16 Mart 2019 Cumartesi 487 Okunma

Düşünce ve Sanat Üzerine



Sanat, insanın doğayı anlamlandırma ve yaşanabilirliği genişletmek için yaşam çevresini anlamlandırma gayretidir. Bu yönüyle sanat, yaşamı açıklamaya ve öngörmeye çalışan felsefeden ve bilimden biraz ayrılır.

Düşün tarihi, gerek bilimin ve felsefenin yolundan gerekse sanatın yolundan olsun farklı anlamlandırmalar yapabilmeyi geliştirme gayretleri üzerine kuruludur. Kimi zaman bu gayretler, aydınlıklara bazı durumlarda ise Engizisyonlara ve insana zulme yönelmiştir. Ama her dönem nasıl daha nitelikli insan olunacağına ve mükemmel insana nasıl ulaşılacağına dair öğütler olagelmiştir.

Öğüt türü yazılı ya da sözlü kültüre ait olup da sonradan yazıya aktarılmış eserler, geleneksel kültürümüzün ayrılmaz birer parçasıdır. Bunlar arasında nasihatnameler özel bir yer tutar. Nasihatnamenin öğüdünü yönelttiği hedefinde öncelikle insan var. Bu nedenle nasihatname kişilere doğruluk, erdem, bilgi ve saygı ile sevgi konularında şiir ya da düzyazı diliyle öğütler verir. Bir diğer yönüyle de devrin yöneticilerine halk ve hak adına yönetmenin nasıl yapılması gerektiği konusunda, kimi zaman bir bilmece tadında ipuçları sunar.

Günlük yaşamımıza yakından baktığımızda; bilgelik eksenli başka yaşam tarzları da gözlenir. Örneğin bir uzmana danışman yerine deneyimli bulduğumuz kişilere veya yaşça büyük insanlara danışmayı uygun buluruz. Gerçek bilgi kaynaklarını araştırmak yerine bilgili kabul ettiğimiz insanları tercih ve davranışlarımız konusunda hiza önderi yapıvermek kolayımıza gelir.

Hiza önderi, benden daha yüksekte olan demektir. Hâlbuki öğüt almak için kendisine danıştığımız kişi, muhtemelen bizden daha yüksekte olmayabilir. Biraz da “Şeyh uçmazsa müritler uçurur” misali, o kişiyi ya da onun deneyimini yücelten bizatihi biz olabiliriz. Çünkü içinde yaşadığımız kültür, araştırıp soruşturmak yerine büyüğe danışmayı, onun sözünden çıkmamayı ve asla hizayı bozmamayı tavsiye ediyor.

Deneyim, modaya benzer. Eğer zamanın ruhu ağır hareket ediyorsa, günün modası uzun süre değişmez. Ama şimdilerde pek öyle değil. Dünya sanki daha hızlı dönüyor. Çok daha gelişmiş olan bilgi makineleri olanca hızıyla çalışıp biteviye farklı ve artan miktarda yeni bilgi kümeleri üretiyor. Bu nedenle her geçen an deneyim, daha fazla demode olmaya başladı.

Deneyime hâlâ saygı duyuyoruz. Ama günümüzde deneyim, bugün ve yarından daha fazla biçimde dünü temsil ediyor. Hâlbuki yaşamın ivmesini yakalamak anlamında ayakta kalıp sürdürülebilir olmayı başarmak için biteviye yeniyi arayıp bulmak ve yaşamımıza uyumlulaştırmak gerekiyor.

Deneyime dayalı öğüt sistemi, referansını geçmişe yapar. Bugün ise en yakın referansın bugünde olması, hatta yaşanan zaman olarak bu anın az ötesine işaret etmesi gerekiyor. Yaşadığımız zaman diliminde düne dönerek geleceği yakalamak mümkün görülmüyor. Ulaştığımız her noktanın sonrasını kurgulamak ve donanımımızı buna göre düzenlemek zorundayız. Diğer yandan her konuda düne başvurarak çözümler arayan bir bilgelik ve deneyim anlayışı ile önümüzde uzanan yaşamda değerli olan anlamları yakalamak mümkün değil.

Kişi, ilk kez bilgiye erişmeye başladığında dünyasının bir anda aydınlandığını hissediyor. Eğer o ana kadar öğrendikleri ile yetinir ve kendini geliştirmeye gayret etmezse, bu aydınlık yanılsaması ile öylece kalakalıyor. Ama öğrenmeye devam eder ve bilgi ile davranış zenginliğini geliştirmeye devam ederse, yaşamın ilk anda sandığı kadar aydınlık olmadığını fark ediyor.

Öğrenme ve kendini geliştirme, giderek karanlık ve aydınlık arasında bir yarışa dönüşüyor. Günümüzde geleneğin ve kültürün doğru yerini, işte bu yarışta arayıp bulmak gerekiyor.