19 Kasım 2019 Salı 188 Okunma

İşsizlik Şartlarında Ekonomik Büyüme mi?

 


 


Ülkemizde dış dünyadan ve içeriden kaynaklanan nedenlerle sıklıkla yaşadığımız ekonomik krizler toplum olarak bizde bir yanılsama yarattı. Yaşadığımız ekonomik ve sosyal sorunların bu krizlerden kaynaklandığını zanneder olduk. Pazardaki pahalılığın, evdeki geçim sıkıntısının veya yakın çevremizdeki işsizliğin nedenlerini krizlere bağlamak kolayımıza mı geliyor acaba?


 


Gerçekten bugün yaşamakta olduğumuz sıkıntıların nedeni şu veya bu ülkeden kaynaklanan veya bir büyük devletin başkanının yarattığı krizler midir? Bunlar olmasaydı ülkemizin ekonomisi güllük gülistanlık mı olacaktı? Belki de yapısal bazı sorunlar var ve biz bu gerçeği yanılsamalı ve yanlış bakış açımız nedeniyle göremiyoruz.


 


Bilim çevrelerinde zaman zaman ülkemizin ekonomisini ilgilendiren araştırmalar yapılıyor. Bunların bir grubu da ülke ekonomisinin büyümesi ile işsizlik arasındaki ilişkiyi araştırmakla görevlendirmiş kendini. Ekonomik büyüme ile istihdam arasında ilişki araştırıldığında; akla ilk gelen büyüme ile birlikte istihdamın artması ya da bir diğer deyişle büyümeye bağlı olarak işsizliğin azalmasıdır. Ama ne yazık ki; kazın ayağı öyle değil.


 


Genel olarak Türkiye ekonomisi tarihsel süreç içinde incelendiğinde; sürdürülebilir ekonomik büyümenin sağlanamadığı ve işsizlik sorununun umut verir biçimde çözüm yoluna giremediği gözleniyor. Ekonomik büyümenin sürdürülebilir olmamasının ve işsizliğin süreğen bir sorun hale gelmesinin kendi başına, muhtemelen zaman zaman da ilişkili olabilen nedenleri var.


 


Ekonomik büyüme ile işsizlik oranı arasında ilişkiyi bulmaya yönelik çalışmalar, karşılıklı nedenselliği ortaya koyan sağlıklı bir sonuca ulaşmıyor. Tarihsel süreç içerisinde ekonomik büyüme ile işsizlik oranı arasında olumlu veya olumsuz sağlam ve sağlıklı bir ilişki görmek mümkün değil.


 


Biraz daha detay vermem gerekirse; işsizliğin azaldığı dönemlerde ekonomide de büyüme gözlenirken, ekonominin büyüdüğü her dönemde işsizlik oranının düştüğünü söylemek mümkün değil. Bir başka biçimde söylersek; işsizlik ile ekonomik büyüme arasında bir ilişki bulunabilirken, büyüme ile işsizlik arasında kabul edilebilir bir ilişki gözlenemiyor. Gerçekten 2000’li yıllardaki büyüme ve işsizlik istatistikleri incelendiğinde; yüksek büyüme sağlanan dönemlerde bile son derece yüksek işsizlik oranlarının varlığı gözlenmiştir. Bu durum da büyüme ve işsizlik arasındaki ilişkisizliği açıklayan kanıt olmaktadır.


 


Kendimize büyüme ve işsizlik arasındaki ilişkisizliğin anlamını ve açıklamasını sormak zorundayız. İstatistik olarak gözlenen bu manzara, ülke ekonomisinde uygulanan, başta büyüme olmak üzere makro ekonomik politikaların yanlışlığına açık biçimde işaret etmektedir. Konuya üretim faktörleri açısından baktığımızda; bu türden bir büyüme tarzının ancak emeğin durumunu dikkate almayan sermaye yoğun yaklaşım olabileceğine işaret ediyor. Bu sonuç, ekonominin oluşturduğu değerin büyük bölümünün, işgücü aleyhine olacak biçimde sermaye tarafından elde edildiğini kanıtlıyor.


 


Bu arada ülkenin üretim yapısında tüm sorunlara rağmen teknoloji kullanımın giderek arttığı ve üreticilerin maliyet düşümünü sağlamak üzere düşük istihdamlı tercihlere yöneldiği gerçeğini de göz önünde tutmalıyız. Adeta bugünkü küresel sert rekabetin tüm yükü ve sorumluluğu işgücünün sırtına yüklenmektedir. İşgücü de bunun bedelini daha fazla işsiz kalarak ödemektedir.


 


Ülkemizde başta sanayi sektörlerinde olmak üzere nitelikli emek sorunu olduğunu kabul etmemek mümkün değil. Ama bu duruma bulunacak çözüm de istihdamsız büyüme olmamalı. Eğitim kurumlarından başlayarak iş ve yaşam alanlarında meslek içi ve yaygın eğitimi dikkate alarak insan sermayesinin kalitesini artırmak durumundayız. Artık kamu ve özel sektör, bir işletmenin en değerli varlığının insan olduğunu ve işsizlik şartlarında ekonomik büyüme olmaması gerektiğini, olmayacağını kavramak zorundadır.