21 Kasım 2019 Perşembe 732 Okunma

KUR’AN’IN FARZ KURALI LAİKLİK’TİR-1

 


Beynin farklı görevler için özelleşmiş sinir hücreleri gruplarının dayanışma ve yardımlaşma prensibinde olmaları, Kur’an’da “salât” kelimesi ile 100’ün üzerinde ayette ifade edilmiş ve Hz. Muhammed gibi bütün Peygamberlere bunu uygulamaları özellikle istenmiştir.


Müzzemmil-20……Bu nedenle vaktiniz elverdikçe ve zorlanmayacak şekilde, fırsat buldukça Kur’an’ı anlayarak, düşüne düşüne okuyun, öğrenin ve öğretin, salâtı (dayanışma ve yardımlaşma toplantı ve faaliyetlerinizi) kurumsallaştırarak (Vakıf, dernek vs şeklinde) uygulamayı devam ettirin ve zekâtı (yardımlaşmanın maddî kısmını) verin, böylece de bu iyi ve güzel davranışlarınızla Allah’tan alacaklı olun. Ve bilin ki yaptığınız her olumluluğunuzu kendinize yapmış olacaksınız ve Allah, bunu kendisinden bir alacak olarak değerlendirecek ve mutlaka karşılık olarak daha fazlasıyla ödüllendirilecektir /size ödeyecektir.


Demokrasideki laiklik prensibinin özünde de böylesi bir iletişim söz konusudur. Burada taraflardan biri soyut olan din ve çoğu somut olan dinî kurallar, diğeri ise devlet idaresine yönelik idarî ve toplumsal düzene ilişkin somut hukuksal kurallardır. Kur'an'da bulunan somut hukuksal, ahlâkî ve davranışsal kurallar Al-i İmran-7. ayette Muhkem /değişmez ana hükümler ve Müteşabih /değişken kurallar olmak üzere 2 şekilde yer alırlar.


Al-i İmran-7. Ey Peygamber! Allah’ın indirmiş olduğu bu kitabın bazı ayetleri kesin hükümlü / muhkem özellikli, değişmez, herkes tarafından açık seçik kolaylıkla anlaşılan ve kitabın anaları /temeli /ana iskeleti ve hedef /amaç mesajlarıdır. Geri kalanlar ise çok anlamlı /değişken benzeşimli (müteşabih) mesajlar olup, bunların bazısı ilahi yapı ile ilgili semboller veya Evren ile ilgili bilimsel bilgiler halinde, bazısı da kesin hükme yönelik, araç /yöntem  /vesile mesajlardır. Kalpleri ve düşünceleri kötü niyetli olanlar, insanların arasına fitne sokmak ve kafaları karıştırmak için, çok anlamlı olan müteşabih /araç mesajlara bile bile daha fazla önem verirler……


Muhkem /değişmez ana kurallar tek bir kelime veya kısa cümle halindedirler. Örneğin mirası, vasiyet işlemini uygulayın, zina edeni cezalandırın, haksız ve bilinçli olarak adam öldürene kısas veya fidye uygulayın, hırsızlık yapanı bu işlemden engelleyin, uzak tutun, borç işini şahitli ve kayıtlı yapın, şehvet yerlerinizi örtün gibi.  Sosyo-ekonomik yaşamla ilgili olan yasaklar ve yapılması istenenler olmak üzere 440 sayıda belirlemiş olduğum muhkem /değişmez ana kural evrensel, ebedî, kolay anlaşılır ve yorum gerektirmeyecek kesinliktedirler. Ki bu özellikleri ile bu kurallar bütün ülkelerin Anayasa ve kanunlarında bulunan ana hükümler şeklindedirler. Bu özellikleri ile de beynin dokusal birimleri gibidirler. Bunların hiçbir şekilde farklı yorumlanmaları ve dolayısıyla da kişilerin kanaatine ve istismarına açık yönleri bulunmamaktadır. Sözde din adamlarının bu hükümlerle ilgili olarak "Benim yorum ve kanaatim budur" deme riskleri yoktur. Zaten Kur'an Şeriatı dediğimiz de işte bu muhkem /kesin hükümlerdir. Önce "İslâm'ın Şartı Sadece 5 Değil", son olarak da "Kur'an ve Son İslâm" isimli kitaplarımda ayetlerle açıkladığım bu hükümlerin her biri birer ibad etmek /kulluğu ifade etmek ve Din dediğimiz Ana kurallardır.


Ayete baktığımızda Müteşabih diye tanımlanan mesajların zaman ve zemine, yani toplumdan topluma değişken özellikli olduğu görülmektedir. Ve Kur'an'da bulunan müteşabih /değişken mesajlar, o zamanki topluma /lara uygun olan kurallardır. Bu değişken benzeşik özellikli mesajlar sayesinde Kur'an ebedî ve dinamik bir kitap özelliğinde olmaktadır. Bu mesajlar, Muhkemlere götürücü araç, vesile ve yöntemler demektir. Yani Kur’an’ın farz şeklinde uygulanması şart olmayan kısımlarıdır ve ilk Kur’an toplumuna sadece birer öneridirler.


İşte bu vesileler de hem zamanla, hem de toplumdan topluma değişkendirler. İnsanların özgür karar verici, toplumda huzur ve inandığı gibi dinini uygulama serbestisi sağlayacak olan kurallar bu mesajlar olmaktadır. Ancak içleri fesat olanlar müteşabih mesajları da değişmez muhkem hükümler diye kabul edip, toplumları bunlara yönelik kanaatlerine göre yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Buradaki tehlike, bu görüşte olanların Devlet yönetimini etkileyip, toplumu Devlet kararları şeklinde yönetme seviyesine ulaşmaları olacaktır.


       İşte Laiklik yaklaşımı, Dine ait müteşabih kuralların muhkemler gibi değişmez kabul edilip Devlet Kuralları haline dönüşmemesi, Devlet kurallarının da Dinle ilgili olan müteşabih kurallara göre uyarlanarak uygulanmaması demektir. Böylece de insanlar, müteşabihlere ilişkin yorum ve kanaatlerden korunmuş olmaktadır. Burada Devletin rolü, insanların din denilen muhkem /değişmez ana kurallara dayalı uygulamalarında özgürlük sınırında olmak şartı ile serbestilerini sağlamak, korumak ve kollamak olacaktır.


       Çünkü Devlet, Din kurallarında özellikle kanaate dayanan Müteşabih /değişken mesajlara göre belirleme işin içine girdiğinde, farklı kanaat gruplarının farklı görüş ve yorumları ile karşılaşmaktadır. Bu grupların kendi görüşlerini kabul ettirme uğraşıları ise durumu için içinden çıkılmaz karmaşaya götürecektir.


Atatürk, laikliği TBMM toplantısında yaptığı bir konuşmada şöyle özetleyerek tanımlamıştır:


Terbiye ya milli olur, ya da dinî olur. Biz dinî terbiyeyi aileye bıraktık. Milli terbiyeyi de devlete aldık. Okullarımızda ve bütün kültür müesseselerimizde milli terbiye esas alınmıştır. Çocuk dinî terbiyesini ailesinden alacaktır. Bu arada İlahiyat Fakülteleri de dinî terbiyeyi takviye edecektir.”.


Laiklik prensibindeki demokrasilerde, halka ait olan millî iradeye göre ve halkın seçtiği TBMM başta olmak üzere, buna bağlı olarak oluşturulan görev kurulları, Kur’an’ın önermiş olduğu gibi birer şura (halkın oluşturmuş olduğu danışma ve karar verme) kurulu /ları olarak çalışırlar. Bu kurullar, Kur’an’ın yorumlara, kişi kanaatine dayanan müteşabih /değişken dinî kurallarına ve yapılan içtihatlara dayanmaksızın ve bu kuralları idarî kurallara karıştırmaksızın, diğer bir ifade ile dini devlet işlerine, işleyişine karıştırmadan, yani devlet kararlarını dinin müteşabih mesajlarına dayandırmaksızın halk adına devleti idare etme yetkisini kullanırlar. Bu idarede devletin dine değil, dinin devlete uyması ve dinin müteşabih kurallarını dinamik tutup devletin işleyiş kurallarına, hukukuna ve yasalarına karışmaması yanında, kendini bunlara göre uyarlamaması söz konusudur.


Devlet adına hükümet, farklı dinî, siyasî veya başka görüşteki grupların ve ideolojilerin hiçbirine uzak veya yakın değil, hepsine aynı mesafede ve yaklaşımdadır. Çünkü bir gruba veya ideolojiye hükümetin yakınlığı demek, o grup dışındakileri ötekileştirmek ve düşünce özgürlüğüne sınırlama getirmek demek olacaktır. Temel hedefi insanın huzuru olan din, ilahî kitabındaki sosyal içerikli dinamik müteşabih mesajların zaman ve toplumlara olan değişkenlikleri sayesinde devletin işleyiş kurallarına kendini kolayca adapte edebilecek üstünlüklere ve özelliklere sahiptir. Dolayısıyla demokraside toplum düzeni, Kur’an’daki yoruma açık müteşabih mesajları kurallaştırarak değil, toplumdan topluma farklı ve o zamana uygun olan değişken-dinamik sosyo-ekonomik kurallara göre gerçekleştirilmektedir. Devlet düzeninde toplumsal ve insanların sosyal yaşamına yönelik kurallar, yasalarla belirlenir. Böylece de hukuk kuralları, dinin muhkem hükümlerine uygun, fakat müteşabih kurallarından ayrılmış olur. Diğer bir ifade ile burada ne din devleti kullanmakta, ne de devlet (dolayısıyla idareciler) dinî kullanmaktadır. 


Devlet, dinin müteşabih mesajlarına dayalı kurallara dayanarak insanları yönlendirmez ve “din kuralı böyle diyor” diye müteşabihlerin yorumlanmaları temelli yasaklayıcı kararlar almaz ve devlet kendi somut kurallarını dinin bu müteşabihlerine göre değiştirip uyarlamaz. İnsanların özgürlüklerini, dine dayanarak kısıtlamaz. İnsanların gerek muhkem ve gerekse müteşabih dinî kurallara uyup uymamalarını ve dinlerini seçmelerini özgür kararlarına bırakır. Bu kuralın doğal sonucu olarak, hiç kimse ibad etmeye /kulluğunu ifade etmeye, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz.