8 Şubat 2019 Cuma 1186 Okunma

RUH ÇAĞIRMA

İslam akaidine göre “ruh” sonradan yaratılmış olduğu için zatı gereği yok olabilir. Fakat Hz. Allah onu yok olmaktan korumuş, ilahi irade onun ebediliği yönünde gerçekleşmiştir. Bu sebeple insan ölünce ruhu yok olmaz, başka bedene girmez. Bir başka aleme yükselir. Kur’an-ı Kerim’de Mevlamız şöyle buyurur:
“Hz. Allah, ölüm vakti gelince canları alır; ölmeyenin de uyku zamanında canını alır. Eceli gelen canı tutar; gelmeyeni, eceli gelinceye kadar salıverir. Bunda düşünen insanlar için ibretler vardır.” (ez Zümer, A: 42 S: 4)
Rasülullah Efendimizde: “Ölümle bedenden ayrılan ruhun göklere çıkardığı, meleklerin iyi ruhları selamladıklarını, alemlerin Rabbinin huzuru getirildiklerini, sonra da dünyaya döndürüldüklerini, kafirin ruhunun ise şiddetle zindana atılmakta olduğunu haber vermiştir.
Kabir azabının ruh ve bedenle birlikte olacağı görüşü ahad haberlere dayanmasına rağmen akaid kitaplarında itikadın bir parça olarak yer almaktadır. Kabre konulan kişiye Münker-Nekir isimli iki melek gelip; Rabbin kimdir, peygamberin kimdir, Dinin nedir suallerini soracaklardır. Ölen kişinin canda aklı başında ruhu bedende olup vereceği cevaplara göre muamele görecektir. Doğru cevap verenlere iki melek; Artık kıyamete kadar gelin güvey uykusu gibi uyu diyeceklerdir.
Cevap veremeyenler de kıyamete kadar kabirde azap göreceklerdir. (Hadis-i Şerif Buhari Tecrid- i Sarih cilt, 4, Sh. 638 1938 Baskı)
Ölen kişilerin ruhlarının, arkalarından yapılan hayır ve hasenattan haberdar edileceğine dair haberler var ise de, bu ruhların yaşayan insanların irtibatta bulunacağına dair herhangi bir ayet ve hadis veya kabul görmüş bir inanç yoktur. İnsanların gayb alemi ile irtibatı doğrudan doğruya Cenabı Hak vahyi, meleklerin aracılığı, şeytan ve cinlerin bilgilendirilmesi vasıtasıyla demektedir. İnsanların ölmüş kişilerle, rüya gibi hayat veya ilham alemi hariç buluşması mümkün görülmemiştir. Melekle görüşüp ondan haber alma peygamberle has bir özellik olmakla birlikte cin ve şeytanların insanlardan kendilerine yakın kabul ettikleri kişilere haber ilettiklerine dir bazı naslarda vardır. (el Hicr, A: 18, Saffat A:10)
Bu ve benzeri bilgilerden anlaşıldığına göre, insanların duyular özelliğiyle irtibat vasıtalarından birisi cinlerdir. Onların bilgileri, sınırlı, gayb, onlar içinde kapalı olmakla birlikte cinlerin insanlar için nisbeten gayb sayılan bazı olayları bildiği veya müşahede edebildiği sayılmaktadır. Fakat onların bildikleri ve müşahede ettikleri olayları yalanlarla karıştırıp insanlara aktarırlar. Bu yüzden, insanlara aktardıkları bazan doğru bazan yalan çıkar.
Cinler insanları etkilemek için bazı büyücü ve kahinleri seçtikleri gibi bazı spirisdleri yani ruh çağırıcıları de seçerler. İşte ruhçuların ruh çağırma seanslarında kendilerine geldiklerini söyledikleri varlıkların bu cinler olması kuvvetle muhtemeldir.
Bunlar kendilerini medyumlara ruh diye tanıtıp, söylediklerinin doğru çıkmasıyla da onları kendilerine bağlarlar. Nitekim Hz. Peygamberimiz (as) “Şeytanın çeşitli şekillere bürünerek insanlara görüneceğine ve onları aldatacağına dikkat çekmiştir.
Bir ayeti kerimede Cenabı Hak (C.C.) şöyle buyuruyor:
Hz. Allah (C.C.) insan ve cinlerin hepsini biraraya topladığı gönde “Ey cinler (şeytanlar) topluluğu! Siz, aldatmak için insanlarla çok uğraştınız. der” (Enam Suresi A:128, Sh:143)
Ruh çağırma seanslarıyla uğraşanlar esas itibariyle uzak çevrelerdir, onlara haber getirenler habis ruhlardır. Bu sebeple zayıf ve cahiller imanlarını ve islamlarını zedeleyebilirler. Ruh çağırarak onlardan haz aldığını iddia edenler bilmelidirler ki, bu yöntemin inanç yönünden de önemli sakıncalar taşıdığı insanların Allah’tan başka varlıklardan medet umma eğilimine yönelteceği bunun da İslamın tevhid akidesine aykırı olduğu açıktır.
Hoşçakalınız.