15.08.2018 15:14:46 303 Okunma

Rekabet, Yenilikçilik, Ar-Ge



Dünya ekonomisi değiştikçe iş kültürü de buna bağlı olarak değişim gösteriyor. Her dönemin kendine göre özellikleri var. Yaşadığımız dönemde bir işletmenin uzak ve yakın çevresi, geçmişe oranla daha önemli hale geldi. Bu çevrede yer alan rakiplerin izlenmesi ve değerlendirilmesi ve daha nitelikli tedarikçilerle çalışılması işletmelerin hedef ve stratejileri arasında yer aldı. İşletme çevresinin en önemli unsur ise müşteri. Bu nedenle müşterinin talep ve beklentileri yanında gelişen ihtiyaçlarının anlaşılması son derece önemli bir konu haline dönüştü. Diğer yandan 20’nci yüzyılın son çeyreğinden başlayarak küreselleşmenin rüzgârıyla birlikte pazarlardaki rekabet son derece sertleşti.

Yukarıda çizdiğim çerçevenin özü, yeni pazarların bulunması ve yeni ürünlerin tasarlanıp üretilmesidir. Günümüzde sert rekabet ile mücadele etmenin başlıca iki yolu ise inovasyon (yenilikçilik) ve markalaşma olarak görünüyor. Markalaşma özellikle küçük işletmeler için zor ve maliyetli bir konu. Sanki küçük ve orta ölçekliler için yenilikçilik biraz daha ilginç gibi. Diğer yandan yenilikçilik yaklaşımının bir araştırma – geliştirme (ar-ge) anlayışı ile desteklenmesi gerekiyor.

Rekabet ve ar-ge, ekonominin her döneminde geçerli olan iki kavram. Ar-Ge kısaltmasını, araştırma - geliştirme hizmetlerini ifade etmek üzere kullanıyoruz. Ar-Ge, bilgi toplumunun önemli olgularından birisi. Sözcük, bir araştırma ve geliştirme ruhu yanında, örgütlerin bu yönünün geliştirilmesi amacıyla yapılmış yatırımları da ifade ediyor. Ar-ge kavramı, toplum ve devletten başlayıp ekonomik faaliyette bulunan firmalara ve sivil toplum kuruluşlarına kadar çok geniş bir tayfı içine alıyor. Son çeyrek yüzyılda teknolojideki önemli gelişmeler ar-genin önemini artırdı. Bu nedenle ar-ge kavramı, neredeyse günlük yaşamın unsurlarından birisi haline geldi.

Diğer yandan; bilişim ve iletişimde oluşan yüksek ivmeli gelişim sayesinde toplumsal aktörler arasındaki rekabet de son derece yüksek tempolara ve hacimlere ulaştı. Siyasal rekabet yanında sınai ve ticari firmaların birbirilerini dikkate alan koşusu neredeyse bir spor yarışması haline dönüştü. Aslına bakarsanız; spor, ciddi bir ekonomik etkinlik haline dönüşürken, ekonomi de hem ulusal hem de sınırlar ötesi anlamda bir spor yarışması haline geldi. Ar-ge gibi rekabet de her gün artan oranda günlük iş ve sosyal yaşamımızın bir parçası olmaya devam ediyor. Yönetim uzmanları da bir kuruluşun kendi pazarındaki rekabet gücünü artırabilmesi için ar-ge yetenek ve kapasitesini artırması gereğinden söz ediyorlar.

Rekabet ve ar-ge arasındaki ilişkinin, bir anlamda yumurta-tavuk ilişkisine benzediği de unutulmamalı. Örneğin bir ekonomide pazarın rekabet koşullarında iyileştirmeler sağlanmadan o ekonomideki ar-ge ortamının gelişmeyeceği bir gerçektir. Çünkü ar-ge, uzun vadede dolaylı getirilerine rağmen masraflar bölümüne yazılan bir kalemdir. Özellikle kayıtdışı ekonominin yaygın olduğu durumlarda firmalar, rekabet şanslarını yükselen maliyetler nedeniyle yitirmemek için ar-ge yatırımlarına yönelmeyebilirler. Ar-Ge yatırımlarındaki daralma ise toplumda ve ekonomide inovasyonun güdük kalmasına neden olur.

Pazarda rekabet koşullarının iyileştirilmesinin ve ar-ge faaliyetlerinin artırılmasının, ekonominin büyümesi ve istihdamın artırılması üzerinde olumlu katkıları olacağına hiç kuşku yoktur.

Rekabeti zora sokan unsurlar arasında çok ciddi bir sorun olan kayıtdışı ekonomi ile yeterli ölçüde mücadele etmeyen bir devlet yönetimi anlayışının, toplumda ve ekonomide yer alan aktörlerden ar-ge beklemeye de hakkı yoktur. Ülkenin bilimsel, teknolojik ve yenilikçi gelişiminin yolu, öncelikle kayıtdışı ile mücadele etmekten geçmektedir.

Özellikle ekonomide ar-ge etkinliklerinin artılmasının yollarından birisi, ekonomik işletmeler ile üniversitelerin etkileşimini ve birlikte iş yapma imkânlarını artırmaktır. Bu ortak platformlar için yaratıcı yol ve yöntemlere ihtiyacımız var. Bugüne kadar örneklerini gördüğümüz kuruluşlar arası protokollerin veya teknopark denemelerinin istenen ölçüde başarılı olamadığı ortadadır.

Dünyada ekonomik savaş, giderek keskinleşiyor. Gelişmişlerle geride kalmışlar arasındaki uçurumun büyümesi tehdidini ülke olarak biz de giderek daha yakından hissetmekteyiz. Yeni çağı yakalamanın araçlarından birisi, toplumda ve ekonomide temiz rekabet koşullarında yenilikçilik, dolayısıyla ar-ge ruhunu hızla ve yoğunlaşarak geliştirmektir.

Küçük ve orta ölçekli işletmelerin kendi yapılarında bağımsız ar-ge birimi kurmalarını kolay bir görev değil. Dolayısıyla ar-ge ihtiyacının karşılanması için yeni mekanizma ve yapılanma arayışları içine girmek gerekiyor. Bu yeni yaklaşımları öncelikle düşünsel düzeyde üretecek olan da iş dünyasının kurum ve kuruluşları ile bilimsel – teknolojik kuruluşlarımız olmalı.