14 Haziran 2019 Cuma 1142 Okunma

YAZ KUR’AN KURSLARI (Latin harflerle Kur’an yazılmaz okunmaz)

Müslümanların kutsal kitabı Kur’anı Kerim’dir. Müslümanlar Kur’anı Kerim-e inanırlar. Onu okumayı öğrenmeleri dini bir görev sayarlar. Kutsal kitabımız Allah tarafından Cebrail isimli vahiy meleği vasıtasiyle Hz.Peygamberimize inzal edilmiş (gönderilmiş) tir.
Müslümanlar daha önceki peyamberlere gönderilen Tevrat, Zebur ve İncil gibi kutsal kitaplara da inanırlar. Bu gerçek imanın bir gereğidir. Ne var ki önceki kutsal kitaplar bugüne kadar indirildiği esas şekliyle ulaşamamışlardır. Tahrif edilmişler asılları değiştirilmiştir. Kur’anın bir mucizesi de indirildiği günden kıyamete kadar aslı üzere var olacaktır. Bu garantiyi Hz.Allah (c.c.) şu Ayeti ile teahhüt ediyor.
“Kur’an-ı Kerimi biz indirdik. Elbette onu bir koruyacağız” (el Hicr Suresi ayet 9, saife 261)
İlahi kitaplar “Allah kelamıdır” ona insan sözü karışmamıştır. Bu bakımdan hem söz hem mana açısından mevlanın sözüdür. Kur’an 23 sene zarfında inmiş o zaman zarfında Kur’an’a karışmasın diye hiçbir “hadis” (peygamberimizin sözleri) kayıt altına alınmamıştır.
Hz.Peygamberimiz (a.s) her vahyin gelişinde “vahiy katiplerine” inen ayetleri yazdırırdı. Yazdırdıktan sonra onu tekrar ettiriyor okutturuyor. Herhangi bir yanlışlık bulunursa düzeltiyordu. Vahyi yazan katibe yazdığını çoğalt ve mü’minlere dağıt diyordu. Ayrıca vahiy katibine inen her Ayetin hangi surenin hangi kısmına konulacağını (yazdırılacağını) bizzat bildirirdi.
Hz.Peygamberimiz (a.s) yazdırmak suretiyle aldığı tedbirden başka indirilen Ayetlerin ezberlenmesini de ısrarla isterdi. Çünkü namazda Kur’anı ezberden okumak gerekiyordu.
Kur’anın dili Arapça’dır. Bu husus Kur’anın Araplara mahsus bir kitap olma özelliğini taşımaz. Bu dilin fesahatı, belagatı açısından Mevla-i  zülcelal böyle tensip etmiştir. Cennette konuşulacak dilde Arapça olacağı bildirilmektedir.
Zaman zaman ülkemizde ezanın ve Kur’anın Türkçeleştirilmesinden söz edilir. Böyle bir şey İslam dinine yapılacak en büyük bir kötülük ve düşmanlık olur. Bütün dünya milletleri, müslüman olunca ezanı ve Kur’anı aslı üzere öğrenirler ve okurlar. Bunda mecburiyet vardır. Ezan ve Kur’an cihanşumul bir özelliğe sahiptir aslı değiştirilemez, mesela tıp ilmi nerede öğrenilirse öğrenilsin hastalıkların ismi tekdir. İlmin özelliği bir tek kurallara oturtulmuştur.
Kur’anı Kerim’in birçok mucizesi vardır. Onlardan biri de ezberlenmesinin ve okunmasının gayet kolay oluşudur. Öyle olmasa normal zekaya sahip bir insan onun tümünü bir birbuçuk senede ezberleyebilir miydi?
Kur’anı-ı Kerimi aslından öğrenip okumak çok büyük bir sevaptır. Namazda okunması şart olan Kur’anı Latin (Türkçe) harflerden ezberleyen ve okuyan Kur’ana hakkını vermiş olmaz. Çünkü Kur’an harflerinin ifade ettiği manayı Latin harfler ifade etmezler. Örneğin;
Kur’anda te ve tı harflerine karşı Latincede (T) harfi vardır. T harfiyle yazılan “tabe” lafzı tevbe etti anlamına geldiği halde “Tı” harfiyle yazılacak olursa “Hoş oldu” anlamına gelir.
Yaratmak anlamına gelen (Halaka) kelimesi, Kur’anın “hı” harfiyle yazılırsa (yaratmak) manasına gelir, Latin harfi Haş (H) ile yazılırsa “tıraş etti” manasına gelir. Kur’anda (sin, se, sad) harfleri vardır. Latincede sadece “s” harfi vardır. Ayrı harfler ayrı anlamlar ifade ederler. Onun için ibadetlerin kabülü için Kur’anı aslından öğrenip okumalıyız...
Yaz Kur’an Kursları bu açıdan çocuklarımız için çok önemli bir fırsattır. Bir yaz kursa giden çocuk namaz dualarını öğrenir, ikinci yaz kursa giderse Kur’anı okumayı öğrenir. Çocuklarımızın dünya ve ahireti için bu elzemdir. Anne çocuğunu elinden tutup camiye kursa götürecek, baba da akşam eve gelince, “gel yavrum bugün ne öğrendin? oku bakalım”, diye şefkatle çocuğu sevecek teşvik edecektir. Yakın ilgi gerekir.
Çocuğuna dinini Kur’anını öğreten anne-babalara Ahirette büyük fazilet vardır. Bir Hadis-i Şerif’te Efendimiz (a.s) şöyle buyurur;
“Dünyada çocuğuna dinini Kur’anını öğretmiş anne babaya cennetle öyle bir taç giydirilir ki bundan herkes onların dünyada iken çocuklarına Kur’an öğretmiş olduklarını anlar.” (Zevaid 7/166)
Bunun aksi evladlarına dünya için gerekli olan herşeyi öğretip de ahiret için din, iman ve Kur’an için hiçbir şeyi öğretmeyen ana-babalar için de Hz.Allah Kur’anda bir ayeti ile ikaz ediyor:
“Ahirette en çok husrana (zarara) uğrayanlar, kendilerini ve aile-i efradını dinden, Kur’andan mahrum bırakarak zarara ziyana sokanlardır.” (Şura Suresi, A:45, Sh:487)
Evlad-u iyal, ana-babaya günahsız teslim edilen emanetlerdir. Bunları dinden, Kur’andan mahrum bırakmak emanete ihanet etmektir. Sonunda pişman olmamak için dini-dünyevi görevlerimizi yerine getirmeliyiz.
Hoşçakalınız.