15 Nisan 2019 Pazartesi 413 Okunma

Yaşamı Zenginleştirmek ve Öğrenme

Eğer bir fildişi kule içindeysek, bizim dışımızdaki dünya da fildişi kulenin içi gibi gelir. Vizyonumuz, bakış açımız ve yorumlarımız yaşadığımız uzama bağlı olarak şekillenir. Örneğin bir öğretmen veya akademisyen olarak sadece okulda yaşıyorsak, dışarıdaki dünyayı da sadece okuldan ibaret sanabiliriz. Dış dünyanın konu ve sorunları bize uzak, anlamsız, anlaşılmaz, hatta hatalı gelebilir. Okulda yapılan sınırlı kariyerle veya okunan üç-beş makale ve kitapla dünya ve yaşam yorumlanamaz. Yaşamı öncelikle yaşamak gerekir.

İnsanın en basit ve temel öğrenme yolu karşılaştırmalar, kıyaslamalardır. Bu nedenle siyahı beyazı, ışığı ve gölgeyi karşılaştırarak, ama ikisini birden aynı anda öğrenir. Siyahı ve beyazı grilerle karşılaştırmaya başladığında ise hem öğrenme süreci hem de genel anlamda insanın kendisi yaşam deneyimi açısından zenginleşir. Renkler, yeni kıyaslama imkânları ve öğrenme fırsatları yarattığından yaşamı zenginleştirir; bu nedenle ‘renklendirme’ sözcüğünü olumlu anlamda kullanırız.

İş Yaşamı

İş yaşamında karşılaştırmalar yapmamıza yardımcı olan unsurlardan birisi de kişilerin ve kuruluşların başarı öyküleridir. Bir başarının nasıl elde edildiği, gelecekte karşılaşılan durumlar için yeni davranış modelleri yaratılmasında yol göstericidir. Benzer biçimde; başarısızlık öykülerinden de gerekli dersler çıkarılır.

İşletme yönetimi, artık bir bilim haline dönüştü. Eskiden bir disiplin gibi söz ettiğimiz bu dalın, bir bilim olduğundan artık kuşkumuz kalmadı. Bu dalda, en az fizik – kimya – biyoloji gibi deneysel dallarda olduğu kadar yayın, buluş ve yenilik üretiliyor. İşletme yönetiminin kendi yolunu bulduğu ve yeni açılımlar yaptığı alanlarda en büyük yardımcısı ise başarı ve başarısızlık öyküleri olmakta. Bu nedenle bu tür öyküleri okumaya, incelemeye ve gerekli dersleri çıkarmaya özel bir önem vermek gerekli.

Yalnız kişilerin veya kuruluşların öykülerini okurken, durumu edebi bir hikâye veya roman okuma şekline de dönüştürmemek lazım. Bir başarı öyküsü, bir bilimsel esere göre daha az yoğun yazılmasına rağmen dikkat vererek okumayı gerektirir. Bu nedenle aşağıda sıralayacağım bazı önerileri göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim.

Başarı ve Başarısızlık

Öncelikle; bir başarı veya başarısızlık öyküsünü okurken, söz konusu kişi veya kuruluşun içinde bulunduğu Dünya, ülke, bölge ve yakın çevre koşullarının farkında olmak gerekir. Hiçbir hikâye, içinde yer aldığı süper sistemden bağımsız olarak algılanmaya çalışılmamalıdır.

Olağan yaşayışımız dışındaki bazı eylemler dinlenme niteliğindedir. Her zaman okuduğumuz türde kitapların dışında bir şey okuyarak ya da farklı türde bir görsel yapım izleyerek zihnimizi bir başka alanda dinlendiririz. Bütün bunlar farklı düşünsel gezintilere yol açar ve zihinsel farklılık yaratır. Bunu bir tarlada her yıl toprağın farklı katmanlarını değerlendiren bitki ekmeye benzetebiliriz. Yaşam ve başarı öyküleri de böyledir. Kendi yaşamımız dışında başkaca yaşanmışlıkları okumak dağarcığımızı zenginleştirir. İş yaşamı okumaları da böyledir. Okuduğunuz her olayın sonrasında yöneticilerin veya iş sahiplerinin nasıl davranmaları veya davranmamaları gerektiği konusunda yapacağınız tahminler, hikâyenin ilerleyen bölümlerinde sizin düşüncenizle gerçek olay arasında karşılaştırmalar yapmanıza imkân verir. Sizin, kendinizi sınamanız açısından bir tür gösterge olur.

Gerek okuma öncesinde gerekse öykünün ilerleyen aşamalarında hikâye sahibinin güçlü ve zayıf yanları ile çevresinde yer almış fırsat ve tehditlerin neler olduğunu bulup not almaya çalışmak yararlıdır. Bu bulgular arasında stratejik olanların farkına varmak, kendi çevrenizi doğru algılamak açısından bir antrenman özelliği taşır.

Okuduğunuz başarı öyküsü, tümüyle sizin iş alanınızdan farklı olabilir. Bu durum, sizin öyküden dersler çıkaramayacağınız anlamına gelmez. Şunu da unutmayın ki; iş dünyası giderek karmaşıklaşıyor. Artık birbirinden soyutlanmış iş alanları çok fazla değil. Bugün eğlence diye okuduğunuz bir konu, kısa bir süre sonra ciddi iş alanınız olabiliyor.

Bir başarı öyküsünü takdir edebilirsiniz. Ama okumaya daha başında bir ‘hayran’ olarak başlamayın. Böyle bir bakış açısı, ‘at gözlüğü’ görevi yapar. Bir miyopi yaratır. Sezar’ın hakkını Sezar’a verseniz de; eleştirel ve tartışmacı bakış açınızı kaybetmemelisiniz. Benzer biçimde başarısızlık öykülerini de bir kınama veya küçük görme vesilesi yaparak okuma anlayışı içinde olmamalısınız. İyisiyle kötüsüyle yaşamın kendisi, daima bizim için derslerle doludur.