11.01.2019 18:49:49 297 Okunma

Yerel Seçime Doğru



Yerel yönetimlerin halka daha yakın hizmet veren kuruluşlar olmaları nedeniyle bu seçimlerin ayrı bir havası oluyor. Yeni yılın ilk aylarında oluşacak seçim ikliminin etkileri daha şimdiden hissedilmeye başlandı. Bu yoğun seçim atmosferinde birileri seçilecek ve diğerleri kaybedecek. Beklenen ve beklenmeyen sonuçlar alınacak. Seçim sonrasında insanlar yine normal yaşantılarına dönecekler ve günlük sorunları tekrar gün yüzüne çıkacak.

Dünyadaki gelişmiş ülkelerle Türkiye’yi demokrasi, çoğulculuk, çok kültürlülük, insan hakları, temsilde ve gelirde adalet veya sivil toplumun etkinliği gibi açılardan kıyasladığımızda; ne yazık ki, hayli gerilerde olduğumuzu görüyoruz. Bu tür kavramlar az sayıda kesimin dillendirmesinden daha fazla değer ve önem kazanamıyor. Ana ve tek fikrin seçimi kazanmak olduğu bir süreçte ne adaylar ne de onları destekleyenler, bu kurum ve kuruluşların sosyal ve sivil göstergeler açısından yeni açılımları peşinde olmuyorlar. Tek bir hedef var; o da iktidarı elde etmek…

Özellikle yerel yönetim seçimlerinin ülkede eksikliği ve zafiyeti çekilen kavram ve olgular açısından fırsatlar yarattığını düşünüyorum. Bu süreçte başta adaylar olmak üzere seçim döneminin kendisi, katılımcı ve çoğulcu demokrasi için iyi örnekler oluşturmalı diye düşünüyorum.

Diğer yandan geçmişte yaşadığımız seçim dönemlerine baktığımızda; pek de ümit verici başarı öyküleri gördüğümüz söylenemez. Genel olarak kişiler üzerine kurgulanmış seçim kampanyaları, asla sağlam bir vizyon ve eklentileri üzerine oturmuyor. Adayların, yaşanılan yerleşim için nasıl bir gelecek tasarımı kurguladıklarından daha çok, isimleri üzerine yapılan bir yarış izliyoruz. Sıklıkla söylediğim gibi; bu süreç, “Oyunu verirsen, gerisini merak etme sen” süreci olarak başlayıp bitiyor.

Seçmen olarak kendi geçmişime baktığımda pek de severek hatırladığım bir mazi görmüyorum. Sadece kendiminki değil; belki de ülkenin genetik karakterinin bir parçası olarak oy kullanmaya teşvik edilmişim. Bu ülkede oy kullanma, seçerek ve beğenerek değil; “Aman öteki olmasın” anlayışıyla gerçekleşiyor. Belli bir kişiyi veya fikri yükseltmek amacıyla değil; rakibini yerin dibine batırmak amacıyla oy kullanıyoruz. Muhalif olmak, pek durumda akılcı nedenlerle taraf olmanın önüne geçiyor.

Aslına bakarsanız; siyasal partiler ve adaylar, önümüze seçim yapabilmek için beğeni kriterlerimizi kullanabileceğimiz bir vizyon, stratejik plan, program ve faaliyetler manzumesi de sunmuyorlar. Zaten son anda karalanmış, adına ‘proje’ denen ama ülke genelinde ‘iş fikri’ bile olmayan saçma sapan önerilerle zihnimizi karıştırma çabalarından daha fazlasını yapmaya halleri de yok. Erken bir yargıya varmayalım, ama bunlardan yerel demokrasi, katılım, çoğulculuk veya benzerleri adına yeni açılımlar beklemek hayal bile olamaz.

Seçim dönemi yaklaşınca, yazılı basının yazarlarına da bir haller oluyor. Gazete ve dergilerde yer alan yazılar, bir basın mensubunun sahip olması gereken yansızlığı etik değerler bütünlüğünü yitirip adeta bir siyasal bildiriye dönüşüyor. Yandaş olunan partiye ve adaya akıl vermekten tutun da, rakip olanların yerin dibine batırmasına kadar varan sevimsiz bir görünüm ortaya çıkıyor. Böyle bir manzara karşısında da hem basın organı hem de yazar inanılırlığını ve güvenilirliğini yitirirken, seçim süreci de daha seviyesiz ve değerleri zedelenmiş bir hal alıyor. Bir adayın çaldığı davulun sesini sevebilirsiniz; ama lütfen bırakın da, davul adayın boynunda, tokmak da onun kendi elinde olsun.

Bir not: Gündemdeki yerel seçim ülkenin ve ekonominin içinde bulunduğu şartlar dikkate alındığında toplumun bulunduğu konumu analiz etmek için önemli veriler ortaya koyacak.