülkemizde üretilen elektriğin %38’i hâlen ithal kaynaklardan sağlanmaktadır. Bu oranlara bakarak, Türkiye’de enerji arz güvenliğinin sağlanmadığını bilmemiz gerekir. Bu oranın daha da aşağıya çekmek için yenilenebilir enerjilere yatırım yapmaya devam etmemiz gerekir.


 


 


 


    Siz teknik konularda uzman olmanızla beraber sosyal ve kültürel konulara da yakın ilgi duyarak çeşitli projeler üretmektesiniz. Bu projeler konusunda neler söylersiniz?


 


 


 


     2001 yılında Çankırı’da Ermeni Mezalimi konusunda sunum yaptım.


 


     2006 yılından bu yana Eskişehir’de birçok kültürel, sanatsal etkinliğe katılıyorum. Sanat dünyasını, sanatçıları, kültürel öğeleri anlamaya çalışıyorum.


 


      Eskişehir’deki kültür üreten kurumları gezerek, ilgili kültür insanları ve sanatçılarla tanışıyorum. Eskişehir’deki kültür, sanat etkinliklerinin tamamına yakınından haberdar olmak için sürekli okuyorum. Eskişehir kültür, sanat etkinlikleri ile ilgili kültür sanat gazetecisi gibi haberler üretiyorum. Bu haberleri 2007 yılından beri web sitesi, Facebook ve Instagram hesaplarım üzerinden paylaşıyorum.


 


   Katıldığım etkinliklerle ilgili ses, görüntü kayıtları alarak vaktim oldukça sayfamda etkinliğe katılamayanlar için etkinlik arşivi oluşturuyorum. Buradaki amacım da, etkinliğe değişik nedenlerle katılamayan sanatseverlerin de etkinlikten faydalanmalarını sağlıyorum.


 


      2011 yılında Yunus Emre’nin Lise öğrencilerince bilinirliği üzerinde bir poster bildirimi sunma fırsatım oldu.


 


      Öğrencilerimle ilgili olarak, her derste mesleki uygulamalarda artan zamanlarda kitap okumalarını sağlıyorum. Bazen bilim, çevre ve kültürel konularda belgesel filmler seyrettiriyorum. İki yıl fidan dikim etkinliği yaptım. Okulumun geri dönüşüm sistemini kurdum ve iki yıl toplanmasını sağladım. Bu etkinliklerin çoğuna yüze yakın öğrenci katılıyor.


 


     Öğrencilerimden bazılarını Eskişehirli sanatçılardan bazılarının atölyelerine götürdüm.


 


     Ekim ayında da öğrencilerimle Odunpazarı Modern Müzeyi gezdik.


 


     2012 yılı sonunda Türk Dünyası döneminde okulumdaki öğrencilerimle beraber Türk dünyası sanatlarından seramik, ebru, minyatür, hat, tezhip alanları ile ilgili sanatçılarla çekimler yaptık.


 


     2012 yılından 2014 yılına kadar Türk dünyasını tanımak için çok yoğun okumalar yaptım. Edindiğim bilgileri ve Türk dünyasından haberleri Facebook sayfamda paylaştım.


 


      2013 yılında YUDER ve ESAZDER desteği ile Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Tataristan ile ilgili ülke tanıtım video çekimlerini yaptık. Yine aynı dönemde Kırım Tatar sanatçıları ile Tatarca söyleşi yaparak, videoya aldık.


 


    2013 Türk Dünyası Başkentliği döneminde Valiliğin düzenlediği Azerbaycan gezisine öğrencilerimle katıldım ve gezi sonrası okulumda bir fotoğraf sergisi açtım.


 


      2015 yılında Valilikte yürüttüğüm projede Seyitgazi Tanıtım Kitapçığı çıkarttım. Seyitgazi bölgesindeki kültürel varlıkların haritasını oluşturdum. Yine Seyitgazi bölgesinin kültürel varlıklarına ait bir web sitesinin oluşumunu sağladım. Site içeriklerini hazırladım.


 


    Çukurca Köyü yakınlarındaki Frig kültürel varlıklarından bazıları ile Seyitgazi ilçesindeki hamamın ışıklandırılmasını sağladım.


 


   Valilikte iken, Eskişehir’deki derneklerden bazıları ile 1878 sonrasındaki göçler konusunda çalışmalar yapmaya çalıştım. Frig bölgesi turizminin geliştirilmesi için yapılan çalışmalara katıldım.


 


 


 


 


 


      Ülkemizin meslek eğitimi konusunu değerlendirirseniz nasıl bir tablo ile karşılaşırız?


 


Meslek eğitiminin amacı sanayi ve ticaret alanlarında çırak, kalfa, usta ve mühendis yetiştirmektir. Meslek eğitiminin bu anlamda birinci muhatabı iş insanlarıdır. Ülkemizde meslek öğretmenlerince yetiştirilen öğrenciler, iş insanlarınca işe alınmaktadır.


 


 


 


      Bu süreçte iş insanları ile meslek öğretmenleri, sanayi ve ticaret odaları ve mesleki kurumlar arasında işbirliği yok denecek kadar azdır. İş insanlarınca mesleki eğitimin tek muhatabı hâlen MEB ve Üniversiteler görülmektedir. İşe alım sürecinde ise iş insanları, MEB ve üniversitelerden destek almadan kendi insan kaynaklarını kullanarak işe alım yapmaktadır. Meslek sahibi olacak bir öğrenci ile ilgili MEB’de 12 yıllık bir öğrenci bilgisi, Üniversitelerde de 4 yıllık bir bilgi birikimi varken, iş dünyasında işe alım sürecinin kısalığı ayrı bir çelişkidir. Mesleki eğitim ve istihdamı bir süreç olarak görürsek burada bir çift başlılık yıllardır var. Ve süreç fazlası ile sorunlu olup, taraflar birbirlerini suçlamaya devam etmektedir.


 


    Mesleki eğitim zorluklarından biri de mesleklerin sürekli gelişmesi, alt dallarının oluşması, bazen yok olması durumuyla karşı karşıya kalınmasıdır. Mesleki eğitim için gerekli cihazlar pahalıdır ve belirli bir süre içinde tekrar yenilenmesi gerekmektedir. Gelişimi yakalamak için yeni cihazların alınması mesleki eğitime iyi bir bütçe ayrılmasını gerektirmektedir. Yine bu gelişime paralel olarak öğretmenlerinde iki yıllık aralıklarla yeni bilgilerle ilgili kısa süreli eğitimlere alınması gerekmektedir.


 


    Meslek okullarında bir öğrenciye bir cihaz kullandırılarak eğitim verilmesi seviyesine ulaşılamamaktadır.MEB’in merkeziyetçi yapısı gereği cihaz alım ve öğretmenlerin düzenli eğitim alım konuları sorunlu olarak devam etmektedir.


 


    Mesleki eğitime katılan öğrencilerin alt ve orta gelir grubundan gelmesi nedeniyle, bu eğitim alanı neredeyse alt gelir grubunun sorunu olmaktadır. Bu anlamda gelen öğrencilerin geldikleri bölgeden kaynaklı toplumsal ve iktisadi sorunları öğrenmelerinin önündeki en büyük engeldir. Hâlen bir kısım öğrencimiz okuldan sonra işyerlerinde çalışarak ailesine maddi katkıda bulunmaktadır.


 


     Öğrencilerin en önemli amacı zorunlu on iki yıllık eğitimi bir an önce bitirip, işe girmek istemektir. Öğrenci fırsat eşitsizliği, ailesinin kültürel yapısı nedeniyle ilgi alanı farklı olsa da zorunlu olarak meslek lisesine kayıt olmaktadır. Bu da meslek lisesinde okuyan öğrencilerin istedikleri alanda okumamasından dolayı başarısız olmalarını sağlamaktadır.


 


     Burada MEB’in istihdama dayalı bölümler açmak yerine yıllardır aynı bölümlerde eğitimde ısrar etmesi de bu sorunu daha da arttırmaktadır.


 


    Diğer bir sorun da meslek lisesi mezunlarının iş bulduklarında asgari ücret üzerinde ücret alamamaları nedeniyle, sanayi bölgeleri yerine topluma daha yakın hizmet sektöründe çalışmayı tercih etmeleridir.


 


    İş bulma ümidinin azlığı nedeniyle, ailelerin ve öğrencilerin meslek liselerine ilgileri her yıl ciddi bir oranda azalmaktadır. Yakın bir gelecekte MEB’nın mesleki eğitim alanında olamayacağı söylenebilir.


 


     Bu gelişmeler ışığında hükümet, birçok ilde birer okulu TOBB bünyesine devretti ve yıllardır önü açılmayan Organize Sanayi Bölgelerinde Sanayi Odalarının Meslek Lisesi açmasının önü açıldı.


 


    Eskişehir’de de Atatürk Meslek Lisesi TOBB bünyesine alınmıştır. Eskişehir Sanayi Odası da meslek lisesi açmış ve daha büyük bir okul için yeni okul inşaatına başlamıştır.


 


    Bu yıl bu iki liseye veliler yoğun talepte bulunmuş, diğer meslek liseleri de gölgede kalmıştır. Var olan bu durumlara bakılarak, mesleki eğitimin devletin elinden özel sektöre hızlı bir şekilde geçeceği görülmektedir.


 


 


 


    Siz Türk kültürüne nasıl bakıyorsunuz? Kültürümüz bu hâliyle bütün insanlığa hitap edebilir mi?


 


 


 


    Bu sorununun uzmanı olmadan, ülkemizde yaşayan biri olarak cevap vermeye çalışacağım.


 


Türk Kültürüne Orta Asya’dan göç ile kent ve köy kavramları üzerinden bakmaya çalışmak, kültürümüzün geldiği noktaya ışık tutacaktır.


 


    Orta Asya’dan Batı’ya doğru olan göç, Orta Asya’da çadır, at, doğa, kıtlık, bedensel güç ve savaş kavramlarınıönde tutarken, Anadolu’ya gelindiğinde kültür öğeleri önceleri yayla kavramı ile yaşatılmaya çalışılmıştır. Köylerimiz belli bir kültüre bağlı olarak kurulmuş ve genellikle uzun yıllar farklı köy ve toplumlara kapalı olarak yaşamışlardır. Bu anlamda köylerde at doğa ve yayla kavramları yaşatılmaya devam etmiştir.


 


     Her köyde akrabaların ağırlıklı olduğu bir yapı gereği köylerde toplumsal hayatta da Türklere ait kültürel öğeler korunmuştur. Kilim dokuma, şive, öz Türkçe kelimeler, halk oyunları, Türk müzikleri, giysiler, saygı ve sevgi kavramları gibi birçok kültürel öğe yaşatılmıştır.


 


    1950 sonrası hızla kentleşme ile köyler boşalmaya başlamıştır. Tamamen yerleşik düzene geçmenin ardından bu kavramlardan uzaklaşılmıştır. Yerleşik düzenle birlikte Türklerin savaşçı, yük taşıma, seyahat etme gibi birçok yeteneklerini son dönemde iyice azaltmıştır.


 


     Şehirlerde ise Selçuklu döneminde Türk kültürü ağırlık basarken, Osmanlı döneminde hem Türk kültürü hem de İslami kültür birlikte yaşamıştır. Son zamanlarda ise İslami öğelerin baskın olduğu görülmektedir.


 


     19. yüzyılda başlayan Batı kültürüne hayranlık ile kentlerde Batı müziği, tiyatro, Batı’ya özgü giysi ve yaşam öne çıkmıştır.


 


     Köyden gelenlerin kentte var olan baskın İslami veya Batı kültüründen birisini seçmesi gerekmektedir. Köyden gelenlerinde Türk kültürüne ait öğeleri bırakması ile Türk kültürünün izleri silinmektedir.


 


    Kentlerde dernekler ve bazı mahallelerin yakın köylerden oluşarak, kültürünü koruma çalışmaları Kültürümü ayakta tutmaya çalışmaktadır.


 


     Geçmişte, Batı kültürünün özellikle de Amerikan ve Rus kültürünün Türkiye üzerindeki baskıları Türk toplumunun kültür öğelerini ciddi tahrip etmiştir. Birinci Dünya Savaşı da toplumda hem kültürel hem de iktisadi sorunlar çıkartmıştır.


 


     Hâlen internet, film, TV ve müzik endüstrisi ile ciddi bir Batı kültürü ile karşı karşıya kalmaktayız. Türk kültürünün bazı öğelerinin halen korunduğu ve dünyaya hitap edebildiğini görebiliyoruz. Ülkemizde, çekirdek aileye hızla geçiş nedeniyle de bu kültürün gençlere taşınmasında çok zorluk çekiyoruz ve var olan kültürel öğelerin gelecekte kaybolabileceği ve dünyaya hitap edemeyeceği görülmektedir.


 


       Türkiye dışında özellikle Türk dünyasında bu kültürel öğelerin daha iyi korunduğu ve korunacağı görülmektedir.


 


 


 


 


 


Aynı zamanda bir eğitimci olarak gençlerimize genel anlamda neler tavsiye edersiniz?


 


 


 


    Eğitimci olarak, bilginin gücüne hep inanmışımdır. Bilgiye ulaşmak için toplumun her kesimi ile iletişimde olmalarını, gezmelerini ve bol bol her çeşit kitabı okumalarını, belgeselleri izlemelerini, fuarlara gitmelerini tavsiye edebilirim.  Sanatın ilgilerini çeken bir alanında da etkinliklere katılarak eğlenmelerini tavsiye edebilirim.


 


     Hem Türkiye hem de dünyada gelişmeleri takip etmelerinin ufuklarını açmaya çok katkı sağlayacağını da belirtmek isterim.


 


 


 


 


 


      ABDULLAH YİĞİT’İN ÖZGEÇMİŞİ


 


 


 


   1995 yılında Kütahya’da Meslek Lisesi Elektrik Bölümünü, 99 yılında ise, Düzce’de Elektrik Öğretmenliğini bitirdi. 1999 yılında Ilgaz’da 5 yıl, 2004 yılında Beylikova’da 1,5 yıl Elektrik Öğretmenliği yaptı. 2006 yılında geçici görevle, 8 ay kadar Çocuk Esirgeme Yurdunda 7-12 yaş öğretmenliği görevinde bulundu.


 


     2006 yılı Eylül ayından beri Türk Telekom Meslek Lisesinde öğretmen olarak çalışmaktadır.


 


    2008 yılında 3 yıla yakın Ortaokul öğrencilerine Meslek Liselerini tanıtma görevini yaptı.  2008 yılından itibaren enerji verimliliği ve güneş panelleri ile rüzgâr türbini konusunda  kurulumlar ve bilimsel çalışmalarda bulundu.


 


     2013 yılında İş Güvenliği Uzmanı oldu. 2016 yılında kadar Milli Eğitim Müdürlüğünün İş Güvenliği ekibinde, ondan fazla okulda öğretmenlere iş güvenliği eğitimi verdi. 


 


       2013 yılında Türk Dünyası ile ilgili olarak öğrencileriyle ülke tanıtım çekimleri yaptı. Sosyal medyada Türk Dünyasını tanıttı.


 


     2014 yılında Odunpazarı Kaymakamlığı adına Odunpazarı Teknoloji Ttransfer Ofisi adlı 630.000 TL’lik BEBKA destekli projeyi yazdı ve yürüttü.


 


      2015 yılında Eskişehir Valiliği AB Proje Birimi şefi olarak atandı.


 


      2015 yılında da Eskişehir Valiliği adına Seyitgazi Bölgesi Turizminin Geliştirilmesi adlı 420.000 TL’lik BEBKA destekli projeyi yazdı ve yürüttü.


 


       2016 yılında AB Bakanı Volkan Bozkır’ın Eskişehir’de STK’larla toplantısı ile ilgili Valilikte STK ve Kamu Kurumu personelinin katılım sağlamak için organizasyonu yürüttü.


 


      2014 yılındaki projesiyle Enerji Yöneticisi ünvanını aldı. Bu projeyle okulunda  rüzgâr türbini ve güneş panelleri ile ilgili bir çok kurulum yapılmasını sağladı.


 


    2016 Ekim ayında Amsterdam’da AllardPierson Arkeoloji Müzesinde Eskişehir Frig bölgesinin tanıtım toplantısını organize etti.


 


    Hâlen Türk Telekom Meslek Lisesinde Elektrik Öğretmenliği yapmaktadır.