12 Temmuz 2019 Cuma 139 Okunma

Şehirlerin Geleceği ve Ekonomi



Kendi yetenek ve yetkinlikleri tanıyan ve bunlardaki gelişimi izleyip düzenleyebilen kentler için gelecek fırsatları var. Ama bunların iş görmesi için küresel ölçekte rekabet edebilir nitelikte de olması gerekiyor. Küresel rekabet gücünü kendi sürdürülebilir bölgesel-yerel ekonomileri ile eklemleyebilen kentler başarılı olacaklar.

Küresel rekabet gücü, kentin kendisinin küresel olması gerektiği anlamına gelmiyor. Önemli olan, sosyal katılım ve inovasyonu destekleyerek kentin anahtar yetkinliklerini ve yerel ekonomisini küresel pazarlara bağlayabilmek…

Kapsayıcı, Katılımcı Ekonomi
Geleceğin kenti olmak isteyen bir yerleşim için ilk şart dirençli, esnek ve kapsayıcı bir ekonomi oluşturmaktır. Bu tür bir ekonomi iş imkânları yaratmalı, istihdam dışı kalmış kesimleri kazanmanın araçlarını ve imkânlarını geliştirmelidir. Aktif işgücüne dâhil olmayanların da toplum dışına düşmelerini önleyecek ve makul bir hayat yaşamalarını sağlayacak tedbirler almalıdır.

Küreselleşmenin olumlu ve olumsuz etkileri kişilerin doğdukları topraklardan farklı yerlerde yaşamalarına ve çalışmalarına neden oluyor. Pek çok başka faktörler birlikte söz konusu çok boyutlu göç ayrımcılık ve kültürel çeşitlilik olgularının daha belirgin biçimde ortaya çıkmasına neden oluyor. Her kent, kendi kültürünün bir parçası olarak ayrımcılıkla mücadele etmenin mekanizmalarını geliştirmek zorundadır.

Geleceğin kentlerinin yaşlılara saygılı, aile kurumuna önem veren, hoşgörü özelliğini geliştirmiş yerleşimler olması istenir. Diğer yandan ekonomik, sosyal ve kültürel çeşitlilik kentler açısından inovasyon kaynağı potansiyeli de oluşturur.

Yaşadığımız çağda farklı nedenlerle kentler aşırı hızlı biçimde büyümeye başladılar. Kentteki nüfus artışında ve yoğunlaşmadaki etkili olan faktör yalnız başına doğum oranı değil. Özellikle albeni merkezi haline gelmiş kentler büyük miktarlarda göç alıyor. Göçün büyüklüğü bir yandan o yerleşimdeki yaşam kalitesini ve kentlilik ortalamasını düşürürken diğer yandan da kaynak yetersizliğine ve yeni yatırım ihtiyaçlarına neden oluyor.

Dış faktörler farklı türden tehditler oluşturursa da geleceğin kentleri, yurttaşlarına mekânsal dışlanmayı ve kaynak yoksulluğunu engelleyen şartlar sunmalıdır. Bu özellikleriyle kent, imkânlar ve kolaylıklar açısından rekabetçi bir merkez olurken aynı zamanda çevre dostu yerleşim olmayı da sürdürebilmelidir.

Yeşil Ekonomi
Eğer bir isimlendirme yapmak gerekirse yaşadığımız dönem, yeşil ekonomi çağıdır. Yeşil ekonomi ise basit anlamda çevre kirliliği ile mücadele etmekten ibaret değildir. Bu tür bir ekonomide –yaşam çevresi, enerji, tatlı su, toprak, flora, fauna vb. gibi– tüm sistem ve süreçlerin bütünsel biçimde düzenlenmesi ve yönetilmesi gerekir.

Sürdürülebilir biçimde büyüyen küçük ve orta ölçekli kent yerleşimleri gelecekte kendi yurttaşları açısından yaşanabilir imkânlar sunmaya devam edecekler. Buradaki başarı ayıraçlarından birisi kentin sunduğu imkân ve kolaylıkların, kenti çevreleyip saran daha küçük yerleşimlere yansımasıdır. Çevredeki küçük yerleşimlerin ve orada ikamet eden nüfusun varlığı ve devamlılığı önemlidir. Dengeli bölgesel gelişme açısından bu yerleşimlerin boşalmaması ve kente hızla akmaması tercih edilir. Kenti saran küçük yerleşimlerin varlığını ve gelişiminin devamlılığı –otoriter veya katılımcı, türü ne olursa olsun– kentsel planlamanın ayrılmaz bir parçasıdır.

Sürdürülebilir kent, yurttaşlara albenili açık kamusal alanlar sunabilmeli; sürdürülebilir, kapsayıcı ve sağlıklı ulaşım-erişim imkânları sağlamalıdır. Günümüz kentlerinde yoğun trafiğin –taşıt türünden bağımsız olarak– en önemli kentsel sorunlardan birisi olduğu düşünülürse multi-modal (çok ve bağlantılı taşıt türlerinden oluşan) ulaşımın önemi ortaya çıkar. Hiç kuşkusuz; bu tür bir kolaylık için kentsel mekân düzenlemesinin multi-modal şartlara uygun yapılması gerekir. Örneğin sadece otomobil ve benzerleri için hazırlanmış bir trafik düzeninde bisiklet kullanımını teşvik etmek sadece daha fazla kargaşa yaratır.

(Devamı var)