13.03.2018 17:36:42 403 Okunma

Eskişehir ve Gelecek Tasarımı



Marka niteliklerine sahip bir kentte yaşamak için o kentin çok boyutlu olarak gelişmesine imkân ve katkı vermek gerekir. Bazı kentler bazı özellikleri ile öne çıkar. Dünyada turizm veya sağlık ya da sanayi özellikleri ile öne çıkan kentler var. Ama bu görünüm, o kentlerin diğer alan ve sektörlerde gelişmemiş olduğunu göstermez. Dünyanın gelişmiş kentleri incelendiğinde; bunlarda bazı yanların öne çıkmasına rağmen çok boyutlu bir gelişmenin söz konusu olduğu görülür. Eskişehir için yerel turizm ve ‘öğrenci şehri’ sektörü, –getirilerinin ekonomik ve sosyal maliyetlerinden daha yüksek olduğu doğrulanabilirse eğer– kentsel gelişime katkı yapan unsurları olarak kabul edilebilir. Diğer yandan Eskişehir’in bir bütün olarak sanayi sektörlerine üvey evlat muamelesi yapmaktan acilen vazgeçmesi ve sanayinin Eskişehir’de yarattığı ve gelecekte büyüyerek yaratacağı katma değeri fark etmesi gerekiyor. Bunun başarılması için ilk önce sanayi sektörleri sorumlularının kendilerine kent toplumuna anlatabilmeleri kaçınılmazdır. Eskişehir’de yaşayan yurttaşların çok ciddi bir bölümü, kentsel ekonominin büyük ölçüde sınai sektörlerden kaynaklandığı konusunun farkında bile değildir.

Bir kurum veya kuruluşun ana stratejileri olmadan alt alan ve birimlerine ait strateji ve hedefleri olamaz. Örneğin bir işletmenin insan kaynakları stratejisi, o şirketin misyon ve vizyonu yanında ana stratejilerine uygun olmak zorundadır. Bir ana strateji kümesi oluşturulmadan alt stratejileri ve hedefleri oluşturmak anlamsız ve değersizdir.

Ne yazık ki; Türkiye için geliştirilmeye çalışılan sanayi stratejileri kâğıt üzerinden öteye geçemiyor. Bu nedenle bir bölgenin veya ilin sanayi stratejisinin eklemlenebileceği reel bir strateji kümesi bulmak mümkün olmuyor. Bu da bölgesel ve yerel kalkınma konusunda gayretli olmak isteyenler için ciddi bir engel oluşturuyor.

Böyle bir durumda ne yapılmalı? Belki de tümdengelim beklentisi olmak yerine bölgelerin ve illerin kendi çalışmalarını oluşturarak bir tümevarım aramaları gerekiyor. Değişik amaç ve hedeflerle bugüne kadar yapılmış çalışmalar da önümüzü aydınlatmak açısından yararlı olabilir. Ama Eskişehir gibi bir ilin kendi ekonomisi ve sanayisi konusunda başarılı adımlar atabilmek için bazı koşulların oluşmasına gerek var.

Birinci gerek şart, ilin kapsamlı ve katılımlı bir analizinin yapılması ile başlıyor. Ne yazık ki; ekonomimizi oluşturan veya çevreleyen unsurlarla ilgili fazla bilgiye sahip değiliz. Adları ve misyonları ne olursa olsun tek tek kuruluşların yaptığı çalışmalar kentin bütünsel görünümünü sergilemek için yeterli olmaz. Olmuyor da. Elimizde mevcut olanların da geçerliliği kuşku götürür. İl hakkında hem kaynaklar hem de sorun ve ihtiyaçlar üzerine envanterlere ve analizlere sahip olduktan sonra bir kavramsal çerçeve oluşturulması gerekiyor. Söz konusu çok boyutlu envanterler, analiz ve kavramsal çerçeveye bağlı olarak bir sürdürülebilirlik ve büyüme stratejisi oluşturulmalı.

Bir vizyon ve stratejinin etkili ve verimli olabilmesi için güçlü bir sahiplenme duygusu yaratılmalıdır. Sahiplenmenin beklenen ölçüde olması için de vizyon ve stratejinin paylaşılmış olması gerekiyor. Basit olarak söylersem; o bölgede veya ilde iş yapan herkes, geleceğin nasıl oluşacağına ilişkin bilgi ve fikir sahibi olabilmelidir.

Büyük bir alanı veya insan topluluğunu ilgilendiren bir sorundan söz ediyorsak, sürecin içine katmamız gereken paydaşlar var demektir. Bu paydaşlar kimi zaman kurum ve kuruluşlar bazen ise sıradan hane halklarıdır. Bu nedenle geliştirilen vizyon ve stratejinin bütüncül bir özelliğe sahip olması gerekir.

Yaşadığımız çağın en önemli kavramlarından birisi sürdürülebilirlik olgusudur. Bir başka kavram demeti ise izlenebilirlik, saydamlık, hesap verebilirlik ve sosyal sorumluluk olarak söylenebilir. Bu nedenle bölge veya il ölçeğinde yapılan tüm çalışmaların kurum, kuruluş ve kişiler açısından bu saydığım özelliklere sahip olması kaçınılmazdır. Kapalı kapılar arkasında, halk adına iş yapıldığı dönemleri geride bırakalı hayli zaman oldu. “Bizde hâlâ kapalı kapılar arkasında olmaya devam ediyor” derseniz bu durum, bizlerin geçmişi yaşamaya devam ettiğinin iyi bir göstergesi olur.