6.07.2018 17:21:16 1292 Okunma

Çocuklarımızı böyle yetiştirebilsek...

Çocuklar ana babalarına günahsız teslim edilen saadet çiçekleridir. Bu çiçeklerin toprağı temiz olur, Zamanında suyu da verilir bakımı da iyi yapılırsa evin en güzel süsü olurlar. Ana babanın büyüme ve yetişme döneminde çocukları üzerinde büyük etkisi ve önemi vardır.
Dinini diyanetini bilen, meşru ve müsbet hareket ve davranışlarıyla çocuklarına sözden çok fiilleriyle örnek olan anne babanın çocuklarıda güzel büyür yetişir.
Sigara için bir ana babanın çocuklarına sigara içmeyin zararlıdır sözlerinin ne kadar etkisi olur? Kapıya gelip baban evde mi diye soran koşmuya evde olduğu halde çocuğuna evde yoktur de! yalanını aşılayan babanın oğluna fiilen yalancılığı öğretmiş olur.
Eğitimin ilk yeri ‘ana kucağı, baba ocağıdır’ Sevgili Peygamberimiz (a.s) bir Hadisi Şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Doğan her çocuk İslam fıtratı (Müslüman) üzerine doğar. Ebeveyni Musevi ise onu Yahudileştirir. Nasrani ise onu Hristiyanlaştırır. Müşrik ise onu müşrik yapar” (Tuhfet’ül Ahvezi C:6/sf:344)
Hadis-i Şerifte müslüman anne ve babalara şu hatırlatma yapılmaktadır;
“Allah Teala’nın mü’min olarak sizlere emanet ettiği yavrunuzu Kur’an ve İslam ahlakına göre yetiştirmezseniz ve onların kötü davranışlarına göz yumarsanız sizin çocuklarınız da gayri müslim veya dinsiz olurlar.”
Yahudiler Havrada, Hıristiyanlar Kilisede çocuklarının eğtimen müslümanların çocuklarına verdiği eğitimden daha çok önem veriyorlar. Kiliselerde verilen derslere ayinlere anne babalar her Pazar çocuklarını bayram yerine gider gibi neşeyle ellerinden tutup götürüyorlar.
Müslüman aileler çocuklarını küçük yaşta aile ocağında haramı helali fiilen yaşayarak öğretmeli, yalanın zararlı, dürüstlüğün faydalı olduğunu bildirmeli.
Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye’nin Söğüt yaylalarında filiz verdiği ilk kuruluş yıllarında tozun ismindeki on -oniki yaşlarında bir Türkmen çocuğu akşam üzeri kırdan eve dönerken yamaçta tek başına meleyen bir kuzu görür. Kuzuyu çok seven çocuk, onu kucakladığı gibi eve getirir. Lakin Tosun’un annesi kendisine ait olmayan bir malı alıp getiren oğlunu şiddetle azarlar ve sabah olur olmaz kuzuyu hemen götürüp sahibine teslim etmesini ister. Çocuk her ne kadar “Anacığım ben bunu çalmadım kırda tek başına boş dolaşırken gördüm, sahibini nereden bulayım?... dese de dinletemez.
Kılı kırk yararcasına titiz bir hayat süren faziletli ana:
- Kuzuyu alıp çevredeki bütün çiftlikleri dolaşırsın, Annesi olan koyun yavrusundan uzak kaldığı için mutlaka acı acı melemektedir. Nerede bir meleme sesi duyarsan, yavruyu götürüp koyuna gösterirsin eğer hayvan hakikaten bu kuzunun annesi ise derhal onu yalar kuzu da ona sokulmaya başlar o zaman bırakır gelirsin!...” diye tenbihler.
Küçük Tosun, ertesi sabah erkenden kuzuyu kucakladığı gibi yola düşer. Öğleye kadar kan ter içinde mandıra mandıra çiftlik çiftlik dolayıp anne koyunu arar. Nihayet öğle sonuna doğru o civardaki bir Rum tekfurunun malikanesinden duyduğu acı meleme sesiyle gözleri ışıldar. Evet! Kuzunun annesini bulmuştur. Birbirine koşan ana ile yavrunun mesut koklaşmalarını bir müddet sevinçle seyrettinden sonra oradan ayrılır.
Tam çitleri aşıp yola inerken, bir Müslüman çocuğun kendi çiftliğinden çıktığını gören ve o sırada bir gezintiden dönmekte olan Harmankaya tekfuru, Tosun’u karşılar ve burada ne aradığını sorar. Çocuk olan biteni ve annesinin kendisine söylediklerini nihayet araya taraya kuzuyu annesine teslim ettiğini anlatınca hayretler içinde kalan adam;
- Bu millette kadın ile çoluğu ve çocuğu ile bu kadar fazilet, mert ve dürüstlük varken elbette eninde sonunda bütün bu topraklara sahip olmak haklarıdır” diye düşünür. Ve birkaç gün boyunca zihninden bu hadise hiç çıkmayan tekfur, içindeki boşluğun devasını bulduğunu düşünerek doğruca Ertuğruloğlu Osman Gazi’nin huzuruna çıkar ve Müslümanlıkla şereflenerek kurtuluşa erer.
Küçük Tosun’un faziletiyle yüreği fetholan tekfur ilk fethi yıllarında Osmangazi ile İla-i kelimetullah davasında omur omuza büyük kahramanlıklar gösteren ünlü akınca ailesi Mihaloğulları’nın atası Gazi (Köse) Mihal Bey’den başka biri değildir. Sözlerimi Victor Hugo’nun veciz bir sözüyle bitiriyorum:
“Bir milletin büyüklüğü, nüfusunun çokluğu ile değil akıl ve fazilet sahibi insanlarının sayısıyla belli olur”
Hoşçakalınız.