11 Temmuz 2019 Perşembe 586 Okunma

DİN DENİLEN KURALLAR VE DEVLET KURALLARI-2

 


İşte Laiklik yaklaşımı, zaten muhkem kurallara uygun olan Anayasa maddeleri dışındaki yönetmelik ve “ne ile, nasıl, niçin” gibi açıklamalı kanun maddelerinin, dine ait müteşabih /zaman ve zemine göre değişken özellikli kurallar temelli devlet kuralları haline dönüşmemesi demektir. Böylece de insanlar, din liderleri denilen kişilerin dinsel kanaatlerinden korunmuş olmaktadırlar.


       Burada Devletin rolü, insanların din demek olan muhkem kurallara  dayalı uygulamalarında, özgürlük sınırında olmak şartı ile serbestilerini sağlamak, korumak ve kollamak olacaktır.


       Çünkü devlet, Anayasa ve temel kanun maddelerinin uygulanmalarına yönelik kurallarını özellikle kanaate dayanan Müteşabih /değişken mesajlara göre belirleme uygulaması, farklı kanaat gruplarının görüşlerinin bu kuralları belirlemede işe karıştırılması, gruplar arası görüşleri kabul ettirme uğraşılarına ve durumu işin içinden çıkılmaz karmaşaya götürecektir.


Atatürk, bu ayırıma laiklik deyimini kullanmış ve TBMM toplantısında yaptığı bir konuşmada şöyle özetleyerek tanımlamıştır: “Terbiye, ya milli olur, ya da dinî  olur. Biz dinî  terbiyeyi aileye bıraktık. Milli terbiyeyi de devlete aldık. Okullarımızda ve bütün kültür müesseselerimizde milli terbiye esas alınmıştır. Çocuk dinî terbiyesini öncelikle ailesinden alacaktır. Bu arada İlahiyat Fakülteleri de dinî terbiyeyi takviye edecektir.”.


Laiklik prensibindeki demokrasilerde, halka ait olan milli iradeye göre ve halkın seçtiği TBMM başta olmak üzere buna bağlı olarak oluşturulan görev kurulları, Kur’an’ın önermiş olduğu gibi birer şura (halkın oluşturmuş olduğu danışma ve karar verme kurulu /ları) olarak çalışırlar. Bu kurullar, Kur’an’ın yorumlara, kişi kanaatine dayanan müteşabih /değişken ve zaman ve topluma göre farklı olan sosyo-ekonomik kurallarına ve yapılan içtihatlara dayanmaksızın ve bu kuralları idari kurallara karıştırmaksızın, diğer bir ifade ile dini devlet işlerine, işleyişine karıştırmadan, yani devlet kararlarını dinin müteşabih kurallarına dayandırmaksızın halk adına devleti idare etme yetkisini kullanırlar. Bu idarede devletin müteşabih önermelere değil, müteşabih önermelerin devlete uyarlanması ve bu önermeleri dinamik tutup, devletin işleyiş kurallarına, hukukuna ve yasalarına karıştırılmamaları söz konusudur.


Devlet adına hükümet, farklı dinî, siyasî veya başka görüşteki grupların ve ideolojilerin hiçbirinden değil, hepsine aynı mesafede ve yaklaşımdadır. Çünkü bir gruba veya ideolojiye hükümetin yakınlığı demek, o grup dışındakileri ötekileştirmek ve düşünce özgürlüğüne sınırlama getirmek demek olacaktır. Temel hedefi insanın huzuru olan din, ilahî kitabındaki sosyal içerikli dinamik müteşabih mesajları sayesinde, devletin işleyiş kurallarına kendini kolayca adapte edebilecek üstünlüklere ve özelliklere sahiptir. Dolayısıyla demokraside toplum düzeni, Kur’an’daki yoruma açık müteşabih önerileri kurallaştırarak değil, toplumdan topluma farklı olan değişken-dinamik sosyo-ekonomik kurallara göre gerçekleştirilmektedir. Devlet düzeninde toplumsal ve insanların sosyal yaşamına yönelik kurallar, yasalarla belirlenir. Böylece de hukuk kuralları dinin müteşabih kurallarından ayrılmış olur. Diğer bir ifade ile burada müteşabih önerileri ile din, devleti kullanmamakta, devlet de (dolayısıyla idareciler) dinin müteşabih önerilerini kullanmamaktadır. 


Devlet, dindeki müteşabih önerilere dayanarak insanları yönlendirmez ve “din kuralı böyle diyor” diye yasaklayıcı kararlar almaz ve devlet böylece  kendi uygulamalarını, dinin müteşabih önerilerine göre değiştirip uyarlamaz. İnsanların özgürlüklerini, bu önerilere dayanarak kısıtlamaz. İnsanların müteşabih önerilere uyup uymamalarını ve dinlerini seçmelerini, buna ilişkin yaşamlarını özgür kararlarına bırakır. Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak, hiç kimse ibad etme /kulluğunu ifade etme şekline, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz.  Kişisel düzeyde kalan ve başkasını etkilemeyen ve rahatsız etmeyen sınırlar çerçevesinde olan dinî  inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz. Kişinin herhangi bir dinî seçmesi, herhangi bir dinden olması, bulunduğu dinin icaplarını yapma veya yapmama ve dinîni değiştirme, dininden çıkma özgürlüğü vardır.


Ayrıca hiç kimse devlet düzenini, kısmen de olsa müteşabih din önerilerine dayandırma amacı güdemez. İster Müslüman, ister Musevi ve Hıristiyan, isterse putperest veya ateist olsun, toplumsal işlerde ve olaylarda kişiye ne kendi dinine göre, ne de hükümette olan ekibin dinî görüşüne göre işlem ve muamele edilemez. Örneğin devlet işi ve mesaisi, dinî  uygulamalardan olan namaz vakitlerine uyarlanmaz, fakat namaz vakitleri mesai saatlerine uyarlanabilir (Erzurum Müftülüğü’nün Cuma namazını öğle mesaisinin bitimine göre uyarlaması gibi). Ki böylesi bir uyarlama ile Kur’an’daki önemli kurallardan biri olan insanlara kolaylık kuralı da uygulanmış olur.


Bu açıklamaya göre laik bir rejimde toplumsal suçları idari otorite kovuştururken, din görevlilerinin oluşturduğu dinî otorite buna karışmaz ve sadece Kur’an’ı ve buradaki dinî mesajı hatırlatmakla yetinir. İdarî otorite de dinî yasağa karışmaz ve buna dayanarak yaptırımlar ve yasaklar koyamaz. Ancak bir suç unsuru tespit ettiğinde hukuksal yönden kovuşturur. Bu aktivitede suç olmasa bile, dinî yasağa karşı gelinme olduğu için dinî yönden ancak günah söz konusudur ve kişinin tevbe edip etmemesi ona kalmıştır. Zaten Allah, Kur’an’da dinî inanca yönelik hiçbir ibad etme eksikliğinin izlenme ve cezalandırma görevini Peygamber dâhil hiçbir kişiye vermemiş, “Sizin dininiz size, bizim dinimiz bize” diyerek de inancı kişiye bırakmıştır. Yine Peygambere hitaben de “Beni kulumla baş başa bırak" diyerek de bu uygulamayı pekiştirmiştir.


 Dinî kısıtlamalara devlet girmezken, bu yasaklara uymaması nedeniyle başkalarına verdiği herhangi bir zarar veya huzursuzluk için kişilere uygulanmak üzere ceza yasası koyar. Dine dayandığı için değil de başkalarını huzursuz edebileceği için örneğin umuma açık yerlerde alkol veya uyuşturucu madde kullanma, kapalı yerlerde sigara içme, çevreyi kirletme, yere tükürme, yere sakız atma, gürültü yapma gibi durumlara yasaklar konabilir. Yani devlet insanların din özgürlüklerini, başkalarının din ve manevi düşünce özgürlüklerini olumsuz etkilenmemek üzere gerekli güvenceleri ve yasal önlemleri alır. Dinî inançları ve çeşitliliklerini çağrıştıracak kıyafet, dinî simge ve davranışlar nedeniyle insanların birbirlerini dinî  inançları nedeniyle etkileyecek durumlara müsaade etmez ve gerekirse hukukî yasaklar koyar. Ayrıca devlet, dini başıboş bırakmamalı ve sahip çıkmalıdır. Bu sahip çıkma, özgürce, fakat başkalarına zarar vermeyecek ve istismar etmeyecek maddi ve manevî koşul ve olanakları sağlamanın ötesine geçmemelidir. Çünkü dinî baskı ve zorlamalar, laikliğe aykırıdır.


Örneğin bir yurt dışı gezim sırasında şehrin merkez parkının giriş kapılarında, parkta yasaklanan konular büyük panolarda gösterilmiş ve insanlar bu yasaklara uymaları için uyarılmıştır.


Kısaca laiklik prensibinde devlet ve dini, birbiriyle çatışan, birbirine rakip iki ayrı kurum olarak değil, ikilemli prensipte olduğu gibi birbirini tamamlayan ve beraberlikleri ile toplumun düzenini sağlayan iki kurum olarak görmeli ve değer vermeliyiz. Böylelikle de laiklik prensibi sayesinde din ve devlet birer değer olarak yerlerini almış olurlar. Sonuçta da hem toplumun bireyleri demokratik özgürlük hakları çerçevesinde dinî  inançlarının gereklerini yerine getirmiş, hem de devletine sahip çıkmış olur. Bu ikilemde aşırı dinci bir yaklaşım nasıl kabul edilmezse, aşırı laiklik yorumlarına dayanan dine karşı olan bir davranış da kabul edilemez ve her ikisi de birer bağnazlıktır ve sömürüdür. Sağlıklı günler dileklerimle.


NOT: Şu kitaplarımın gelirleri ile Eskişehir Tıp Öğrencilerine burs veriyoruz. Özel günlerinizde kitaplardan hediye ederseniz bize destek olur ve öğrenci sayımız artar: "DİN VE BEYİN", "TÜRKÇE KUR'AN", "KUR’AN KADINI KORUYOR", "İSLÂM'IN ŞARTI SADECE 5 DEĞİL", "OKU! KONULARINA GÖRE KUR'AN AYETLERİ" ve "KUR'AN'IN KULU KÖLESİ MEVLANA", “TEVRAT VE İNCİL’DE ÖNCEKİ İSLAM”, “KUR’AN VE SON İSLAM” ve “ALLAH İLE ANLAŞMAMIZ VAR”