17 Ağustos 2019 Cumartesi 127 Okunma

Öngörü, Düşünme ve Hata Üzerine

 


Ekonomik, sosyal veya teknolojik geleceği bilmeyi ne kadar çok istiyoruz! Bu amaçla yıldız falından büyücü ve kâhinlere, kutsal kitapların ‘batıl yorumcularından’ hiza önderlerine kadar her kesimden enformasyon (ve dezenformasyon) kaynağına başvuruyoruz. Gazete, dergi, kitap, TV programı ve İnternet gibi platformlarda her gün ‘işin uzmanları’ tarafından geleceğe yönelik sayısız öngörü sunuluyor ve projeksiyon yapılıyor. Hele spor –özellikle futbol– yazarlarının bitmek bilmeyen konuşmalarını hatırlayınca insanın “Ağzı olan konuşuyor” diyesi geliyor. Tüm bunlarla ilgili en ilginç yan ise bu tahminlerin ne kadarının gerçekleştiğini, öngörülerin gerçekleşene ne denli yakın olduğunu kontrol etmek ise aklımıza bile gelmiyor.


 


Siyaset bilimi, psikoloji ve örgütsel davranış konularında çalışan Prof. Philip Tetlock 10 yıl boyunca 284 uzmanın yaptığı 82.361 öngörüyü izlemiş. Bu öngörülerin ancak pek azının gerçekleştiği sonucunu bulmuş. Amerikalı işadamı ve yatırımcı Peter Lynch’in de ilginç bir tespiti var. 2000’lerin başında ABD’de 60 bin dolayında eğitim görmüş ekonomist olduğunu, ama bunların hiçbirinin yaşanan krizleri öngöremediğini söylüyor.


 


Bir olay meydana geldikten sonra başta uzmanlar olmak üzere olup bitenin nedenlerini ‘üretmekte’ son derece ‘becerikliyiz’. Fakat sonuca bakarak nedenleri bulmak ya da üretmek doğru öngörüler yapmak için yeterli olmuyor. Çünkü doğa ve yaşam başlangıçta sonradan tespit ettiğimiz kriterlere ve nedenlere göre yol almıyor. Çoğu zaman dikkate alınmamış faktörler, tesadüf kabul edilecek gelişmeler ya da uzmanın ‘ezberine dayalı’ saplantı ve takıntılar (veya saydıklarım arasından yer almayan ve şu an aklıma gelmeyen herhangi bir faktör) ilgili öngörünün boşa çıkmasına yol açıyor.


 


Ne yapmalıyız? Öncelikle öngörülerin cazibesine kapılıp sürüklenmeden önce öngörüye karşı uyanık ve eleştirel olmayı başarmak doğru davranış olabilir. Öngörü yapanın, konu ile ilgisi sadece bir ‘uzmanlık’ ilişkisinden mi ibaret? Eğer öngörü gerçekleşmezse bunu yapanın kaybedeceği bir ‘şey’ var mı yoksa başkasının mermisini karanlığa mı atıyor? Bir de; öngörücünün geçmiş performansını incelemek gerekebilir. Geçmiş öngörüleri ne oranda ve ne yakınlıkta geleceği yakalamıştır? Öngörüyü ancak bu sorulardan geçer not aldığı takdirde ciddi olarak değerlendirmek uygun olur. Sağlam öngörüler akılcı düşünme sistematiği üzerinde yükselir.


 


Akılcı ya da Sezgisel Düşünme ve Hata


Gelecek karşısında nasıl davranmamız gerektiğini kim zaman konunun şartları belirliyor. Her zaman sağlam gelecek öngörüleri yapmak için elimizde yeterli veri bulunmayabilir ya da bir sağlam düşünme süreci geliştirmek için zaman yoktur. Böyle bir durumda sezgilerimize güvenmek zorunda kalırız. Caddede karşıya geçerken bir otomobilin hızla bize doğru geldiğini gördüğümüzde sezgilerimiz derhal koşmamız ve kaçmamız gerektiğini söyler. Taşıtın şoförünün neden hızlı sürdüğünü, hızının ne olduğunu, karşı tarafa kaç saniyede ulaşabileceğimizi düşünüp hesaplamayız. Sadece bizi tehdit eden bu durumdan sezgilerimizin uyarısı ile kaçmak ve kurtulmak isteriz.


 


Diğer yandan bir konut ya da otomobil satın alırken –ödeyeceğimiz parasal meblağın mevcut ve gelecekteki bütçemizi etkilemesi nedeniyle– bir akılcı düşünme sürecine ihtiyaç duyarız. Konunun özelliklerine uygun düşünme ve öngörme biçimini seçemediğimizde bir hataya sürüklenmemiz kaçınılmazdır. Akılcı ve sezgisel düşünmenin her birinin kendine özgü şartları ve imkânları var. Birini diğerinin yerine birebir ikame edecek biçimde koyamayız.


 


Diğer yandan akılcı ve sezgisel düşünme yaklaşımlarının tümüyle birbirinden bağımsız olduğunu da söyleyemeyiz. Akılcı düşünme becerilerinin yeterli düzeyde gelişmesi ile akılcılık kalitesinde sezgisel düşünme ustalığına erişmek mümkün olabilir. Böyle bir durumda kişi, zanaatkârlıktan yaşam bilgeliğine yükselmiş olur. Bu yükseliş sadece yaşamın belli sayıdaki alanı ile sınırlı kalmaz, kişinin tüm unsurlarıyla birlikte bütünsel bir değişimi içerir ve sergiler.