9 Kasım 2019 Cumartesi 243 Okunma

Özden Biçime Kent

 


 


Mimarlığın (aynı zamanda görsel tasarımın) kurallarından birisi özün biçime yansımasıdır. İyi tasarlanmış bir yapı, onun fonksiyonunu görünümüne ve biçimine yansıtır. Böylece yapıdan yararlanma amacı, onun fiziksel bedenine yansımış olur. Bir başka deyişle; bir binanın görünümü o yapının hangi amaçla kullanıldığını sergiler. Öz ile biçim arasında amaçtan görünüme doğru düzenlenmiş bir ilişki mevcuttur.


 


Bir müzedeki yerleşim ya da bir serginin konumlanışı, onun gezilme ve izlenme biçimini ifade etmelidir. “Sağa git, sola dön” gibi yönlendirme tabelaları olmadan bir kişi bir müzeyi ya da sergiyi gezebiliyorsa başarılı bir düzenleme yapılmış demektir. Böylece müze veya serginin iç anlamı, yerleştirme düzeni sayesinde yönlendirmeyi oluşturmuştur. Özetle; yön tabelaları olmadan gezebiliyorsanız, başarılı bir tasarım yapılmış demektir.


 


Yapı mimarlığı ile kent plancılığı aynı iş olmamakla birlikte kentin gelişimini anlamak için mimarın tasarım yaklaşımını bilmekte yarar var. Tasarımcı önce söz konusu binayı yaptırmak isteyenin talep ve beklentileri ile imkânlarını öğrenir. Bunlar mimar için tasarımın sınırlarını oluşturur.


 


Tasarım evreni ve kısıtları konusunda bilgilenmiş olan mimar yapının hangi amaçla kullanılacağı ile devam eder. Mevzuatın gerekleri ışığında bu amaca ve kısıtlara uygun olarak binanın (günlük yaşam, çalışma, ıslak zemin, tedarik, depo gibi) gerekli kullanım alanlarını belirler. Bu alanlar arasındaki (bağlantılar, geçişler, açıklık, kapalılık gibi) fonksiyonel ilişkileri düzenler. Bundan sonrası tasarımın teknik olarak geliştirilmesine kalır.


 


Bir yapı ile kenti tasarlamak arasında birkaç önemli fark var. Bina tasarlarken bir tane müşteriniz var; önemli olan, onun tatmini ve memnuniyeti… Bir kent söz konusu olduğunda ise memnun edilmesi gereken onbinlerden yüzbinlere kadar değişen büyüklüklerde bir kitle ile karşı karşıyasınız. Ayrıca bu büyük nüfusu oluşturan kişilerin birbirinden çok farklı talep ve beklentileri var.


 


İkinci olarak kentin planlanması bir binanın tasarlandığı gibi sadece mimarın (tasarımcının, plancının) elinde ve denetiminde değil. Kent planlamasında yaklaşım, insanların kent mekânını düzenlemelerinde yönlendirici, özendirici ve denetleyici olmak zorunda… Örneğin kentin imara açılan yeni alanları için kuralları ve kısıtları belirleyeceksiniz ama bu alanın hangi türden yapılarla iskân edileceği bina sahipleri ve yapı tasarımcıları tarafından belirlenecek.


 


Yukarıdaki genel çerçeveye bakarak; kentin büyümesini şekillendiren planlama, öncelikle kentin fonksiyonel alanları ile bu alanlar arasındaki ilişkileri belirlemeli. Ne sadece yeni veya dönüştürülecek alanlara (konut, iş merkezi, servis gibi) fonksiyonlar atamak yeterli ne de konuya sadece kentsel alanların birbirleri ile ilişkileri açısından bakmak uygun… Kenti büyütürken ve dolayısıyla planlarken yeni veya dönüştürülmüş alanlara kentin vizyonuna uygun (konut, iş gibi) fonksiyonel atamalar yapmalı; aynı zamanda bu alanların kentin diğer bölümleri ile (ulaşım, erişim, bütünleşme gibi açılardan) nasıl ilişki içinde olacağını öngörmeli.


 


Kentin büyümesi ile ilgili planların en büyük yanlışı, fonksiyonlar (yani öz) yerine fiziksel varlıklar (yani biçim) üzerinden planlama yapılmaya çalışılmasıdır. Örneğin bir kentsel bölgenin önce konut alanı olmasına karar verilir; ancak (otobüs, tramvay vb. gibi) ulaşım sorunu ortaya çıktığında bu alanı kentle ilişkilendirme konusu çözülmeye çalışılır.


 


Özetle; aynen yapı mimarlığında kentsel büyümeyi planlamanın mantığı da özden biçime doğru ilerler. Fonksiyon ve ilişki birlikte planlanır. Diğer yandan mimariden farklı olarak kentsel planlamada özendiricilik ve yönlendiricilik ön plandadır. Çünkü kentin büyümesinin planlanması, sadece başkan ve uzmanın niyetine bırakılamayacak ölçüde çok kriterli ve çok aktörlü bir iştir.