17 Temmuz 2019 Çarşamba 286 Okunma

Kentte Mekânı Geliştirmek



Sürekli bir yerlere koşuşturmaktan yaşadığımız kentin binalar ve taşıtlar tarafından işgal edildiğinin farkına varamıyoruz. Kentin yoğunluğunu ve mekânın sıkışıklığı mecburi şart olarak kabul ettiğimizden olmalı, biz de daralarak, sıkışarak ve hızlı da olsa bize ‘izin verilen’ alanlarda sadece kıpırdamaya çalışıyoruz. Böyle olmak zorunda mı?

Kentlerin bugün geldiği noktada daha canlı, güvenli ve albenili kamusal alanlar yaratmayı hayal bile etmez gale gelmek üzereyiz. Hâlbuki ısrarlı, planlı ve –binalar, taşıtlar ve yapay kozmetik yerine– canlı yaşama daha fazla önem vererek yaşanabilir yerleşimler üretmemiz mümkün. Mevcut kentleri yok edip sıfırdan başlama imkânımız olmadığına göre ilk adımı var olanı dönüştürerek yapmamız gerekecek.

Caddeler ve Sokaklar
Kentin en değerli varlıkları arasında caddeler ve sokaklar yer alır. Bu tür mekânlar kentin canlılığının aktığı, sosyal ve ekonomik değiş tokuşun meydana geldiği yerlerdir. Kentlerin mekân kullanımı açısından mevcut durumuna baktığımızda bu değerli varlıkların katma değersiz biçimde taşıtların hükümranlığına bırakıldığını görüyoruz. Böylesi taşıt kalabalığı ve onların yarattığı çevre kirliliği içinde yayaların ve bisikletlilerin varlığını iddia etmek, sadece karmaşıklığı artırmak ve tehdit-risk düzeyini artırmak anlamına geliyor. Bir kentin tüm aktörler açısından bir kazan-kazan merkezi olması gerekirken, mevcut durumda herkes kaybediyor.

Bir kenti neden kurup geliştiriyorsunuz? Eğer bunu binalar, taşıtlar ve trafik için yapıyorsanız, elde edeceğiniz şey trafik yoğunluğu ve yaşam çevresi kirliliğidir. Kolayca kavranacağı gibi bu iki sonuç başka sosyal ve psikolojik sonuçların da nedenleri olacaktır. Eğer kenti başta yurttaşlar olmak üzere canlı yaşamının sürdürülebilirliği üzerine kurup geliştiriyorsanız, sonuçta bu amacı gerçekleştiren bir mekânsal düzenleme ve gelenek elde edersiniz.

Yerel yöneticiler ve uzmanlar kentteki aşırı yapılaşma ile cadde ve sokakların taşıtlar tarafından işgalini kentin kaçınılmaz büyümesinin bir sonucu olarak takdim etmek isterler. Kent, geleceğini düzenleme açısından seçeneksiz değildir. Kente, taşıtlar yerine yayaları önceliklendirerek yaklaşan anlayışlar bugünkünden çok daha başarılı kentsel yaşam sonuçları oluşturacaktır. Hâlbuki yurttaşlara –artık farkına varamadıkları biçimde– dayatılan bu durum plansızlığın, kötü planlamanın, gelecek tasarımını doğru kurgulayamamanın ya da rant kovalamanın sonucu ortaya çıkıyor. Hangi nedenle olursa olsun; varılan sonuç, yaşadığımız kentsel mekânları giderek sağ kalmaya çalıştığımız bataklıklara dönüştürüyor.

Geleceğin kentlerinde yayalar, bisiklet gibi basit ulaşım araçlarını kullananlar ve taşıtlar açısından dengeli bir paylaşım olmak zorunda. Bunu bulvar ölçekli caddelerden sokaklara kadar bir denge hiyerarşisi olarak düşünebiliriz. Caddelerden sokaklara doğru hükümranlık, taşıtlardan yayalara ve bisikletlilere doğru bırakılmalıdır.

Meydanlar ve Parklar
Rant saplantısı ile büyüyen kentlerde meydan ve parklar, kentsel mekânın değersiz kullanımı olarak anlaşılır. Bu tür yerleşimlerde temel mantık, daha fazla rant elde etme adına boş veya eskinin yıkılmasıyla yaratılan alana doluluk ve yoğunluk oranı çok daha yüksek bina yapmaktır. Hâlbuki meydanlar ve parklar, her durumda sıkışık hale gelmiş olan kentin soluk alabilmesini sağlayan güvenlik sistemi anlamına gelir. Kötü düzenlenmiş bu tür mekânlar sorun kaynağı olabilirken, iyi yapılandırılmaları durumunda sosyal ve kültürel ilişki ve iletişimin sağlandığı alanlar olarak görev yaparlar.

Kentle ilgili her kurum ve kavramın olduğu gibi; meydan ve park olguları da değişiyor. Geçmişte bunlar çok daha dar biçimde tanımlanırken günümüzün geleceğin kentlerinde birden fazla fonksiyona sahip olmaları gerekecek. Parklar ve meydanların, ücreti karşılığında önceden düzenlenmiş bazı etkinliklerin pasif biçimde yurttaşlar tarafından izlendiği yerler olmasıyla yetinemeyiz. Doğru anlaşılması gereken konu, meydanların ve parkların tüm yurttaşlara açık kamusal alan olmalarıdır. Bu kentsel mekânlar, yurttaşların görüş ve düşünce alışverişi yaptıkları, sorunlar ve çözümler konusunda ortak payda aradıkları ilişki ve iletişim ortamları olma özelliğini kaybetmemeliler.

(Devamı var.)