12.10.2018 17:20:07 500 Okunma

Yeni Dünya ve Yeni İş Kültürü



Her geçen gün, iş dünyasının şartlarının daha zor hale geldiğini bir şekilde)yaşayarak öğreniyoruz. Bu zorlukların kaynakları arasında gelişmiş ülkelerin agresif pazar arayışları kadar bizim iş dünyası veya girişimci olarak ataletimizin de etkisi var.

Uzak ve yakın çevremizde sayıları giderek artan yabancı ortaklı firmalar sayesinde hızlı ve sert rekabet dünyasını daha açık biçimde öğrenmeye başladık. Bazı büyük mağaza ve alışveriş merkezlerinde yapılan promosyonlu satışta yaşanan izdiham, hem rekabetin hem de tüketim anlayışının geldiği noktayı yeniden düşünmemize neden oluyor.

Yaşadığımız darboğazlar sadece bunlar değil. Hafif usul olsa da firmalarımızın günün ağır şartlarına ne kadar hazır olduklarını da sorgulamaya başladık. Küreselleşen rekabet koşullarında firmalarımızın yeni ekonomik konjonktüre uyum sağlayıp sağlayamayacağı, eğer uyum yönünde bir tercih yapılırsa, nasıl bir değişim-dönüşüm sürecinin gerekli olduğunu hafiften soruyoruz.

Günün iş dünyasında başarılı olmanın göstergelerinden birisinin firmaların kurumsallaşma düzeyi olduğuna hiç kuşku yok. Kurumsallaşma ve çağa uygun iş yapılanması açısından baktığımızda; firma düzeyinde hayli gerilerde olduğumuz ortada. Henüz firmalarımızın rekabet etmek için yeterli kârlılık düzeyinde, en uygun ölçek büyüklüğünde ve verimli iş tasarımlarına sahip olduklarını söylemek mümkün değil.

Ticari ve sınai firmaların sorunları sadece kendilerinden kaynaklanmıyor. Başta kamu ve finans sektörleri olmak üzere; yarattıkları sorunları, firmaların sırtına paylaştıranların önem ve ağırlığı da oldukça büyük…Dün olduğu gibi bugün de firmalarımızın ilk sıralardaki sorunlarından birisi, finansman yetersizliği ile finansı yönetip denetlemedeki zafiyet ve eksikliklerdir. Firma ölçeği küçüldükçe finansman konusundaki sorunların firmayı etkileme düzeyi de artıyor.

Sanayide ya da ticarette firma ölçeğinin ortalama olarak çok küçük olması, finansal piyasalarda yer alan şirket sayısının da düşük olmasına neden olmaktadır. Henüz çok ortaklılık, halka açılma gibi kavramlar firma kültürü içinde yeterince sindirilmiş değildir. Ülkemizde aile işletmesi oranının çok yüksek olmasına karşın, hâlâ aile anayasası kavramının bile anlaşılmamış olması, kurum kültürünün nerelerde süründüğünün net bir ifadesidir. Kurumsallaşma alanında firmalarımızın bilinçli ve girişken danışmanlık ve eğitim çalışmalarına ihtiyacı olduğu kanaatindeyim. Bu ihtiyacın farkına varılıp gerekli önlemler almadan çağın giderek vahşileşen iş şartlarında ayakta kalabilmek mümkün değil.

Firmalarımız konusunda yapılan çalışmalar, eldeki en önemli avantajların hâlâ ataerkil olmaya devam eden girişimcilik eğilimi ile halinden şikâyet etmeyen işgücü olduğu anlaşılıyor. Diğer yandan ortaklık kültürü, sermaye birleştirmeleri, kurumsal yönetim ve verimlilik konularında dedelerimizin liginde oynamaya devam ediyoruz.

Bir de; araştırma-geliştirme (ar-ge) ve inovasyon (yenilikçilik) konuları var ki; bu alanlara ayırdığımız son derece düşük bütçelerle kendimizi kandırmaya devam ediyoruz. Teknolojik gelişim ve ar-ge çalışmaları için ulusal gelirden yüzde 1’lik bir pay bile ayıramayan anlayışla bu çağı yakalamamızın kolay olmadığı anlaşılıyor.

Gelenekten gelen firmalarımızın bir bölümü, uygun fırsatları doğru kullanarak belli bir ekonomik ölçeğe ulaşıyorlar. Gördüğüm şudur ki; ekonomik büyüme ile yönetsel gelişim çoğu zaman paralel gitmiyor. Bir ticaret/sanayi devi kabul edilecek büyüklüğe ulaşmış bir firmaya baktığınızda; bir dev bedeninde adeta bir cüce kafası görüyorsunuz. Ekonomik olarak büyümüş ama örgütsel ve yönetsel akıl olarak büyümediği için geleceği kuşkulu bir dev… Bir firma için kurumsal kültür ve yönetim anlayışı, o firmanın diğer işleri kadar önemlidir. Bu konuda yeterli çalışma yapılmazsa; bir süre sonra cüce beyni, dev bedeni yönetemez hale gelir. Ekonomik yaşamımız bu türden firmaların örnekleri ile doludur ki, bunların bazıları bugün hayatta değildir.

İş kurma ve yapma kültürümüzde ciddi eksiklikler var. Bu, genetik bir sorun olarak sürüp gidiyor. Ama en az bunun kadar önemli bir diğer zafiyet de iş dünyası ve iş kültürü konularında kurumsal yardım almayı da bilmiyoruz. Nasıl ki; okulda öğrencilere yaşam birikimi ve deneyimi konusunda yardımcı olmaya çalışan öğretmenler var; bunun firmalar için eşdeğerini kurumlar danışmanlar ve onların kuruluşları oluşturuyor. Danışmanlık konusunda iş dünyasının talebi nitelikli olmayınca ülkede ve bölgede danışmanlık kalitesi de gelişmiyor. Yumurta tavuk meselesi gibi bir sarmalda kıvanıp duruyoruz. Firmalarımız çağa uygun hale dönüşmeye çalışırken gerekli kurumsal desteği almayı da öğrenmeli ve benimsemeliler.