22 Ağustos 2019 Perşembe 108 Okunma

Kent ve Gelecek

 


 


 


 


Eskişehir, 2000’li yıllarla birlikte önemli bir değişim ve dönüşüm dönemine girdi. Pek çok insan Eskişehir’de bu değişimi hissediyor. Ama bunun, şehrin kalabalıklaşmasından veya kent merkezinde görsel iyileştirmelerden oluştuğunu düşünenlerin sayısı pek az değil. Bu görsel değişim, bu şehirdeki gerçek değişimi ifade etmiyor. Örneğin uzun süre kendi yavaş gelişimi içinde ilerleyen yerel ekonomide de değişiklikler gözlenmeye başladı.


 


 


 


Sıklıkla söylediğimiz gibi; Eskişehir; Marmara, Ege, İç Anadolu ve Karadeniz bölgeleri dikkate alındığında bir kavşak noktasıdır. Eskişehir’in 1894’te İstanbul-Bağdat demiryolunun işletmeye alınmasından sonra kamudan ciddi bir ulaştırma ve lojistik desteği aldığını söyleyemeyiz. Bu atalet durumu, Eskişehir’in kavşak olma avantajını değerlendirememesine neden oldu. Eğer kentin gelecek tasarımı, Eskişehir-deniz demiryolu, ulusal ve uluslararası hava bağlantısı ve gecikerek yapılan kenti sağlıklı bir ‘hub’ haline getirecek planlama, daha önceki yıllarda gerçekleşebilseydi, şu an Eskişehir’i çok farklı bir noktada görebilirdik.


 


 


 


Öyle anlaşılıyor ki; 40-50 yıl öncesinin sorunları, önümüzdeki 1-10 yıl içerisinde çözülecek. Ama bunların ‘düne ait sorunlar’ olduğunu unutmamak lazım. Hâlâ geçmişte çözüme kavuşturulmamış sorunlarla ilgileniyoruz. Ayrıca çözümlerin gecikmesi, ‘ardı arkası düşünülmeden’ yapılanlar ve kısa erimli çözümler yeni problemleri doğuruyor.


 


 


 


Şehrin geleceğini tasavvur edebilme yetisine sahip kişi ve kuruluşlar, Eskişehir’de bir girişim, yatırım ve sermaye birikimi sorunu olduğunu söylüyorlar. Ama ne yazık ki; işbirliği içinde ortak çalışma önerileri, daima akametle sonuçlandı. Bugüne kadar büyük düşünüp büyük sermaye birikimleri ile yapılması düşünülen yatırımlar sonuçsuz kaldı. Öyle anlaşılıyor ki; Eskişehir’deki sermaye birikimi ve girişimcilik sorunu bir başka şekilde çözülecek.


 


 


 


Eskişehir, gecikmiş ulaşım projelerinin tamamlanması ile birlikte öncesine oranla daha yüksek çekim özelliğine sahip bir yerleşim haline dönüşüyor. Özellikle sınaî yatırım açısından İstanbul ve Kocaeli bölgesi doldu. Buna Bursa yöresini de ekleyebiliriz. Doluluğun yanında Marmara Bölgesi’nde yeni yatırım yapmanın birim maliyetinde de olağanüstü artışlar var. Diğer yandan bu bölgenin yüksek oranda deprem riski taşıması, yatırımcı sanayilerin kendisine yeni alanlar aramalarına neden oluyor. Bu açıdan Eskişehir, yerli ve yabancı yatırımcıya mükemmel bir seçenek sunuyor.


 


 


 


Eskişehir, iki üniversitesi ve yüksek okullaşma oranı ile yetişmiş insan gücü yanında, yüksek sosyal yaşam ve insani gelişmişlik endeksleri ile de bir çekim merkezidir. Tüm bu gelişmeler dikkate alındığında; aşırı kalabalıklaşmanın verimsiz sonuçlarını da dikkate alarak Eskişehir’in ‘yeni bir şafağın eşiğinde’ olduğunu söylemek mümkündür. Diğer yandan ekonomik yönden hızlı gelişmiş illerini incelediğimizde; bazı çok ciddi sorunların ekonomik ve sosyal büyümeye eşlik ettiğini fark edersiniz.


 


 


 


Bugün Eskişehir’de yaşanan ve ilk elde göze çarpan sorunların başında –neredeyse tüm kentlerimizde olduğu gibi– trafik gelmektedir. İşin ilginci, trafik sorununun çözümü yönünde ciddi bir girişim de görülmemektedir. Aslında bu durumu olağan karşılamak gerekir; çünkü trafik sorunu, trafiğin dışındaki kapsamlı nedenlerden kaynaklanmaktadır.


 


 


 


Diğer yandan; kent merkezindeki sıkışma ve rant oluşumu, çok hızlı gelişmektedir. Kentin merkezini daha fazla yoğunlaştırıp sıkıştıracak yaklaşımlar, Eskişehir’in de kötü örneklerden birisine dönüşmesi sonucunu oluşturacaktır. Keza elektrik, su, doğalgaz ve diğer yerel servisler konusunda da hemen kapı ardında bekleyen ve biteviye birim maliyetleri artan pek çok aday sorun bulunmaktadır.


 


 


 


Eskişehir için giderek ‘imkânsız’ hale gelmekte olduğuna ikna olmakla birlikte; kentlerimizin tek merkezli olarak aşırı büyümesinin önüne geçmek zorundayız. Kenti oluşturan fonksiyonların da dağıtılacağı yeni alt-kent yaklaşımları konusunda öngörüler, yaklaşımlar ve programlar geliştirmeliyiz. Böyle daha planlı yaklaşımların, toplam mal olma maliyetlerinde de ciddi düşüşlere neden olacağını kanıtlamak çok zor değil.


 


 


 


Genelde kent merkezinin aşırı yoğunlaştırılması ile çılgın biçimde artan kent rantı, önümüzdeki dönemde kentsel yaşamın bataklığı olmaya adaydır. Aşırı artan kent rantı ile baş etmek; ne kişilerin, ne yerel yönetimlerin, ne de merkezî devletin baş edemeyeceği noktalara gelebilir. İstanbul’un gidişatı, bu konuda ders niteliğinde bir örnektir.


 


 


 


Yaşadığımız kentin bireyleri ve kuruluşları olarak, kentimizin ne kadar büyüyeceğine, büyüme biçiminin nasıl denetleneceğine ve büyümenin nasıl planlanacağına karar vermemiz gerekiyor. Bu kararı da asla birkaç kişinin ya da üç beş uzmanın kişisel tercihlerine bırakmamalıyız.