14.09.2018 17:40:29 520 Okunma

Okullar Açılırken Eğitim



Yaşadığımız çağın en önemli özelliklerinden birisi, üretim faktörleri arasına bilginin yoğun ve çeşitlenmiş biçimde katılmasıdır. Bilgi önceki çağlarda da üretiliyordu. Bilimin kökleri, binlerce yıl öncesine dayanıyor. Ulaştığımız zaman diliminin en önemli özellikleri arasında bilginin üretim ve tüketim hızının artmış olması var. Bilgi üretiminde sayı ve çeşitlilik olarak büyük bir çeşitlenme ve ivmelenme olmasına rağmen bilginin eskime hızı da aynı oranda arttı.

Bilginin karakterindeki bu değişim, eğitimin okul dönemi ile yetinmeyip yaşamın tamamına genişlemesine neden oldu. Geçtiğimiz çağlarda okul bilgisi bir yaşam boyu yeterli olabilirken, bu çağda bilginin biteviye yenilenmesi gerekiyor. Bu durum yaşamın kendisini etkilediği gibi eğitim kurumlarının içerik ve biçimlerinde de değişimi zorluyor.

Teknoloji tarihine kısa bir göz atış bile yakın yıllarda dünyadaki toplam bilgiye yakın miktarda bilgi üretildiğini gösterir. Üretilen veya elde edilen bilgi miktarı hayallerin ötesine geçmiş bir büyüklüktedir. Bilgi ile birlikte karşı veya yanlış bilgi olarak açıklayabileceğimiz dezenformasyonda da ciddi artışlar var. Dolayısıyla bilginin doğrulanmasının daha yüksek öneme sahip olduğu bir dönemi yaşıyoruz.

Değer Değişimi
Çağ değişirken zamana paralel olarak değerler de değişiyor. Eskiden daha az söz edilen kavramlar dillendirilmeye başladı. Diğer yandan insanlık olarak çağın gereklerine uygun yeni kavram ve kurumlar ürettik. Örneğin iletişim, bu çağın önemli alanlarından birisi olarak yaşamımıza yeni değerler getirdi. Özgürlük, sorumluluk ve etik gibi kavramlardan daha fazla söz etmeye başladık. Binlerce yıldan beri söylemlerin içeriğinde bir özlem olarak yer alan demokrasinin yeni açılımlarını dile getiriyoruz. Motivasyon, değerlendirme veya özdenetim gibi kavramları daha sık kullanır olduk. Dünyanın ekonomik ve sosyal ilişkilerinin bizi getirdiği noktada rekabet sözcüğünü daha fazla kullanıyoruz. Bu dünyada ayakta kalmak ve varlığını geliştirerek sürdürmek için kafamızı kuma gömerek bir ‘kapalı köy ekonomisinde’ yaşamamız mümkün değildir.

Yukarıda özetlediğim bu çerçeve, dünyanın hızına ve ivmesine yetişebilmek için eğitim sistemimizin, öğretme ve öğrenme anlayışımızın tüm boyutlarda değişimini zorunlu kılıyor. Yeni çağda insanımızı ilk mektep mantığında gömülü bırakamayız. Eğitim sistemini, bir yaşam süreci olarak ele alıp tüm unsur ve ilişkilerine sürekli gelişme ruhunu özümsetmek zorundayız.

Dünün eğitimi, geleneksel yapıdaki okullarda uygulanan bir tür “kör öğretidir.” Böyle bir eğitim anlayışı ile yaratıcı hayal kurmak, yenilikçi fikirler üretmek ve her boyutta sorumluluğu geliştirmek mümkün olmamaktadır. En azından; bu çağda geleneksel okullarda çağdaş beklentileri elde etmek mümkün değildir. Bu anlamda hangi yaş diliminde olursa olsun öğrencinin özgürce kendisini geliştirebileceği yeni eğitim ortamlarına ihtiyacımız vardır.

Bu ortamlarda bireylerin kendi motivasyon unsurlarını geliştirmelerine, farklı düşünebilme konusunda cesaretlenmelerine, kendileri ile ilgili bir özdenetim ve özdisiplin ruhu geliştirebilmelerine önayak olmak zorundayız.

Dünyadaki gelişmelere baktığımızda; yaşamın her alanının bir okul olmaya başladığını gözlüyoruz. Buna yaşam boyu okul diyebiliriz. Okulsuz eğitim de desek olur, çünkü giderek yaşamın kendisi okul oluyor.

Yaşam Boyu Eğitim
Eğitim ve öğretimden söz ettiğimizde; muhtemelen ilk elde aklımıza okulda ders olarak aldığımız fen bilgisi, sosyal bilgiler, fizik, kimya, matematik, müzik veya beden eğitimi gibi konular gelir. Bunların pek çoğu da okul sonrasında belleğimizden buharlaşıp gitmiştir. Belki de bu nedenle okulda öğrendiğimiz pek çok konunun ‘gerçek yaşamda’ hiçbir işimize yaramadığı iddiasında bulunuruz. Bunda değişen oranlarda doğruluk ve yanlışlık payı olabilir, eğitimin içeriğine ve yaşamla ilintisine bakarak haklı da olabiliriz.

Eğer bilginin en önemli üretim faktörlerinden birisi olarak kabul edildiği bir çağda yaşıyorsak, bu bilginin nasıl ve nerede edinildiği konusuna da yakından bakmamız gerekir. Eğer yaşayabilmek için ihtiyaç duyulan bilgi miktarı artıyor ve çeşitleniyorsa, eğitim sistemlerinin de kendini bu yeni duruma adapte etmesi gerekir. Bu bağlamda okullardaki yeni yapılanma ihtiyacını da göz önünde tutmak kaçınılmazdır.

Okulun süresi, eğitim gibi ciddi bir konunun sadece bir boyutudur. Diğer yanları ise bu süre içinde verilen eğitimin çeşitliliği ve içeriğidir. Geleceği kuracak olan kuşakların bu eğitim sürecinin sonucunda belirlendiğini düşündüğümüzde; okullaşma oranı kadar okulun süresi ve eğitim müfredatı konusuna önem vermemiz gereği bir kez daha ortaya çıkıyor.