26 Ocak 2021 Salı 450 Okunma

FETİH VE MEDENİYET DERGİSİ



     Cemil Meriç; kitabı fazla ciddi, gazeteyi ise fazla sorumsuz olarak görür. Onun tercihi dergiden yanadır. Zira dergi, hür tefekkürün kalesidir. Dergiler, geçmişten geleceğe düşünce, söz ve ifadenin belgesidir. O belgeler içinde nice baharlar nice güzellikler barındırır. Dergiler, İrem bahçelerinde söz üstünlüğünün birer numune-i misalidir. Okumasını bilenler için dergiler, yeni keşiflerin, farklı ilhamların ve derin düşüncelerin kayıt altına alınmış kültürel değerleri niteliğindedir.


    Günümüzde hemen her alanda, her düşüncede dergiler yayınlanmakta, bir kısmı metalaşıp özgün ve özgür olmanın dışına çıkarak amaç kaymasına uğramaktadır. Bir kısmı ise görkemli geçmişten hız ve ilham alarak aydınlık geleceği kurma kaygı ve ümidiyle yeni yollar keşfetmenin uzun ve uzak idealinin peşine düşmektedir.


     Fetih ve medeniyet kavramları her Türk’e heyecan veren tarih ve kültür ilişkileri bağlamında övünç kaynağı iki olgudur. Fetih ve medeniyet tarihte yaşadığımız ve bütün milletlere de bunların özellikli değerlerini cömertçe tattırdığımız temel insani kavramlar olmuştur. İlgili kavramlara atıfta bulunmamız, bir hasretin yanında milletçe yeni Kızılelma ve nizam-ı âleme kapı aralamak hükmündedir. Erol Güngör, “Bir medeniyet her şeyden önce bir değerler, inançlar sistemidir: Müesseseler bu değer ve inançların birer eseri olarak ortaya çıkar.’’ derken konunun özüne işaret etmiştir.


       Ziya Gökalp, kültürle medeniyeti birbirinden ayrılan yönlerini belirtir. Ona göre; “Kültür bir milletin kendine özgü dil, ahlâk, hukuk, din, estetik, ekonomi, fikir ve fen hayatlarının ahenkli bütünüdür. Medeniyet ise bireysel iradelerle ve metotlu çalışmalarla meydana getirilen bilim, bilgi ve tekniklerin tümüdür.’’


    Sosyolog Robert Maciver, kültür ve uygarlık kavramlarını birbirinden ayırır: “Kültür, yaşayış ve düşünüş tarzımız; sanat, edebiyat ve dinle ilgili değerlerimiz; âdet, gelenek ve eğlencelerimizdir.’’


   Osmanlı kroniklerine göre fetih; “halkı ve özellikle gayri müslim tebaayı gözetme, onlara karşı hoşgörülü davranma” manasında kullanılmıştır. Fethedilen yerlerin halkına iyi davranma, onları himaye etme, dış düşmanlara karşı can ve mal güvenliğini sağlama, dinî konularda serbestiyet verme, vergi hususunda kolaylık gösterme Osmanlı fetih siyasetinin başlıca unsurlarıdır.


    Alp-erenlerin, gazi dervişlerin fütuhat gayelerinin, ‘kafiri kara yerden ağ toprak açmak, ıssız viranelikleri abad etmek, adalet ve huzuru sağlamak…’’  olduğu belirtilmiştir. Seferlerin sömürü ve istila amaçlı yapılmadığını vurgulamak için bu savaşlara fetih (açmak) denilmiştir.


     ‘Madde ve Mananın Fethi’ üst başlığı ile düzenlenen ‘Fetih ve Medeniyet Dergisi’ bütün bu kültürel kodları hafıza ve zihinlerde yeniden üretmek için çok isabetli bir tercihte bulunmuştur.


    “Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak” ümidiyle yola çıktığını ifade eden  “Fetih ve Medeniyet” dergisi, büyük iddiaların bir kıvılcımı olmak arzusundadır.  


      Derginin amacı ve muhtevası derginin önsözünde Vali  Erol Ayyıldız tarafından şöyle açıklanmaktadır: “Fetih ve Medeniyet” adını verdiğimiz dergide; köklerimizle tarihimizin, kültür ve medeniyetimizin mirasına tutunurken diğer yandan -tıpkı ecdadımızın rüyasında olduğu gibi- kollarımızı insanlığa ve geleceğe açtık. Esasen “açma, açılma” anlamına gelen “fetih” ten kasıt kalpleri hakikate açmaktır. Asıl fetih “gönüller fethi” idi zira. Bu topraklara konup göçmek için değil, bir çınar gibi kök salmak için ayak basan ecdadımız; önce şehirlere değil gönüllere girmenin yollarını aradılar. “Fetihten sonra fetih” fiiliyatına devam ederken de asıl gaye; dili, dini, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun halkın gönlünü kazanmak olmuştur. Nitekim asırlar boyunca bir'e ve birliğe doğru bir koşudur fetih. Gönüllerin fethedildiği bir medeniyetin izinde gönül kapılarını açmayı ümit ettiğimiz dergimizde, “fetih” kavramının mana dünyasına sadık kalarak “Karacahisar”ı maddi ve manevi yönleriyle bütünleyici ele almaya gayret ettik. Dergimizin isminin üstündeki “Madde ve Mananın Fethi” ibaresi ise bu yöndeki gayret ve ümidimizin nişanesidir.’’        


     Eskişehir, tarihin en eski çağlarından itibaren farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir yerleşim yeridir. Stratejik konumu ve Anadolu sağ kol güzergâhında yol kavşağı üzerinde olduğundan bir menzil olması yönüyle de büyük bir öneme sahiptir. Köklü tarihiyle ve farklılıkları zenginli ve güzellik olarak görmesiyle şehir kültür ve tarihi açısından da eşine az rastlanan bir şehirdir.


     Eskişehir’in kent kimliği ‘’Türk şehri, kültür ve sanat kenti ‘’ olmasıdır. Bu kentte; tarihsel köklere, Selçuklu ve Osmanlı’ya, oradan Cumhuriyet’e uzanan bir süreç bulunmaktadır. Eskişehir’in ören yerleri, tarihi mekânları, camileri, külliye ve eski evler ile modern ve çağdaş binalar, uyumlu bir Eskişehir’in örneğini vermektedir.    


    Sayın Valimiz Erol Ayyıldız’ı muhteva zenginliği ve güzel tasarlanmış görsel objelerle desteklenmiş bu tematik dergi yayın hayatına başlatmasından dolayı şükranlarımı arz ediyorum.


    Dergi bu ilk sayısında, Türk tarihinde önemli bir mekân olması hasebiyle yüksek değer taşıyan Karacahisar’ı tematik olarak ele almakta, onu tarih ve kültür bakımından işlemektedir. Karacahisar kazısından çıkarılan objeler ilk defa yetkililer tarafından bu dergide yayınlanarak açıklanmıştır. Alanlarında yetkin bilgi ve kültüre sahip hocaların Karacahisar konusunu madde ve mana açısından ayrıntılı olarak ele aldıkları yazıları ilk defa ve bir arada yayınlanmaktadır. Derginin bu ilk sayısının hazırlanıp yayınlanmasında editörlük yapan     Hasan Yılmazyaşar, Feride Turan ve Burcu Coşkun Ovalı’yı kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.


     Fetih ve Medeniyet Dergisinin kültür dünyamıza hayırlı olmasını dilerim.