22 Mayıs 2019 Çarşamba 288 Okunma

Yeter ki, İktidar Mücadelesi Olsun



Geçtiğimiz günlerde sivil toplumun konuşulduğu bir toplantı sonrası bir grup tanış birlikte yürüyoruz. Gruptan bir arkadaş, toplantı konusuyla da ilgili olarak bir öneri söyledi: “Şöyle bir dernek kursak…” Daha o sözünü bitirmeden itiraz ettim: “Herhangi iyi bir niyetli konuda dernek gibi bir örgüt kurmaya kalktığında, orası kısa sürede bir ‘iktidar mücadelesi’ alanı haline dönüyor veya dönüştürülüyor.” Bu tür mücadele ise gerçek amacı yok edip geriye sadece bir ‘savaş alanının’ kalmasına yol açıyor. Çünkü örgütlülük, öncelikle ve vazgeçilmez biçimde bir yüksek kültür konusu… Bunu edinmiş olduğumuz ise ‘su götürür’…

Bunları yazarken bir yandan da aklıma yerel seçim süreci takılıyor. Son seçimde de şunu bir kez daha gördük. Hangi pozisyon veya makamda olursa olsun, daha önce kentin sorunlarından ve konularından bihaber olanlar, ‘iktidar mücadelesi’ olunca birden ‘kentin sahibi’ haline dönüşüyor. Genelde de önemli olan, sorun veya çözümü olmuyor; mesele, iktidarı ele geçirme çabasından ibaret kalıyor. Eğer söz konusu olan bir sivil toplum kuruluşu (STK) ise malum örnek ‘STK yönetiminin(iktidarının) ele geçirilmesi’ olarak yaşanıyor.‘İktidar için iktidar’ mücadelesi, doğu toplumlarının geçmişten miras aldıkları bir özellik…

İktidar Mücadelesi
Yaşadığımız topraklar siyasal iktidar mücadelesi açısından sayısız örneklerle doludur. Özellikle tarihin yazılı hale geldiği zamanlardan başlayarak iktidar savaşlarının ne şekilde yürüdüğünü okuyoruz. Nelere mal olduğunu, iktidar uğruna nice canların yok edildiğini bu okumalarımızdan öğreniyoruz.

Toplumdaki aktörler ve sosyal ilişkiler geliştikçe iktidar mücadelesinin yer ve türleri de zenginleşiyor. Geçtiğimiz yüzyıllarda devletin yönetimi adına yapılan mücadeleler daha sonraki dönemde yerelin yönetilmesi gibi daha küçük ölçeklere indi. Günümüzde ise şirketlerden sivil toplum kuruluşlarının yönetimine kadar kıyasıya bir kızgın savaş var. Bir siyasal parti içindeki mücadelenin bir benzerini bir meslek odası ortamında görebiliyoruz.

Çeşitlenen İktidar Noktaları
Toplumsal kurumların sayısının ve çeşitliliğinin artması, toplumda yeni yönetim (dolayısıyla iktidar) noktaları oluşturdu. Bazı fonksiyon, görev, yetki ve sorumlulukların devlet dışına çıkması, toplumdaki sosyal ve ekonomik aktör sayısının artması, sosyal aktörlerin karar ve yönetim süreçlerine katılmasının kolaylaşması iktidar mücadelesine de farklılaşma getirdi.

Günümüzde iktidar mücadelesi devletin merkezi yönetimi, mahalli idareler, kamunun değişik düzeydeki birimleri, şirketler, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları, tüzel kişiliği olmayan sivil topluluklar ve hatta aile içinde yapılıyor. Bunların her birinde iktidarın belirlenmesinde farklı güçler ve özellikler rol oynuyor.

Neden İktidar?
Bugün yaşadığımız sosyal ortamda (sosyal karmaşıklığın artması nedeniyle) iktidarın geçmişe oranla daha kademeli olduğunu görüyoruz. Örneğin çoğu zamantek bir adımla önemli bir iktidar pozisyonu elde edilemiyor. Ona ulaşmak için bazı ara iktidar kademelerini geçmek gerekiyor.

Bu nedenle örneğin Ankara’da vekilliğe tırmanmak veya belediye başkanı seçilmek için toplumun (meslek odaları, sivil toplum kuruluşları vb. gibi) bazı vitrin örgütlerinde iktidara sahip olma cazibesi oluştu. Bir meslek odasının yönetiminde olmak, o mesleğin ve meslek mensuplarının gelişmesinden daha fazla bir sonraki kademeye tırmanmak için kullanılıyor. Bu süreçte de “şehir ayanından” olmak veya servet sahibi olmak gibi faktörler etkili olmaya başladı. O iktidar noktasıyla ilgili bilgi birikimi, deneyim ve liyakat pek fazla dikkate alınmıyor.

Böyle bir süreçte yönetilecek olan kurum veya kuruluşun daha fazla yozlaşmasına neden oluyor. Bir de; uğruna mücadele verilen örgütün kaynaklarının kişisel çıkar uğruna kullanılması konusu var ki, bu tür yönelimlerin artması toplumun yozlaşmasına ciddi katkılar yapıyor. Yönetimi kime teslim edeceğimiz konusunda daha seçici olmamız gerekmiyor mu?